10 Mart 2015 Salı

"cause I’m looking for a miracle"


 
Bilen bilir, kişiliğimin mayası ayarsızlık ve obsesiflik üzerine kurulu. Bu nedenle de hayatımın her alanında bir şeyi sevmek ile tüketmek arasında pozitif bir korelasyon mevcut.

Tüketimin toplumunun ileri gelen neferlerinden biri olarak, tüketmek için sadece maddi bir unsur aramam, maneviyatta da iyi tüketiciyimdir. Bir de hakkımı yemeyelim, kendime gündem yaratmada ve tüm hayatımı o gündeme endekslemede bir uzmanım.

Kendimi gündemden soyutlayarak, tamamen kendi dünyamda varolduğum twitlerimi okuyorsanız bu dönem gündemimin de spor ve sağlıklı yaşam olduğunu az çok biliyorsunuzdur.

İnsanların hayatlarında bir şey değişir ama geriye dönüp baktığında bu değişimi tetikleyen şey nedir anlayamazlar ya, işte tam da bu nedenden bu sportif maceranın tarihçesini buraya not düşmeliyim.

Yıllardır kendime ve çoğu insana göre düzenli bir spor salonu üyesiyim. Her sene farklı bir spora odaklanıp, genelde o ağırlıkta hareket ettim ve keyfime göre de bir yol çizdim. Geçtiğimiz yıl ise hiç olmadığı kadar yüzdüm, öyle ki spora gidip, cardio alanına hiç ayak basmadığım zamanlar oldu.    

Sonra bir gün havuz tadilata girdi, ben mecburen cardio yapmaya başladım. Ve nasıl oldu bilmiyorum ama beni çok sıkan cardio aletlerinde hatrısayılır zaman geçirmeye başladım. Sportif alandaki en temel kural da kendini gösterdi ve yaptıkça daha çok yapıp, keyif alır oldum. Sonra bu işle bu kadar zaman harcıyorum ama ne kadar doğru yapıyorum, bir uzmana mı danışsam diyerek, hayatımda aldığım en doğru kararlardan birini alarak olaya bir de personel trainer dahil ettim.

Ve işte o nokta, benim kişisel tarihimin dönüm noktalarından biri oldu.  Hiç de her şey birdenbire olmadı. Ben farkında olmadan mentalite ve kondisyon açısından kendimi yavaş yavaş bu buluşmaya hazırladığım için bu buluşma bana çok şey kattı. Bir kere hayatım tamamen spor oldu. Spor yapmadığım zamanlarda da spor konuşur oldum ve bundan da gayet memnun oldum.

Plan programlarımı sportif faaliyetlerime göre düzenlediğim için, dünya iticisi bir insan/çalışan oldum. O kadar acı çektiğim için, beynimi kullanmayı bıraktım, orta dereceli aptal oldum ve bundan hiç de pişman olmadım.

Anlayacağınız Kasım ayından beri, hayatımda bir spor rüzgarı esiyor. Orta dereceli aptal olsam da bu yazıyı okuyan çoğu kişinin hayatının bir döneminde bu rüzgara kapılarak, 7/24 spor düşündüğünü ve sonrasında da normal hayatına geri döndüğünü biliyorum. Ama siz de bilirsiniz ki, insan hayatının en büyük umut taciri “benimki farklı olacaktır”  motivasyonu. Ben de bu kapıldığım rüzgar hiç bitmesin diye itina gösteriyorum.
 

Ve inanın bana bu mücadele pek kolay olmuyor. Yani ben obsesif ve inatçı olduğum için hayatıma bu düzende devam etmekten  kendi adıma çok memnunum. Ama işte herkes her şeyi çok bildiği için, sağolsun herkes bu sürece dair sayısız görüş bildiriyor. En bayıldığım ise, bu halin sürdürebilir olmadığı ve bıraktığımda durumun çok kötü olacağı yorumları.

Yaşadığım- çalıştığım-spora gittiğim yerlere dair yapılan klişe yorumlara ise hiç girmiyorum çünkü gerçekten de ağzı olan konuşuyor.

Sorun şu ki, insanlar benim bir şeye karar verdiğimde kimseyi dinlemeyeceğimi pek bilmiyor ya da anlamak istemiyor ve beni tanısa da yorum yapmadan duramıyor.

Ve daha da kötüsü, bağzı mutsuz insanlar sizin mutlulukla/keyifle yaptığınız bir şeye gölge düşürme konusunda uzmanlar. Şu yaşımda ve aşırı dozdaki farkındalığım ile olan bitenin sadece kendime fayda/zarar verdiği bir süreç için “hiç normal değil bu hal” diyenlere bazen içimden bazen de sesli olarak şunu diyorum” normal olmayı isteyen kim?”

Anlayacağınız kendim için olağan bir obsesyon sürecindeyim.

Hayatımın odağında spor olmasından pekala çok mutluyum. Ve mutluluktan gözüm kör olmadığı için, bir başka yazıda da bu işin doğrusu yanlışı ve manyaklıkları üzerine eğileceğim.

Ve herkese söylediğim bir şeyi buraya da eklemeden yazıyı bitirmeyeceğim, spor bağımlılığı bir metropol yalnızları travması olarak başlıyor. Ama sonrasında seratonin bağımlısı oluyorsunuz ve hayatınızı sporla paylaşmayan insanlardan da siz kaçıyorsunuz.

 ps. Başlık şarkısı olarak Miracle'ı seçince manidar oldu da, benden miracle falan çıkmaz, ona da bir sonraki yazıda ayrıca değineceğim.

8 yorum:

varol döken dedi ki...

Ben

varol döken dedi ki...

Robot

varol döken dedi ki...

Değilim

varol döken dedi ki...

Alkolü bu kadar övsen buna katılmazdım ama spor insanın temel ereğidir. Metabolizma olarak da dna olarak da spor yapmaya eğimli ve meyilliyiz. Salgıladığı hormonların esiri olmak, başka birçok şeyin esiri olmaktan iyi. Hani bilirsin hepsini denemişliğim var.

Spor hele ki keyif aldığın bir spor ömür boyu tutar seni. Benim gibi kış geldi spor bitti gibi yanlış düşüncelere kapılmazsan bunun hayatının temel noktası ve geri kalan her şeyin de buna göre ayarlanabilir olduğunu göreceksin.

Kaldı ki öyle olmasın. Bugün sana bu akılları verenler yarın gelip hesap mı soracak ya da sen üzülünce sana başka bir alternatif mi sunacak. İnsan kendinde göremediği şeyi başkasından çekip almak ister. Herkes koşmak ister ama kenarda da milyonlarca kıskanç seyirci vardır.

O yüzden spor yolunda benden sana sonsuz destek. Atla yüz kikboks yap, tenis oyna, fark etmez. Personal trainer da iyiymiş, ben de tenis hocası tutmuştum zaten. Sonuçları buradan daha sık paylaş, önümüz yarı İstanbul maratonu benim de gaza gelmeye ihtiyacım var:)

malumafatrus dedi ki...

sen robot değilsin mamafih senin bloğa yazdığın yorumlar artık mailime gelmiyor. Ancak bloğa girip, yazının altında yorumunu görebiliyorum. Robot değil de, hayalet yorumcu mu oldun acaba:)

malumafatrus dedi ki...

hakkını yiyeceğim muhtemelen ama bugüne kadar bana destek vermene şaşırdığım yazılardan biri oldu bu yazı.

Bu yüzden öncelikle motivasyonun için teşekkür etmeliyim. Hele ki, " İnsan kendinde göremediği şeyi başkasından çekip almak ister. Herkes koşmak ister ama kenarda da milyonlarca kıskanç seyirci vardır." cümlelerine tüm kalbimle katılıyorum.

Bana spordan bahset dersen, sürekli olarak konuşabilirim. Kaldı ki bu sıralarda herkesle bu gündem üzerinden konuşuyorum. Twitter'a da iç hissiyatlarımı döktüğümden, okuyanı bayma noktasına pek yakında geleceğimin farkındayım.

Bu serinin devamı olarak bir yazı yazmayı planlamakla birlikte, sana ayrı bir mektupta da bu deliliği istatistiki verilerle anlatmak niyetindeyim.

varol döken dedi ki...

Bir süredir böyle neden bilmiyorum sürekli mail delivery hatası veriyorum her yorumum. Ne sorunu anlayabildim ne çözüm üretebildim. Ben de ne varsa analogda var diyip gelip elle yokluyorum:)

Bana haksızlık etmiş olmazsın öyle dersen genel olarak çok şeye karşıyım:) Ama spor dediğim gibi insanın temel amaçlarından biridir. Mamuttan kaplandan kaçmak için avcılık için falan kodlarımıza ilişmiş her türlü bedensel faaliyet.

Ayrıca ne kadar iyi geldiğini geçen yazdan kendimden biliyorum:) Sana da inşallah o kadar hatta çok daha fazlası kadar iyi gelir.

varol döken dedi ki...

E hani Bozcaada koşusu yazısı?