30 Temmuz 2018 Pazartesi

"where your mind want to go"


Uzunca zamandır yazmam gereken çok şey vardı, nedense sustum..

Bugün yazdığımdan da bir şey anlaşılır mı emin değilim.

Karşılıklı bir etkileşim olmayan bloğa yazı yazmak da, ziyadesiyle duvara konuşmak farkındayım. (=kendime söylüyorum da laf dinlemiyorum)

O nedenle bu yazıyı da kişisel tarihime not düşmek ve 5 yıl sonra geriye dönüp, ne hassasmışım diyebilmek için şuraya bırakıyorum.

Sinema hiçbir zaman çok bilmişliklerim ve çok sevmişliklerim alanında yer almadı.

İzleyince sevdim ama hiçbir zaman izlemek ilk amacım olmadı. Hepinizin malumu ot geldim, ot gidiyorum.

Gelin görün ki, az ve öz film izlemenin avantajı da “sevdim mi tam sevebilmem”, etkilenme eşiğimin düşüklüğü..

Demolition da işte tam böyle bir film benim için.

IF kapsamında kapanış filmi diye beklentisizce izlediğim film 3 yıl sonra ciğerimi dağlıyor ki, idrak kapasitemdir mi bilinmez benim genel olarak bir filmi sevme sürecim 2-3 yıl sonra tamamlanıyor..

Üniversitede bir arkadaşım, arada çok sevdiğim filmlerin en etkilendiğim sahnesini açıp izliyorum ve acayip bir mutluluk duyuyorum dediğinde pek anlayabildiğimi söyleyemem. Şimdi kendisinin bıraktığı yerden bildiriyorum...

Birkaç haftadır Demolition beynimde tekrar tekrar oynuyor…Ki oynuyordan ziyade çalıyor demek daha doğru, keza filmin nazarımda yer etmesinde müziklerinin etkisi yadsınamaz…

Ve tabii bir de şu sahne var…

Filmi izlemeyenler için ne ifade eder bilemem de, benim 0.22’de boğazıma bir şey düğümleniyor, 1.01’de o yumru kısmen dağılıyor…

İki gün sonra fikrim değişecek bile olsa şu sahne açık ara şu an dünyamın en hüzünlü sahnesi...

Hakkını veremesem de, ne mutlu ki sinema var...
 
KAMU SPORU: sanatı ve delileri seviniz..

ps. ruh halimi de bu video ile anlamlandıran Jake Gyllenhaal'e sonsuz hayranlığımı sunuyorum...

Hiç yorum yok: