29 Temmuz 2015 Çarşamba

"Don't be afraid of it or what other people think of it"


 

 
Uzun zamandır bölük pörçük kitaplar okuyorum. Geçtiğimiz günlerde Hamdi Koç’un satırlarına denk gelip, güzel bir kitaba ne kadar ihtiyacım olduğunu hatırladım. O kitabı bulsam ne zaman okuyacağımı bilmiyorum ama bir kitaba dalıp gitmeyi gerçekten çok özlemişim.

Aşağıdaki satırlar bir kitaba ait değil..Tesadüfen beni bulan ve okuyunca tam da bu dediğim satırlar olduğu için burada yer almasını ve halen blogumu okuyan azınlık’a da bir ayna tutsun istedim.

Ne mutlu ki bana, istediğim zamanlarda sürüden ayrılıp sadece kendi istediğimi yaptığım bir hayatım var. %100 bir memnuniyet veya mutluluk var mı bilmiyorum, ben böyle bir arayışta değilim. Elbette incir çekirdeğini doldurmayan şeylere üzülüp, takılıyorum ve halen kendimi çok önemsiyorum.

Buna karşılık, birileri istiyor diye, genel ortalama öyle diye bir şeyler yapmak zorunda hissetmiyorum kendimi. Tercihlerimin herkes tarafından kabul görmesi gibi bir derdim olmadığı için, kendi seçimlerimi yaşayıp, getirisini de götürüsünü de başımın üzerine koyuyorum.

Daha çok eksiğim var ama öğrenmek güzel..

Umarım aşağıdaki yazıda sizde bir ışık yakar..

 ps. Bu yazıya uygun şarkı da tereddütsüz Baz Luhrmann’dan everybody’s free to wear sunscreen.
 
HOW TO RUIN YOUR LIFE

Understand that life is not a straight line. Life is not a set timeline of milestones. It is okay if you don’t finish school, get married, find a job that supports you, have a family, make money, and live comfortably all by this age, or that age. It’s okay if you do, as long as you understand that if you’re not married by 25, or a Vice President by 30 — or even happy, for that matter — the world isn’t going to condemn you. You are allowed to backtrack. You are allowed to figure out what inspires you. You are allowed time, and I think we often forget that. We choose a program right out of high school because the proper thing to do is to go straight to University. We choose a job right out of University, even if we didn’t love our program, because we just invested time into it. We go to that job every morning because we feel the need to support ourselves abundantly. We take the next step, and the next step, and the next step, thinking that we are fulfilling some checklist for life, and one day we wake up depressed. We wake up stressed out. We feel pressured and don’t know why. That is how you ruin your life.

You ruin your life by choosing the wrong person. What is it with our need to fast-track relationships? Why are we so enamored with the idea of first becoming somebody’s rather than somebodies? Trust me when I say that a love bred out of convenience, a love that blossoms from the need to sleep beside someone, a love that caters to our need for attention rather than passion, is a love that will not inspire you at 6am when you roll over and embrace it. Strive to discover foundational love, the kind of relationship that motivates you to be a better man or woman, the kind of intimacy that is rare rather than right there. “But I don’t want to be alone,” we often exclaim. Be alone. Eat alone, take yourself on dates, sleep alone. In the midst of this you will learn about yourself. You will grow, you will figure out what inspires you, you will curate your own dreams, your own beliefs, your own stunning clarity, and when you do meet the person who makes your cells dance, you will be sure of it, because you are sure of yourself. Wait for it. Please, I urge you to wait for it, to fight for it, to make an effort for it if you have already found it, because it is the most beautiful thing your heart will experience.

You ruin your life by letting your past govern it. It is common for certain things in life to happen to you. There will be heartbreak, confusion, days where you feel like you aren’t special or purposeful. There are moments that will stay with you, words that will stick. You cannot let these define you – they were simply moments, they were simply words. If you allow for every negative event in your life to outline how you view yourself, you will view the world around you negatively. You will miss out on opportunities because you didn’t get that promotion five years ago, convincing yourself that you were stupid. You will miss out on affection because you assumed your past love left you because you weren’t good enough, and now you don’t believe the man or the woman who urges you to believe you are. This is a cyclic, self-fulfilling prophecy. If you don’t allow yourself to move past what happened, what was said, what was felt, you will look at your future with that lens, and nothing will be able to breach that judgment. You will keep on justifying, reliving, and fueling a perception that shouldn’t have existed in the first place.

You ruin your life when you compare yourself to others. The amount of Instagram followers you have does not decrease or increase your value. The amount of money in your bank account will not influence your compassion, your intelligence, or your happiness. The person who has two times more possessions than you does not have double the bliss, or double the merit. We get caught up in what our friends are liking, who our significant others are following, and at the end of the day this not only ruins our lives, but it also ruins us. It creates within us this need to feel important, and in many cases we often put others down to achieve that.

You ruin your life by desensitizing yourself. We are all afraid to say too much, to feel too deeply, to let people know what they mean to us. Caring is not synonymous with crazy. Expressing to someone how special they are to you will make you vulnerable. There is no denying that. However, that is nothing to be ashamed of. There is something breathtakingly beautiful in the moments of smaller magic that occur when you strip down and are honest with those who are important to you. Let that girl know that she inspires you. Tell your mother you love her in front of your friends. Express, express, express. Open yourself up, do not harden yourself to the world, and be bold in who, and how, you love. There is courage in that.

You ruin your life by tolerating it. At the end of the day you should be excited to be alive. When you settle for anything less than what you innately desire, you destroy the possibility that lives inside of you, and in that way you cheat both yourself and the world of your potential. The next Michelangelo could be sitting behind a Macbook right now writing an invoice for paperclips, because it pays the bills, or because it is comfortable, or because he can tolerate it. Do not let this happen to you. Do not ruin your life this way. Life and work, and life and love, are not irrespective of each other. They are intrinsically linked. We have to strive to do extraordinary work, we have to strive to find extraordinary love. Only then will we tap into an extraordinarily blissful life.
 

 

9 Temmuz 2015 Perşembe

"i have burned my tomorrows, and I stand inside today"


 


Pek dillendirmesem de Acıbadem’de oturmayı seviyorum. Yemekle hatrısayılır bir derdim varken oturduğum Dikilitaş’ta  herhangi bir cafe veya restoran yokken, aç kalmayı tercih ettiğim bu dönemde restoranın cafenin ortasında yaşamak da  benim irade testim oldu. Varsın olsun we love challenges.
Yine de her akşam yorgun argın acıbadem caddesinde yürürken ve bu akşam da yemek yemeden uyuyabilsem diye irademle savaşırken, herkesin bir köşede itinayla yemek yemesine de ufaktan gıcık olmuyor değilim. Aslında sinir olduğum o saat itibariyle o kalabalığın sokakta ve enerjik olması ve benim buralarda bir yerlerde bir parti vardı da ben mi kaçırdım hissiyatı.
Spor kadar hayatımın bir parçası olan şey de uykusuzluk…Düzenli spor yaptığımı beni görünce anlamayabilirsiniz ama uykusuzluğum gözlerimin altından okuyabilirsiniz. Sıcaklar da gelince deliksiz bir uyku benim için hayal oldu. Neyse ki Suits var da, tavana bakıp kendime sinir olmak yerine saçma sapan saatlerde Harvey Specter izleyerek mutlu oluyorum.
İnsanın kendini bilmemesi, farkındalığının yerlerde sürünmesi en büyük derdim. Bu noktada millete burun bükerken ben neredeyim ki sorusunu da itinayla kendime soruyorum. aksini düşünen olmadığını bilmekle birlikte ben gerçekten de sorunlarımın farkındayım diye düşünüyorum. Benim derdim, o sorunun kök nedenine tam olarak inememek ve bu paralelde de bir çözüm üretememek. (bu kadar antin kuntin eğitimin sonunda gelebildiğim nokta bu)
 Ve hayatı gözlem üzerine kurulu bir insan olarak da, etrafımda binlerce çatlak olduğunu düşünüyorum. Spot resminde dediği gibi gerçekten siz de en fazla etrafınızdakiler kadarsınız, bu nedenle ben de normal değilim evet ama yine de etrafımdakiler kadar anormal olduğumu düşünüyorsanız lütfen kamu spotu olarak bana“bir kendine gel” diyin.
İnsan sevmesem de hayatımın bu dönemini politik insan seviciliği ile geçiştiriyorum. Kısacası yapmacık bir şey olup çıktım ve “not my type” diye nitelendirdiğim hal ve tavırlarımdan ötürü kendimden de açık ara nefret ediyorum.
Nihayetinde arkadaşlar iyidir ve gerçekten az ama öz iyi arkadaşım da var ve bu yeni tanıdığım insanlara dair maceralarımı onlara anlatarak bu sahtelikten nispeten de olsa arınıyorum. Ve aslında bu kadar çok çeşit insan olmasına da, insanların irili ufaklı sayısız derdi olmasına da gerçekten üzülüyorum.
Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
Spor ayakkabı konusunda obsesyona giden bir durumda ilerlediğimden nike designer’larından ricam, bir süreliğine de olsa durmaları. Ben ne alırsam alayım, onlar yenisini ürettikçe benim hevesim hiç sona ermiyor. Sonu gelmeyen değişimlerime almama ve az ile yetinmeyi de eklediğim gün hayattan emekliliğimi isteyeceğim sanırım. Onu öğrenemeden gideceksem de vasiyetimdir tüm kılık kıyafetimi de gerçekten ihtiyacı olanlara ulaştırın lütfen.  
Komşu Fırın’ın niye kahveli dendiğini bilmediğim içinden çikolata akan kurabiyesini yıllar yıllar önce ilk yediğim anı dün gibi hatırlıyorum. Ve diyetti sağlıklı yaşamdı diye kendimi kandırsam da, tüm karbonhidrat kaçamaklarımı kendisi üzerine inşa ediyorum. Ne mutlu ki Kanyonda ve ev yolumun üzerinde Komşu Fırın yok da, kırk yılda bir gerçekten kaçamak niyetine ruhumu çikolatanın güzelliğine teslim ediyorum.
Düşünen Spor Dergisi Socrates’e duyduğum sevgi ve ilgiyi twitter üzerinden sıklıkla ifade ediyorum ama derginin genel yayın yönetmeni Caner Eler’e duyduğum hayranlığın boyutunu henüz kelimelere dökebilecek durumda değilim. Socrates ve sporsever güzel insanlar üzerine ayrı bir yazı yazmak niyetiyle, şimdilik Socrates’in ömrünün uzun (siz de benim gibi 4-5 tane dergi alın, bir tane ile yetinmeyin) Caner Eler’in sağlığının çok daha iyi olmasını diliyorum.   
 
ps. başlık şarkısı Unkle ile Burn My Shadow