30 Haziran 2017 Cuma

"i can't escape myself"

 
Zihnimi ve çalışma şeklimi tek kelime ile özetlemem gerekirse diyeceğim tek şey ”dağınık” olurduJ
Yıllardır düzen insanıyım diye algı oyunları yapsam da, dağınıklığın kaosunu yaşarken buluyorum kendimi. Öncelikle çalışma alanım hep dağınık. Çantalarım, valizlerim deseniz darmadağınık. My documents’im bunları ben bir sakin vakitte derleyip toplayım diye öylesine klasörlediğim sayısız eski dosya ile dolu. Ve en önemlisi yapacak çok şeyim varsa kafam dağınık. Bir işe 20 dk’dan fazla konsantre olmayı geçtim, aynı anda 3 iş yapmazsam ilerleyemiyorum. Bunu da multitasking gücü yüksek birey şeklinde etiketlenmek amaçlı değil, odaklanmaktan itinayla kaçtığım için yapıyorum. Yine de stresle nasıl başediyorsun derseniz, paralelde açtığım “diğer” sekmesiyle derim.

An’da kalmak günümüz popüler kültürünün sakız ettiği cümlelerden biri de olsa öz’ün gerçekliğini değiştirmiyor. Ömer Ceran’da okuduğu kitaplarla harmanladığı yazısında size bu gerçekliği bir kez daha hatırlatıyor.
Mutlu olmak net olarak bir tercih. Her sabah kendi tarafımızı seçiyoruz ve aldığınız karar aslında o gün içindeki tüm hislerimize de yön veriyor. Kolay mı, bence değil yine de denemeye değer…
Yazının benim için can alıcı noktası ise, hayatımın vebası kararsızlığıma ilişkin satırlar. Karar vermeye çalışırken fiziksel olarak acı çekmek, sürekli birilerine danışmak. İçinden bir sesin sürekli yanlış yaptığını söylemesi falan nasıl berbat bir his, yaşamayan bilmez. Ama işte kul kınadığını yaşamadan ölmüyormuş, seçenekler lüksümüz değil kabusumuz olabiliyormuş.
Asıl sıkıntı bilmenin çözmeye yaramaması. Bu farkındalıkla bu beceriksizlik çok acı vefakat bunu da başka bir yazı konusu yapıp, şimdi bu güzel yazının felsefesine dalalım. (=kendime söylüyorum da laf dinlemiyorum)
"Sahip olduğumuz seçenekler bizi özgürleştirmekten ziyade bizde felç etkisi yaratıyor.
Çok fazla seçenek sunulduğunda kararsız kalıyor ve karar veremiyoruz. Seçim yaptığımızda, daha az seçeneğimizin olduğu bir ihtimale göre çok daha az tatmin oluyoruz. Ne kadar çok seçeneğimiz, olursa tercih etmediğiniz seçeneklerin çekici taraflarıyla mutsuz olmak da kolaylaşıyor.
Burada temel sorun beklentiler. Seçenekler artınca beklentilerimiz yükseliyor ve seçimimiz mükemmel olmak zorunda kalıyor. Tek bir seçeneğin olduğu ihtimalleri bir düşünün. İşler ters giderse bunun sorumlusu sadece evren olabiliyor. Ama yüzlerce seçenek varsa, tercih ettiğiniz bir seçenekten tatmin olmamanız durumunda sorumlu siz oluyorsunuz. Ve kendini suçlama başlıyor.
Bizi felç etmekten kurtaracak bu seçeneklerin bir sınırı olmalı değil mi? Bizi mutsuz eden beklentilerimizin bir sınırı olmalı değil mi?"
 

1 yorum:

krisalist dedi ki...

cevher buldum sanırım. iyi yazmışsın. naber yazar?