18 Ağustos 2017 Cuma

"the consolations of philosophy"

“bitmeyen gecelerimin, gelmeyen sabaha karşılarımın, çabuk geçen günümün hızına yetişemeyen günbatımlarımın, bitmeyen düşlerimin, uzaktaki hayallerimin, dibimdeki hayalkırıklıklarımın, kalp çarpıntısı yapan aşklarımın, nabızsız ayrılıklarımın, aklı beş karış havadalıklarımın, değiştiremediğim pişmanlıklarımın, görmezden gelen kapalı gözlerimin, uzanmaya korkak ellerimin, birbirine çarpa çarpa uçuşan kelimelerimin, derin derin sızlayan kalbimin, gizli akan gözyaşlarımın, iç sesin gevezeliğinden uykuya dalamayışlarımın fon müziğini yapan müzisyen.” (Kurmacakafa)

Aslında amacım geçip giden yaşımın soundrack’i için seçtiğim Max Richter melodileri zerine sözlükte yazan bir şeyleri okumaktı. Sonra kurmacakafa’nın yukarıdaki entry’sini görüp, aslında bahsi geçen tek ortak paydamızın Max Richter olmadığını da anladım, ortaya ruhu ve aklı karışık bu yazı çıktı.

Geçip giden yaşımın ders notları;

35 yılın sonunda artık eminim ki, 24 saatimin sadece 3 saati karanlık olsa itiraz etmem. Uykusuzluktan öleceğimi de bilsem her gittiğim şehirde gün doğumuna tanık olmaktan vazgeçmem. Benim için ışık varsa hayat da var.

Dilim ne kadar susuyorsa beynim o kadar konuşuyor. Ve etrafımdakiler ne kadar çok konuşursa ben o kadar sessizleşiyorum. En son ne zaman gerçekten birini keyifle dinlediniz (akıl vermeden, bence böyle yap demeden), hatırlıyor musunuz?

Günümüzde anlamını yitirse de, benim için paylaşmak halen nitelikli ve kıymetli bir eylem. İnsanların paylaşmadığı anda öldüğünü varsaydığı noktada ketum olmak da bir yerden sonra bir arınma biçimi haline dönüşüyor.

Herkesin netice peşinde koştuğu bir iklimde beklemek, oluruna bırakmak ya da sabretmek herkesin anlamlandırabileceği bir şey değil. Bu nedenledir ki; sadece zamanla savaşmayı bırakabilenlerin anlayabileceği bir rahatlık bünyede vuku buluyor.


Nitelikli bilginin peşinde koşmaya sebep olan dışındaki her türlü merak gün geçtikçe nazarımda ayıp sayılıyor. Daha net söylemem gerekirse, sizin ilgi göstermek sandığınızı başkalarının nazarında densizlik sayılabilir.

Mazeret ne de kolay üretiliyor. Pes etmek ise 2 saniyeye bakıyor. Ama inanın bana doğruluğunuza inandığınız yolda pes etmemek de, buraya kadarmış diyebilmek de bir iç ses denkliği. Kendinize gerçekten güvenince ve zihninizi berraklaştırınca işaretleri yorumlamak çok daha kolay oluyor.
Kimse için koşulsuz mutluluk yok. Mutsuzlukla da yenilgiyle de barışılıyor.

Önemli olan kendinden razı olabilmek. Seni sen yapan her şeye bir “iyi ki” bulabilmek.

Genel hayat ricası/hatırlatması olarak da caylayik’in çok sevdiğim şu satırlarını buraya alıntılamak istiyorum.
“insan yaşıyor. o yüzden yolu bilen varsa önden gitsin. eğer yolu bilen yoksa bırakalım hepimiz kendi optimum hızımızda yol alalım. aynı hızda yürüyen insanlar illa ki vardır.


Ps. Kitap satırları Şimdi Yalnız Kaldınız Peyami Bey ile Hamdi Koç’tan. 
Ps.2; Meditasyon yapmak istiyorsanız Max Richter dinleyin, dinlettirin….

Hiç yorum yok: