27 Kasım 2013 Çarşamba

"Bir tezatlar kitabıdır ömrüm"

Ne biçim bir aslan burcu isem, kendimden aşırı memnun olmak yerine yüksek oranda öykünme meyiline sahibim...Genelde kendi yoluma baksam da bazen bende olmayan her şeye hayranlık duyabiliyorum.
Herkes kendi aklından memnun olduğu için zekaya saygı duymakla birlikte, ay ben gerizekalıyım diye bir öykünme durumuna girmiyorum çok şükür.
Mamafih zaman yönetiminde istediğim başarıları bir türlü gösteremediğim sadece planlar yaptığım için bir anda bir çok şeyi yapabilen insanları delicesine kıskanıyorum.
Hayatımız iş ve aile denklemi arasında gidip gelirken, bunun dışına da çıkabilen kendisine yatırım yapan, kendisine iyi bakan insanlara şapka çıkartıyorum.
Yakın çevremde hiç böyle birileri yokken, iş nedeni ile edindiğim çevremde orta yaşın üstünde, başarılı bir kariyeri ve aile hayatı olan, bununla da yetinmeyip kendini geliştiren , kendine bakan bir sürü insan var.
Yıllardır bir sosyal sportif olarak hayatımı idame ettirdiğim için, kısıtlı vaktinde sporu fazlasıyla ciddiye alan, azimli ve fit insanlara da epey kıl oluyorum. Yani bir değil, iki değil bu kadar çok olmalarına şaşırıyorum. Gerçi bu çokluk durumu, nereden baktığınla ve ne görmek istediğinle çok alakalı ve bana sorarsanız İstanbul’daki tüm sportif kurumsallarla bir şekilde denk geliyorum.
Beceremediğim her şeyi karşımda gördükçe de, hırs yapmak yerine sadece öykünüp, durumumdan şikayet etmeye devam ediyorum.
Dar zamanda çok şey başarmak, geniş zamanlarda yaymak üzerine kurulu hayat anlayışıma da isyan ediyorum. Yapamayan konuşur derler diyerek de, çuvaldızı kendime batırıyorum.
Ama yine de kahrolsun healthy life takıntısı….
ps. başlık şarkısı Kesme Şeker ve Tezatlar Kitabı

20 Kasım 2013 Çarşamba

"Dünden iğrenen bütün insanlar gibi biz de gelecekten konuştuk sürekli"

 




Hakan Günday cephesinde değişen bir şey yok. Kendi standartlarını koruyarak, tevellütüne aşinaları şaşırtmayan bir kitap daha yazmış. Bu demek değil ki, Daha kötü bir kitap. Biz sadece daha iyisini yazabileceğini biliyoruz. Kendisinin laneti en güzel kitabı en başta yazması. Bundan sonrası şaşırmayacağımı bilsem de kendisini bir heves okumaya devam edeceğim. Kaldı ki Daha’nın konusunun da sayesinde çok sağlam sosyolojik ve politik gözlemleri var. Bu anlamda bazı satırları sindire sindire okumak gerekebilir.
Tabi şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, sonunda ağzımın açık kalmadığı hikayeye ben artık iyi öykü diyemiyorum.
Buyrun size Daha’nın teaser’ı…(kitabı okurken Ahad’ın Daha’nın tersi olduğunu ilk anda anlayanlara da saygılar)
Dünyanın en çaresiz çocuklarına en büyük hayalleri kurduran umut denilen o doğal felaketten nefret ediyordum.
Genellemeler yapmanın da hastalıklı bir eğilim olduğunu biliyordum ama bir toplum, devletini kurduğu gün kendini zaten genellemiş oluyordu. Genellemelerden kaçamayacak kadar örgütlü bir dünyada yaşıyorduk.
 Ne de olsa bütün nefretler aynı yere dökülüyordu, yarına. Bekleyebilirdi. Bekleyecekti. Ben de onunla bekleyecektim. Ne de olsa gerçek bir korkaktım ve nefret korkakların intikamıydı.
Tabii ki insan hayati kutsaldı ama sadece herhangi bir işe yaradığı sürece. Dolayısıyla yaradığı işin değeri her neyse, hayatin ki de o kadardı. Yani biri çıkıp da o değeri karşılayabilecek olsa, o hayata da gerek kalmaz ve aradan çıkabilirdi. Matematikti her şey.
 Nasıl oluyordu da bazı insanlar geri kalan herkesi yönetmedikleri sürece kendilerini zavallı bir orospu çocuğu gibi hissediyorlardı? otoriterlik bir virüs müydü?
Çünkü akıl sağlığı yerinde olanlara gözlerinin önünden geçip giden hayat hiçbir bok çağrıştırmıyordu. Onlar sadece gördüklerine inanıyordu. Gördükleri ne kadarsa hayatları da oydu. Neyse o...
Linç edenlerse her yerde aynıydı. Çünkü kalabalıklar dinamiği diye bir kavram gerçekten de vardı. Sürünün çobanı sürünün kendisiydi. Her bireyin kaderi içine düştüğü kalabalığın elindeydi. Linci başlatan ister bir kışkırtıcılar grubu olsun, isterse de kalabalıktaki her bireyin ayrı ayrı özgür iradeleri olsun, durum böyleydi. Hatta dünya üzerinde yanlış giden ne varsa, bu, milyarlarca insanın arasındaki sessiz bir anlaşmanın sonucuydu.
Ve de bağırmak istiyordum: hangi dinde deja vu yok, ben ona inanacağım ve  de susmak: nerede diriliş yok, ben orada olacağım.
İnsanları çaresiz bırak, iç organlarından roket yaparlar.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Doğan Kitap için kapak tasarlayanlara sesleniyorum, kitap kapaklarında bir değişikliğe gitmek şart…
  • Bir de artık efsaneye dönen Piç’in filmi ne alemde? Film çekilmeye başlasa haberimiz olurdu diye düşündüğümden bu sezon da kaçtı gözüyle bakıyorum. Yanılanlar, bir bilenler ses ederse sevinirim.
ps. başlık da Kinyas  ve Kayra'dan.