25 Aralık 2013 Çarşamba

"sevme kızım yanarsın, diye söylerdi annem"


malumafatrus eski günlerin hatırına magazin figürleri üzerinden ahlak bekçiliği yapıyor...

Gündemimiz malum…Ülkeyi yönetmek için seçilen adamlar tarafından ne hallere getirildiğimizi ağzı açık izliyoruz.

Aslında din, iman’ı bu kadar diline dolayan adamların,  ahlaksızlıklarına değil de,  ahlaksızlıkları ortaya çıktığın vakit bu denli arsız olmasına şaşırıyoruz.

Ülkenin havasından suyundan gelen lanet bir özellikten mütevellit de, politikadan ziyade politikanın magazin bulanmış kısmı ile daha çok ilgileniyoruz. Bu noktada da milyon Euro rüşvet verse de, bir hükümetin her bakanını parmağında oynatsa da, titri Ebru Gündeş’in kocası olmaktan öteye gidemeyecek Rıza Sarraf ekmeğimize güzelce yağ sürüyor.

Hafızam beni yanıltıyorsa düzeltin, Ebru Gündeş pek etliye sütlüye karışmayan karakteri ile bugüne kadar kendisine cephe alınacak bir magazinel durumu mevzu bahis olmadı. Hastalığı ve yaşadıkları sonrasında hayata böyle dimdik tutunması da taraflı tarafsız herkes tarafından saygıyla karşılandı.

Hayatından bir çok adam geçti ve gün geldi bir genç irisi hayatına demir attı. O günden sonra da kendi tırnakları ile bir yere gelen, delikanlı kız Ebru Gündeş’ten zengin koca sahibesi lüks hayat sahibesi Ebru Gündeş’e büyük bir evrim yaşandı. Gözümüze soktukça, zenginin malı züğürdü ufaktan gıcık etti.

Ve sonra bir sabah, küçük yaşını sakalla örtbas etmekten mütevellit sanılan zengin koca,  rüşvetle nefes alan bir altın baronuna dönüşerek hepimizin ağzını açıkta bıraktı.

Yetenekli Bay Reza’nın her gün yeni marifetlerini öğrendik. Rüşvet alan seçilmişler istifa etmek için ayak direrken, magazinden mütevellit rüşvet vereni maaile gündemimize oturttuk.   

İşte tam da o noktadan sonra Ebru Gündeş’in hayatı kamuya resmen maloldu.

Bu olan bitenden haberi var mıydı, biliyorduysa o da kocası kadar suçlu muydu? Hediyelerin kaynağını sormak aklına gelmemiş miydi, peki boşanacak mıydı sorguları kafamızda deli sorular şeklinde dört dönüyordu.

Ve trajik bir şekilde asıl gündemimiz Ebru Gündeş’in O Ses Türkiye’ye katılıp katılmayacağı noktasına kitlendi.  Katılsa da katılmasa da, kazanan ülkenin en şanslı insanı olduğunu düşündüğüm Acun olacaktı ve nitekim öyle de oldu. Yarışmayı izlemeyenler bile acaba ne diyecek, nasıl davranacak diyerek o ses türkiye’yi izledi. Ve muhteşem bir Pr gösterisine tanık oldu.

Senaryolar değişken ama mantığım ve art niyetim, Ebru Gündeş’in bu olan bitenden bihaber olmama ihtimalinin mümkün olmadığını düşünüyor. Bu noktada tek derdi kocasının hapiste olması olan bir kadın, eğer gerçekten üzgünse bir zahmet evinde oturup kocasının aklanmasını beklesin.
TV’ye çıkıp, göz yaşı dökünce bu iş kendini aklamaya dönüyor ki, zaman bence azıcık ar damarı olan insanlar için gerçekten de imaj düşünülecek zaman değil. Adı hayat arkadaşı olan kişinin yanında olmanız bir erdemdir muhakkak. Ama bunu mağdur rolüyle ve kamuoyunu yönlendirici şekilde yaparsanız, herkesin hayatınıza müdahele etmesine de sebep olursunuz. Ve dilin kemiği olmadığı için bu müdahele de o kadar kibar olmaz maalesef.

Ben mesela dün akşam Ebru Gündeş’i gördüğüm anda, tamam dedim Gülben Ergen’in hayatımıza soktuğu beyaz gömlekli şovun 3. versiyonu izliyoruz. Yıllarca emek harcayarak geldiğiniz noktayı kaybetmemek adına, profesyonel destek almanızı anlıyorum da, masumiyetinizi vurguladığınız çocuklarınızı haram para ile büyütmek kutsal annelik ruhunuzu nasıl rahatsız etmiyor işte onu karayamıyorum...

Bu yazıdan çıkartılmayacak netice;

Hadise varoş olduğu kadar da gerizekalı bir musiki sanatçımızdır.

20 Aralık 2013 Cuma

"Some things should be simple, even an end has a start "




Berkun Oya’nın bendeki kıymeti 2013’de katlanarak arttı. Her yazısını hevesle bekledim. Yazıları sayesinde sevmiyorum artık dediğim Cuma günlerine iyi niyetler besledim. Ama işte her güzel şey’in sonu olduğundan, yaratıcı adamı belli bir düzende tutmak da mümkün olmadığından, hepimiz için kritik olan 31 Mayıs sabahında bitti dedi, yazılarına son verdi.

O gün bugündür kaç kere eski yazılarını tekrar açıp okudum bilmiyorum. Gün gelip tekrar yazmaya başlaması en büyük hayalim. Bence olacak ama kusura bakmayın o zamana kadar sizi eskilerle boğmaya devam edeceğim.
Şaka değil, yeni yıla girdiğiniz hissiyatın yılın geneli için de bir temel oluşturduğunu düşünüyorum. Ya da ben her şeyle bir bağlantı kurmaya bayılıyorum.
31 Aralık’a yapılacak en büyük yanlış “o akşam çok eğlenmek zorunda hissetmek”. Nasıl hafta sonu çıkmak artık klişe ise, yeni yılı 31 Aralık gecesi eğlencesi ile kutlamak da fevkalade abes. Milat sizsiniz, eğlenceyi de isterseniz her yerde yaratırsınız.

Yine de içinizde bir sıkıntı oluşursa aşağıdaki yazıyı okuyun. Aslında hepimiz ne kadar da benzeriz diye içinizi rahatlatın ve keyfinize bakın.

" Klasım bitti. 31 Aralık kapıda. Yılbaşı gecesi yaklaşırken hep bir sıkıntı kaplar benim içimi. Daha Temmuz'dan başlar bu durum bazı yıllar. Aslında derdim özel günlerin hepsiyle. Temsil meselesine dönüşür hep bu günler, mutluluğun skoru tutulur. Mahalle baskısının en yakışıklısını hep bu özel günlerden hatırlarım ben. Gönülsüz ve çaresiz, bir smokin giyer ki ruhum, hep küçük gelir, yakası sıkar, hiç yakışmaz, göbeğim taşar, tadım kaçar, gerilirim, yorulurum, tat kaçıracak bir şey yoksa da sıkıntı yok, ben bulurum. Yine öyle oluyor bu günlerde. Hızla yaklaşıyor yılbaşı müşameresi ve ben yan gülmeye başladım çoktan....."


Benim kendi adıma tek isteğim, bir sonraki yeni yılı yurt dışında karşılamak. Onun dışında 2014 yılı içinde gerçekleşmesini istediğim ulvi bir şey var, onun için de pozitif düşüncelerinize talibim.

Size de tavsiyem hayatı fazla ciddiye almayın, bunca yıl yaşadık gördük,  pek de matah bir şey yok geride kalan.

Bu yazıdan çıkartılmayacak  yeni yıl paradoksu; Değişim iyidir ama insan da her şeye alışır...

ps. başlık şarkısı An End Has s Start ile Editors

15 Aralık 2013 Pazar

"eskidim kendim kadar"




zamanım olsa 2013 için elizabethtown usulü bir albüm tarihçesi çıkartırım. Şurdan buraya giderken dinlediğim şarkı, su altında dinlemekten en mutlu olduğum şarkı, içimdeki ergeni hep ayakta tutan şarkı, dinlemekten itinayla kaçtığım şarkı, dinlerken herkesi bıktırdığım şarkı diyerek epey detaylı ve de filtresiz bir albüm çıkartırım ortaya. 

Ama gerek yok, her şarkı anısıyla yer ediyor hafızamıza zaten. hafıza yorulsa da 10 yıl sonra dinlerken bile çoğu şarkının benim için ne ifade ettiğini hatırlayacağıma dair bir inancım var:) Yanılırsam yeni şarkılar eskileri unutturmuş diye teselli bulurum...

2013 albümüm açık ara Editors...Ayağıma kadar gelseler de canlı dinleyemediğim Editors'u yıl boyunca cd.den epey dinledim. Albümdeki her şarkıya dönemsel olarak taksam da, albümün en iyisi için adayım Sugar olur. Well worn hand ise, bendeki etki ve tepkisinden ötürü yıl içinde pek fazla dinlememek hayırlısı olur kategorimde yer aldı. 





Ve 2013 içinde daha çok sevdiklerim, daha çok dinlediklerim olsa da benim için bu yılın şarkısı spring offensive'den geldi. Şarkıyı ilk Temmuz'da falan dinledim sanırım. Ufak ufak yer etti bende. Melodi ve vokallerdeki hüznü sevmekle birlikte, klibi kadar depresif hissiyatlar oluşturmuyor şarkı bende. Ve daha ironik olan, özellikle denizde yüzerken dinlemekten pek hoşlandığım bir şarkı...

Şarkının eğlencelisi hafızada yer etmez ama dilerim 2013'ü siz daha güzel şarkılar ile hatırlarsınız. Ve umarım gelecek yıl dinlediğim çoğu şarkı keyifli bir an'la hafızamdaki yerini alır. 

ps. başlık şarkısı Yaşar ve Mazim Değil...

14 Aralık 2013 Cumartesi

"nothing works but you don't mind"




Farkında mısınız, nihayet (ve ne mutlu ki) 2013 nihayet sona eriyor...

yazının gizli öznesi için bknz; ki'yi ayrı yazılma tedirginliği...