21 Aralık 2016 Çarşamba

"The real troubles in your life are apt to be things that never crossed your worried mind"


 
Gerçekten berbat bir yıldı. 
Bitince geçmeyecek biliyorum ama bunu da şuraya not düşmek isterim; seni hiç sevmedim 2016.
Düşününce geriye dönük hatırladığım en güzel an'lar 2 veya 3 Ocak’ta kalıyor. Mübalağa yapmıyorum her keyifli anı takip eden bir karanlık çıkageldi.
Kendi adıma dev başarısızlıklar ve hayal kırıklıkları ile dolu ama kendimi unutacak kadar da çok kişinin acısına tanıklık ettim.
İnsan olmak galiba bir yerden sonra kendini unutmak demek ki, etrafınızdaki insanlar yaralar alırken mutlu olabilmek de ayıp kaçıyor artık.
Bu yazı sayesinde yıllardır aradığım South park repliğini buldum. Mümkün mertebede acıya ve hayal kırıklıklarına bu şekilde yaklaşıyorum. Ve bakmayın her şeye rağmen sonsuz bir şükran var içimde. Yeni yıldan da sadece her şeye karşın yine de umut edebilmeyi diliyorum. Tabii beden ve akıl sağlığımı da koruyabilirsem bahtiyar olurum.
Well yeah, and I'm sad, but at the same time I'm really happy that something could make me feel that sad. It's like, it makes me feel alive, you know? It makes me feel human. And the only way I could feel this sad now is if I felt somethin' really good before. So I have to take the bad with the good, so I guess what I'm feelin' is like a, beautiful sadness. I guess that sounds stupid.
ps. halen okumayanlara da Berkun OYa'nın yeni yıla dair mahalle baskısı yazısını da temcit pilavı gibi ikram ederim.

19 Ağustos 2016 Cuma

"gençlik biter, alışkanlık düşmana keser"




Yazmasam da okunmasa da bu blogda yıllık değerlendirme yazılarımdan vazgeçmeye niyetim yok…
Yolun yarısına koşar adım ilerlerken, şu geçen senenin genel hissiyatını not düşmek kişisel tarihim adına boynumun borcu.
Yine tümden geleceğim, bu yaşımı ben pek sevmedim. Güzel şeyler de olmadı değil ama çoğunlukla tatsız şeyler kaldı aklımda. Ya da şu an bir buruk tat var bünyemde, onu tüm yaşıma malediyorum.
Tüm bağlılıklarımı bırakmaya, normalleşmeye yönelik adımlar atarken, farkındalık, psikolojik olarak her şeyi en küçük parçasına irdelemek, sorgulamak gibi sevdalara girdim.  Her hadisenin arkasında yatan gerçek nedene inmek gibi hobiler edindim, gözlemledim, dinledim ve netice insanların pek de gerçekle yüzleşmeye hevesli olmadığını öğrendim. Dil ile gerçek o kadar farklı ve insanlar kendini kandırmaya o kadar hevesli ki, insanlık adına en çok buna üzüldüm.
Kararlar aldım, uygulayamadım. Niyetler edindim, yollara giremedim ama mental olarak çok şeyi değiştirdim. Bundan önceki değişimlerimi herkes farketti de, bu sene olanlar daha bir bende kaldı sanki. Empati yapmaktan, etrafımda dillenmeyen ama hissedileni iliklerime kadar farkındayken, mış gibi yapmaya çalışmaktan yorgun düştüm.
Kısacası ömründen Salı günü manasızlığında bir yaş geçti. Ve bu yaşı tek bir cümle ile ifade edecek olsam şöyle derdim;
“Bir şeyi başaramamıştım ve bunun tam olarak ne olduğunu bilmiyordum”
(Ben kalp Eldivenler by Murathan Mungan)…Aslında nere-ler-de başarısız olduğumu da biliyorum da, her zaman kabullenmek ile bunu sesli itiraf etmek aynı senkronizasyonda olamıyor. O noktayı da kendime gelişim alanı olarak belirliyorum.
Kaldı ki aslen başarı olmadan da mutlu olmam gerektiğini ya da başarılı olamayacağımı kabul etme dönemimdeyim. Depresif miyim fazla mı derindeyim onun da kararına siz varın artık.
Ps. Blogdaki ergen ruhumu korumak adına, bu şarkının soundrack’i olarak da bugün ilk defa (bu yazıyı yazarken) denk geldiğim Sertab Erener ve Tek Başına şarkısını iliştiriyorum.
ps.2. Başlık şarkısı ismi güzel, varlığı etkileyici kadın Kalben'den Ömür Geçer.