26 Haziran 2015 Cuma

"We can find an easy way out, we can find an exit out"


Genetik koduma tanımlanmış alışveriş tutkusu yok olmasa da, yıllar içinde alma tutkumun gerekçeleri değişiyor.

Mesela bu dönem itinayla spor ayakkabı çeşitlerini araştırıp, ufacık bir şey almak için girdiğim markette uzun vakitler geçirebiliyorum. En komiği ise, yurt dışından şarap, peynir vb yerine meyveli yoğurt veya activia taşıyorum.

Spor ayakkabı hadisesi ise daha derin. Alma istediğimin de, beğendiğim modellerin de sonu yok. En son Amsterdam’da 3 saat Nike Air Jordan modeli bakıp, en sonunda ayağımda çok çirkin durduğu gerçeğini kabul ederek, hevesimi ötelemiştim ama  başlayan indirimlerle birlikte kafamda deli sorular ve modeller dönmeye başladı.  Ben ki çok alışveriş yapsam da, her ürün için bir üst sınırım vardır, onun ötesini ödemem diye düşünürdüm, spor ayakkabısında bunu da aştım, çoluğun çocuğun rızkını iki lastik pabuca seve seve yatırıyorum. Ve ne ilginçtir ki Nike ile New Balance ile derin duygular yaşarken, Adidas’tan da bir o kadar uzak duruyorum. Bilinçaltımda bir yerlerde Adidas’a dair tuhaf bir önyargı var ve mağazalarının içinden bile girmiyorum.

Spor yapmaktan değil ama spor salonu insanlarından da sıtkım sıyrıldı. Spor yapan sağlıklı olur mantığına inat, türlü türlü çeşit!! insanla muhatap olma zorunluluğu fiziksel efordan daha çok yoruyor beni. İnsansevmezliğim de zirveye oynadığım günlerde, bunca zamandır süregelen spor manyaklığımın sonucunda şekil şemal olarak da bir başarı hikayesi anlatamıyorum size. Aynı formda biraz daha kaslı (semi-zeyna) olarak hayatıma devam etmek de, genel başarısızlık hikayelerim içinde yerini alacak sanırım.

Hayatımda değişmeyen bir şey kalmadı ama en çok ne değişti deseniz, sanırım damak zevkim derim. Yani aslında eskiden yemeklerin çoğuna dair önyargım vardı, şimdi sadece deneyerek elde ettiğim bir yargım var. Yine de bu meyve salatası yoğurt ve biber reçeli üçlüsünü birlikte yiyip, çok da beğenmemi açıklayamıyor. Neden bu kadar ayarsızımın sorusunun cevabını ben de bazen merak ediyorum.

Mevsim itibariyle, su altında dinlemesi en keyifli şarkılar diye liste yapma vaktim geldi. Su geçirmez kulaklığımı koşarken de kullandığım için playlistim biraz orta yolcu oldu. Türkçe şarkı sayısı da sanırım 5’te kaldı. Bunlardan ikisi Mor ve Ötesi’nin Son Sabah’ı ile Oyunbozan. Oyunbozan’ını ilk defa Aralık 2012’de dinlemişim. 2013’de bir dönem peynir ekmek niyetine şarkıyı dinlediğim oldu. Ve hala da bu ergen ruhlu şarkıyı çok seviyorum. Ufak tefek birkaç sorun mu var, geçer geçer zaman şu an yalan. Nedir ki bak silindi hafızam faslının devamında gelen ölüm kadar rahatmış ayrılık vs. hayat kadar yalanmış ayrılık lafları da nazarımdaki en güzel şarkı sözlerinden.

Hayatımda ilk defa bir yerde müdavim oldum ve sanırım mutluluktan öleceğim. Kanyon kahve dünyasından içeri girer girmez hazırlanan kahvem ve gördüğüm ilgi sonunda, kahve içmeye tövbe etsem de aynı kahveyi almaya itinayla devam ederim sanırım.

Yine daldan dala oldu ama kafamı toplayıp bir yazı yazmaktan o kadar uzağım ki şu sıralar, tarihe not düşmek adına aklıma geleni sıraladım. Bu halde bile halen bloğu okuyanlara da ayrıca teşekkürlerimi sunuyor, daha çok yazabilme umuduyla satırlarıma son veriyorum.   
 
ps. başlık şarkısı easy way out ile other lives