25 Ağustos 2014 Pazartesi

"yara bandı sevdiğin için kendini kesmemelisin"




Her manasız popülerlik gibi Icechallange olayını da anlamlı bulmuyorum. Yani olayın farkındalık yaratmaktan çok farklı yönlere gittiğini düşünüyorum. Hele ki bizim ülkemizde, hem farkındalık yaratıp hem de bağış toplamının imkansız olduğunu düşünüyorum. Bir de özünde ice olan hadisede sadece soğuk suyu başından dökenlerin de zekalarına saygı duyuyorum.
Bu aralar en iyi dostum spotify. Yeni şarkıları keşfedip, aynı şarkıyı yüz milyon kez dinlemekten daha çok zevk aldığım bir şey yok. Gelin görün ki, spotify arşivi beni ağırlıkla ters köşeye yatırıyor. Yakın geçmişe dair bir çok şarkıyı bulamazken, bazen dev arşivlere denk geliyorum. İşin komiği de, hiç dinlemediğim Türkçe grupları keşfetmeme vesile oluyor kendileri ki özellikle Yok Öyle Kararlı Şeyler ve Son Feci Bisiklet son dönem gözdelerim. Yok Öyle Kararlı Şeyler de, bence acayip cool bir grup ismi.
İyi olan müzik için araştırmacı gazeteci olsam da, içimdeki bakkal müzik sevdalısı arada hortluyor ve beni saçma bir şarkıya esir ediyor. Durumun vehametini şöyle tarif ediyim;  ardaturan’ın instagram hesabında bir şarkı duyup, nedir diye Google’a sordum, sonra da dilime dolandı ve 2 gün beynimi şarkıya teslim ettim.
32 senenin sonunda hayatımda ilk defa çadırda kaldım. İnsanlık için geç benim içinse büyük olay…Pazar günü bütün Marmara’da fırtına niye koptu diye düşünüyorsanız, sebebini küresel ısınmada değil benim bahtımda arayınız. Hava şartları yanımda olmasa da, pek keyifli bir macera oldu benim için. Özellikle gözümü açar açmaz denize girebilmek benim adıma şahane bir keyif. Ve her tatil bilançosu, işe azimle sarılmak için sağlam bir neden. Tam bir ağustosböceğiyim, yaz bittiğinde sanırım iflasımı da açıklamış olacağım.  
Her sene aynı şeyi yazıyorum artık nankörlük olarak adledmezsiniz diye umut ediyorum; almak için alınan doğum günü hediyelerinden yorgun düşüyorum. Ve artık iyice arsızlığa vurup, siparişli hediye kabul ediyorumJ İş bu yazıda gördüğünüz fotoğraf da bu tür bir siparişin ürünü, Leyla. Bir de dilsiz uşak alıp, kendisine isim verirsem, şizofreni alanında sağlam bir kariyer yaparım diye düşünüyorum.
Bir de pasta kesme ritüellerinden itinayla kaçıyorum. Aslında ben   pasta sevmiyorum sayın okur. Ve bir hafta içinde yenilen her yemeğin adı doğum günü yemeği olunca; sonrası bir de pasta olsun tekliflerine – uyuzun teki- olarak yaftalanacak olsam da hayır demeye çalışıyorum. Her şey değişirken, bazı şeylerin modası niye yerinde sayıyor onu da pek anlayamıyorum.
Hayata karşı daha fazla nefretim vardı. Uykusuzluktan şu an yarısını hatırlamıyorum. Kendime gelir gelmez kaldığım yerden devam edeceğim.

Ama önce kahvemi içmem şart…

7 Ağustos 2014 Perşembe

"Hayat güzel hikayemde kalınca"

 
 

Ağustos klişemizdir, geçen giden yaşa dair burun büküp, yeniye dair da umutlar sıralarım.

Her sene bir önceki doğum günü yazımı okur, ne çok şey değişmiş, ne kadar depresifmişim, ne kadar iyimsermişim diye şaşırırım.

Ama değişmeyen bir şey var, her sene aynı şeyleri diler, ve o yaş içinde de bu dileklerin olması adına sadece konuşurum.

Geldiğim noktada yıllardır olmasını istediğim şeyleri sadece dillendirmiş ama aksiyon almaktan itinayla kaçınmış olmamı, belki de gerçekten istemiyorumdur böyle olmasına verecek noktaya geldim.

Böyle demek, aksine bu evrimin tamamlanmadığının göstergesi olsa da, çok değiştim ve büyüdüm.

Değişimimden ziyadesiyle memnunum. Aksi halde, yine hiçbir şeyi başaramadığım bir yaşın sonunda ziyadesiyle mutsuz ve kendimden şikayetçi olurdum.

 

 
Geç oldu ama hatalarımı kabul etmeyi, başarılı olmak zorunda olmadığını kabul ettim. Yine en çok kendimleydi derdim ama biraz da olsa sanırım kendime nefes aldırmayı öğrendim.

Çok konuştum. Yaşlanma delaleti midir bilmiyorum ama çenem düştü. Herkesle her şeyi konuşur oldum ki, bu konuda eski bana geri dönmeyi tercih ederim.

En önemlisi evimi ve yakamı değiştirdim. Artık gününü Avrupa’da geçirip, Anadolu’ya dönmek zorunda olan bir faniyim. Çok yoruldum ve tam da bu sebepten boşvermeyi öğrendim.

Hayat bir şeyler çıkartıyor önümüze. Beklentiler ne kadar azsa, mutluluğun o denli çok olabileceğini tecrübe ettim.

Fazlasıyla şükrettim. Sahip olduğum, öğrendiğim her şey beni hem güçlendirdi hem de hayatı kabul etmemi sağladı.

 
 
Nihayetinde bence keyifle hatırlanacak bir yaş oldu.

Daha güzeli olsundan başkasını dilemek şımarıklık olur…

ps. başlık şarkısı, bu sene sürekli kulaklarını çınlattığım Sakin'den Bu Defa.
ps.2 Ben her zamanki gibi erken başladım ama bugün blogun resmi ve tek yorumcusu VarolDöken'inin  doğum günü. keyifli ve güzel günler geçirmesi dileğiyle, nice mutlu yaşları olsun...