20 Ekim 2014 Pazartesi

"Neden insan ayıpladığını yaşamadan ölmüyor?"



Şu an olmak istediğim yerde misin?

Değilsen seni oradan uzakta tutan da aslında sen değil misin?
Kendinle barışmak için ne yapman gerektiği aslında çok basit.Yaşadığın anı anlamlı kılmak, bir amaç edinmekle başlayacak. Korkma, çünkü kaybetmek aslında en iyi öğretmen. Ve sen "sana" güvenirsen, karşına çıkacak tüm yokuşları da kolayca tırmanacaksın. Doğru zamanda doğru adımı atabilmek için öncelikle ne istediğini bilmelisin.

Bilmediğin yollar tehlike değil, güzellik vadediyor. Alışılmışın ve bilinenin konforundan çık artık ve sınırlarını egale et,

Rüzgarı arkana al ve kendini sabote etmekten vazgeç.
Gerçekten mutlu olmak istersen (ve buna izin verirsen), aslında bir engel olmadığını sen de göreceksin...
 

7 Ekim 2014 Salı

"Yamalı laflar,dilim dönmüyor; yaralı yollar, kimse gitmiyor"


 
Bu yazın başında okuyup da pek hayran olduğum Varolmayanlar, isminden de anlaşılacağı üzere Tutunamayanlar'a selam eden kitaplardan. Geçen yaz doğum günü hediyesi olarak kusburnuna sipariş verdiğim Tutunamayanlar'a ufak bir giriş yapıp sonrasında kitabı ileride görüşelim diye hızlıca kitaplığımdaki heybetli yerine kaldırmıştım. Okusaydım belki aşağıdaki satırları daha önce bloga taşırdım. 

Belki de aşağıdaki satırlar Tutunamayanlar'da yer almıyordur. Varolmayanlar'ın yazarı Doğu Yücel, kitabın bitirilmeyeşine güvenip böyle bir referans vermiş de olabilir, kitabı bitirmeden bundan emin olamayacağım. (Aslında es verilmeyen, nokta konulmayan paragrafın uzunluğu Oğuz Atay için sağlam bir referans da, emin olmadan konuşmayı tercih ediyorum)

Varolmayanlar'da Tutunamayanlar'ın 141. Sayfası referansı ile paylaşılan (elbette o sayfaları kontrol ettim, yoktu) paragrafı da, varolmayanların tamamını da şiddetle öneriyorum. halka hizmet amacıyla da olsa, ben alıntılarken yoruldum, siz bu paragrafı bile okumayabilirsiniz ama yazanlar ne yapsın diye hepinizi empatiye davet ediyorum.

Söz konusu satırlar ne zaman yazılırsa yazılsın, insana ve sisteme dair çok doğru bir tespit.

Ben de daha önceki bir twitimle konuya dair fikriyatımı özetlemek isterim.

 Allah günah yazmasın ama kullarının sevilecek yanı yok..
 

"Mahkemede, suçlu sandalyesinde, bilerek ya da işledikleri suçları bilmek zahmetine katlanacak kadar dahi düşünmediklerinden bilmeyerek, eziyet eden, hor gören, aşağılayan, ihmal eden, aldırmayan, unutan, kötüleyen, alay eden, ıstırabı paylaşmayan, insanlar arasına duvarlar çeken, küçümseyen, çaresiz bırakan, yalnız bırakan, terk eden, baskı yapan, istismar eden, ezen, cesaret kıran, iyilik etmeyen, değer vermeyen, kalbi temiz olmayan, doğruyu yanlışı gösteren, samimiyetsiz, insafsız, korkutan, yanına yaklaştırmayan, başkasının yaşama hakkına saygı duymayan ve kendinden memnun olabilmek için her davranışı meşru sayan onlar,  yani bizim küçük kalabalığımızı hava sızdırmayan tabakalar halinde üst üste saran, nefes almamızı dahi engelleyen, yani mahallemizin bütün bileği kuvvetli ve içi boş küçük kabadayıları ve onların büyük ortaklıkları, yani esasında sayıca üstün olanlar, yani her zavallıdan daima bir rütbe bir kademe bir sınıf yukarıda olanlar, yani şekilsiz hüviyetleriyle daima vuran ve kaçınabilenler, yani hem ezip hem de ezdiklerini kabul etmeyenler, yani bir mertebe aşağıdayken ezilen ve bir derece terfi edince ezenler, yani çırağını, bir şeyler öğretmesine karşılık her zaman döven ve ona insan muamelesi etmeyen ustalar, muavinin başına vuran şöförler ve onlarla birlikte memurlarına dalkavukluk ettiren amirler, duygusuz amirlerle birlikte garsonlara paralarıyla orantılı olarak bağıran müşteriler ve kaba müşterilerle birlikte hakkını arayanlara yumruklarını gösteren görevliler ve yetkilerini kötüye kullanan görevlilerle birlikte bilgisizin bilgisizliğini suratına çarpan ve ondan bir kelime fazla bilen bilgiçler, yani öğrenmek isteyen herkese eziyet eden öğreticiler ve onlarla birlikte bilgisizlerin bilgisizliğine gülen onlardan daha bilgisizler ve cahillerle birlikte her değişik davranışa saldıran şekilsiz kalabalık ve kalabalıkla birlikte onlara alkış tutanlar ve onlarla birlikte her tartışmada en bayağı usullerle haklıyı haksız çıkaranlar ve onlarla birlikte her savaşta kazananı tutanlar ve onlarla birlikte kimseye zararı olmayan zayıfları ezerek kuvvetli olma duygusunu tatmin edenler ve onlarla birlikte her zaman ve her yerde her sınıftan ve her ideolojiden ve her düşünceden insanlar arasında daima ön safa geçerek aslan payını kendilerine ayıranlar ve ayırır ayırmaz insanlarla arasına aşılmaz duvarlar örenler ve böylelerine her zaman haklı çıkarıcı bahaneler sebepler yasalar kurallar sınıflamalar bulup çıkaranlar yani her zaman insanları insanlardan ayıranlar ve onları birbirlerine düşman edenler ve onlara körü körüne uyan kalabalıklar ve gerçeği boğanlar ve onlarla birlikte insanı bu koca dünyada yalnız bırakarak arkadaşlık dostluk sevgiyle uzatacakları sıcak bir elleri olmayanlar yani elsiz gözsüz akılsız kalpsiz ve kansız gerçek sakatlar yani onlar onlar onlar... karşımıza oturacaklar..

Ve biz onlara diyeceğiz ki..."

Ps. blog sahibesi bir müsait vakitte, kitaptaki cevabı belki alıntılar ama siz kitabı okusanız bu bölük pörçük parçalar yerli yerine oturur ve her şey daha da anlamlı hale gelir.

Ps.2 başlık şarkısı eski halimden konan anlar yeni adamlar'ın eski dostum tankla gelmiş albümünden insanların düştüğü durumlar...

4 Ekim 2014 Cumartesi

"Gölgesinde evler uzanıp giderken sonbahar, tüm ellerimden kayıp gider zaman"



Koca yaz bitmiş, bir Eylül geçmiş, şuralara iki kelam etmeyerek, büyük eşeklik etmişim sayın okur...

Tam bir Ağustos böceği gibi geçirdiğim yazın sonunda güneş gidince, ben de evime dönüp, paşa paşa depresyonumu yaşıyorum.

Kendi kendime uydurduğum bir teori var, yaz aylarında doğan insanların yaz mevsiminde kendilerini bulduklarını düşünüyorum. Ya da sadece ben yaz'a kendimce daha çok anlam yüklüyorum...

Nihayetinde benim için ziyadesiyle keyifli bir yaz geçti. Maddi olarak harcadığım paraları ve aldığım kalorileri koca kış boyunca dengeye getirmekle uğraşacak olsam da, yaz hiçbitmesinceyim. Ve en çok da bir yılbaşına sıcak memleketlere gitmek hayalindeyim.

Bunun dışında hayatımı şehirhatları vapuru gibi avrupa anadolu arasında mekik dokuyarak geçiriyorum. Gebze'de çalışıp, Avrupa'da spora gittiğim ama Anadolu'da ikamet ettiğim bir saçma hayatım var. Vakti zamanında twitter'a da yazdım; bu üçgende yorulsam da alışmak sevmekten zor geliyor ve Anadolu yakası nazarımda hep üvey muamelesi görüyor.

Her yıl bu hissiyat pekişiyor mu bilmiyorum ama 2014 pek çabuk geçti. Tecrübelerim de son 3 ayın çok daha hızlı ve koşturmacalı geçeceğini söylüyor. Bu seneyi de büyük başarısızlıklar senesi olarak kişisel tarihime not düşüp, galiba mevsim şartları nedeniyle de pek yakında depresyona gireceğim.

Bir hızlı kitap okumaya başlamışken ne oldu da yazın çoğunda aynı kitabı taşıdım elimde bilemiyorum. Belki depresyonla birlikte okumaya başlar, belki yine kendime öğrencilik sebepleri yaratırım.

Bu kadar şey olup biterken, hayatımda bir tek müziğin yeri değişmiyor. Yeni şarkıları keşfetmek en büyük mutluluğum oluyor. Bu arada bir gün geliyor en sevdiğim grup dağılıyor..

Her güzel şeyin sonu öyle ya da böyle geliyor...

Ama nankörlük de yapmak istemem, iyi şeyler de olmadı değil...

Sonuçta her şey sende bitiyor...bunun farkında varınca için ve aklın da ferahlıyor...

İyi bayramlar, depresyonu az kış'lar olsun..

Ps. Başlık şarkısı Yok öyle kararlı şeyler ile Sonlubahar