12 Kasım 2014 Çarşamba

"denize kıyısı olmayan insanları hiç sevemedim "


Bu yazı buralarda bir yerde dursun…Bir umut, aklını çocuğuyla bozan tüm ebeveynlerin kulağına da  küpe olsun.
Benim bir oğlum var..

Üç yaşına basmak üzere olan bir oğlum var. İyi bir insan olsun istiyorum. Dürüst olsun. Çalışkan olsun. Büyüklerini saysın. Küçüklerini sevsin. Sevildiğini ve ona her zaman güvenen bir ailesi olduğunu bilsin. Ama o, ailesine değil, en çok kendine güvensin. Her zaman elinden gelenin en iyisini yapan bir insan olsun. Elinden gelenin daha azıyla yetinmesin. Değerleri olsun. Gerekirse uğruna her şeyini feda edebileceği değerleri. Eğilmesin, bükülmesin. Kimseden fayda ummasın, kol kanat dilenmesin... Fikri, vicdanı, irfanı hür olsun...

Paylaşmayı bilsin. Ödünç aldığını geri vermeyi unutmasın. Doğru bildiğini yapmaktan çekinmesin. Konuşmak kadar, dinlemeyi de önemsesin. Dünyanın en iyi hatibi de olsa, dinlemenin konuşmaktan daha değerli olduğunu öğrensin. Kibar bir insan olsun. Başkalarına değer versin. Dedikodu yapmasın. Zor da olsa her zaman doğruyu söylesin. Oyun oynayacaksa, adil oynasın. Kuralına göre, centilmence oynasın. İşler zora girince mızıkmasın. Ne hak yesin, ne hakkını yedirsin...

Olur olmaz şikâyet etmesin. Zırt pırt ağlamasın. Affedici olsun. Sahip olduklarına şükretmeyi bilsin. Sabırlı olsun. Tabii mümkünse akıllı, yetenekli ve şanslı da... Etrafta küçük padişahlar gibi dolaşan çocuklardan olmasın... Hani her istediği alınan, her dediği yapılan... Hastalanmasın diye misafirlere galoş ikram edilen, sadece çizgi film seyredilen evlerde yaşayan... O uyanmasın diye alçak sesle konuşulan ama kendisi bar bar bağıran... Yok valla, o evlerden olmadı, olmasın bu ev. Benim oğlum, saltanatın bittiğini, bu ev sınırları içinde ya da dışında padişah olamayacağını anlasın.

Ha buna karşılık birey olduğunu da bilsin. Bu ailenin bir ferdi olduğunu, sözünün dinlenmesi için 18 yaşına gelmesi gerekmediğini, mantıklı bir şey söylüyorsa kabul edeceğimizi, tehlikeli bir şey yapıyorsa pek tabii engelleyeceğimizi, tehlike arzetmeyen her şeyin başkalarını rahatsız etmiyorsa serbest olduğunu, ona ‘koşma düşersin’ bile demeyeceğimizi, aksine koşmasını ve düşerse bir şey olmayacağını görmesini istediğimizi bilsin... Bu ev sınırları içerisinde ne anne-baba olmanın abartıldığını, ne çocuk olmanın azımsandığını düşünmesin...

Şımarık olmasın benim oğlum. Arsız olmasın. Dağıtırsa, toplamak zorunda olduğunu bilsin. Kadın-erkek işi diye bir ayrım olmadığını, ‘su getir’ derse o suyun başından aşağı döküleceğini, başka çocuğun elindeki oyuncağı çekip almasına izin vermeyeceğimizi, insan gibi almayı bilmiyorsa, o oyuncaktan kusur kalacağını tahmin etsin. Hak ve sorumluluğun kol kola yaşadığını, sorumluluklarını üstlenmeden haklarının olamayacağını anlasın. Ne 8, ne 18 yaşında silahla oynamasın benim oğlum. İçki içecekse kendi bilir ama ağzıyla, adabıyla içsin.

Yapması gereken bir işi yaptığı için övünmesin. Gerim gerim gerinmesin. Bizim ailede dürüstlüğün ve çalışkanlığın meziyet sayılmadığını, herkesin zaten öyle olması gerektiğini beklediğimizi bilsin. Düşene bir tekme de o vurmasın. Köşeyi dönmeyi beceri saymasın. Başarının eşiğinden atlayınca kavuşulacak bir kapı değil, basamak basamak çıkılacak bir merdiven olduğunu ama her çıkışın bir de inişi olabileceğini unutmasın. Haksızsa özür dilemeyi bilsin ama abartmasın. Varsın biraz naif olsun ama yalaka olmasın.

Gündem ne, sen ne yazmışsın demeyin. Duydum ki; “TT Arena’dakilerin babaları belli değildir” diyenler olmuş, en azından anneleri kim bilsinler istedim.

(Radikal Gazetesi - 19/01/2011) Banu Yelkovan

ps. başlık şarkısı Konuşulacak Şeyler ve Yüzyüzeyken Konuşuruz

ps.2 Instagram'dan takip ettiğim kadarıyla da Aras'a ve hayal dünyasına bayılıyorum.

 

9 Kasım 2014 Pazar

"her gün her şeyin aynı olduğu bu yerde, bir tekinsizlik var ileride"

 
Son zamanlarda;
Spor salonunda hatrısayılır bir süre geçiriyorum. Sabit ruhum her koşul ve şartta kendini gösterdiğinden, spor salonunda da vaktimin çoğunu aynı konum ve alette geçiriyorum. Konumumu koruyabildiğim sürece de eurosport’ta spor namına yayınlanan her türlü aktiviteyi izliyorum. Maçlar zamanın hızlı geçmesine sebep olurken, her zaman olduğu üzere tuttuğum taraf koşulsuz şartsız yeniliyor. Bazen spor adı altında abudik gubudik atraksiyonlar da yanılıyor ama koca ekran bir şekilde dikkatimi çekiyor.
Twitter’da yazdım, görsel anlamda izlemesi en keyifli takım sporu voleybol iken; bireysel sporlarda ise tenisi es geçiriyorum. Yugoslav ekolüne saygım her şekil ve şartta devam etse de, tenis’te gönlümü Djkovic’den alıp, Federer’e verdim. Kendi programımı nefes nefese sonlandırmaya heves ederken, maçı başlarsa bana bir enerji geliyor ve sportif faaliyetlerim gönüllü olarak uzuyor.
 
Lokasyonum tv ile birlikte basketbol sahasının da karşısında olduğu için, bir de içimden yetenek avcılığı yapıyorum. Düzenli basketbol oynayan çoğunluğa dair ciddi fikriyatlarım var ve artık kendimi meşgul etmeye nasıl kanalize olduysam,atılan şutların basket olup olmayacağını tahmin etmek en büyük hobim oldu. Teknik anlamda başarılı küçük bir yüzde olsa da, çoğunluğun basketbol oynamaktan anladığı iyi şut atmak olduğundan, maçlar da maalesef pek keyifli olmuyor.
Tenise geri dönmek gerekirse, eurosport’un ilk 10 listelerinin biri de bacak arasından kazanılan sayılara ait ve sırf bu liste bile kendisine duyduğum sevginin artma vesilesi. Gerçi açık konuşmak gerekirse, kendisinin tenisteki başarısından ziyade yakışıklı olmamasına rağmen dünya sempatiği bir gülüşe sahip olmasına; twitter ve instagram’daki hallerine bayılıyorum. Kendisinin 2’şer ikizden, 4 çocuk sahibi olmasını ise şaşkınlıkla karşılıyorum.
Sportiflikten konu açılmışken; envai çeşit diziden sadece Gönül İşleri’ni düzenli olarak izliyorum, o da sağolsun içinde hatrı sayılır dramı içeriyor. Gelin görün ki, dramla birlikte birçok güzel insan evladını da içinde barındırdığı için, içimdeki ergen ortaya çıkıyor.
 
Dizilerin çoğu birer birer yayından kalkar da, TV’de denk gelemezseniz diye dizinin güzel süprizi Can Yaman’ı genç kızlara takdim etmek de bana düşüyor. Can Yaman, sadece 25 yaşında bir avukat ve ilk dizisi de Gönül İşleri. Pamir Pekin ile birlikte kendisi, dizinin esmer güzelleri. Bayılarak izliyor, dizinin de ömrünün uzun olmasını diliyorum.

Konuları bulamaç ettiğim için, toplu taşıma ve insan nefretimi de ayrı bir yazı ile dile getirmek üzere huzurlarınızdan ayrılıyorum.
ps. başlık şarkısı Son Feci Bisiklet ile Rahatsız Vals