26 Nisan 2013 Cuma

"korkma benden, gidiyorum"

 
Kaç gündür yazmıyorum, kimse de çıkıp ne oldu bu kızcağıza demedi? 2 gün yazı yazmadık diye meraklanan okurdan, bloğu kapatsam farketmeyecek okura ne ara geldik bilmiyorum ama sosyal sorumluluk gereği tarihe bir şeyler karalamak istiyorum.

Uzun zamandır çoğu kişinin İstanbul dışında, benimse İstanbul'da olduğum bu tatilli hafta pek güzel bir o kadar da keyifli geçti.

Gelmez sanıyorduk ama bahar da geldi.

Hepimizde bir sıkılma, farklı bir şeyler yapma ihtiyacı kendini gösterdiyse vücutta da sürekli bir halsizlik, gözlerde açılmama hali var ise korkmayın bahar'dır geçer.

Şansınız ve fırsatınız varken, yeni hayatlar, yeni yerler keşfedin.

Başka yollara sapın, başka kitaplar okuyun, başka şarkılar mırıldanın.

Siz değişmeyecek olsa da, bir süreliğine mış gibi yapın.

En çok kendinizi yoruyorsunuz ya, biraz nefes almanıza imkan verin.

ps. Başlık şarkısı Leyla the Band'ın acılı arabesk şarkısı Aşk Bitti'den.

13 Nisan 2013 Cumartesi

"i have no love somewhere in time"



Harvey Specter;

Bana Nick Fallin'inin yokluğunu unutturan, internetten tıpış tıpış dizi izlettiren karizmatik avukat...

Hep bir pozlarda takılan, bay çok bilmiş. 

Her türlü ukalalığının hastasıyım...


Ve her sevdiğim gibi Suits'i de sürekli izlemekten tez vakitte tüketeceğimi bilsem de, şu sıralar Suits izlemek tek gündemim diyebilirim. (Başrolünün karizması bir yana, dizinin kendisi gerçekten pek seyredeğer)

Ne mutlu bir ekran karşısında uyuşabilen beyinlerimize ve sarışın güzel insanlara....

ps. başlık şarkısı gönlümün ilk avukatlık dizisi The Guardian'dan. 



5 Nisan 2013 Cuma

"yine de hergün adını söyledim"


Malumafatruş’un obsesiflik kariyeri üzerine;

Bir şarkıyı 100 kere ardarda dinlemek, aynı şeyleri sıkılmadan yemek, bir şeyi bitirine kadar başından kalkmamak gibi çoğu faninin sahip olduğu bazı özelliklerim var. Bu özelliklerin sınırımı zorladığı vakitlerde içimdeki obsesif ortaya çıkıyor, sonrasında da hayatım saçma maceralarımın sahnesi halini alıyor.

Kendimi az çok bildiğimden oyun türü şeylerden itinayla uzak dururum. Hayatımın çoğunda olduğu üzere mevzubahis türlü oyunlar olunca ziyadesiyle yeteneksiz ama bir o kadar da inatçıyımdır, kolay kolay pes etmem (previously on twitter; kusurlu bir bünyeyi de kusursuzlukla sınamak).

Bu sebeple herkesin sürekli konuştuğu Candy Crush’a yan gözümle bile bakmadım. Herkes kaçıncı seviyede olduğunu, o seviyenin ne kadar zor olduğunu konuşurken, bahsettiklerini yoksaydım. Ve sonra bir gün yan koltuktan olaya dahil olup, virüsü kaptım.

Şu an ilk başlardaki bağımlılığımdan sıyrılmış halimle tüm bağımlılara güzel haberi verebilirim; bırakabiliyorsunuz. Ben mesela telefonumu bozduğunu düşündüğümden birdenbire oyunu kaldırabildim. 2-3 gün çok da cool’dum. Ama sonra telefonun sıkıntısının candy crush olmadığını öğrendim ve yeniden yükledim. Yine de kontrollüyüm, çünkü facebook accountsuzluğum sebebi ile gideceğim maksimum nokta 35 ki, çoğu oynayan için bu oyunun çıtır ve çerez kısımları sayılıyor. Ve insan her şeyin yokluğuna alışabildiği için, birkaç gün oynamadıktan sonra eski akil insan halimize dönmek çok da zor olmasa gerek. Yine de hiç başlamayanlar ve duymayanlar uzak durabiliyorsa dursun, zamanınızı öldürmek adına daha anlamlı bir şeyler mutlaka bulursunuz.

Her popüler kültür evladı gibi, Mart ayı itibariyle alım gayem yeni bir güneş gözlüğü almak. Hedefim de aslında geçtiğimiz Ekim ayından beri belli. Alamadığım bir şeyi kafama takmam sebebi ileihtiyacım da olmayan bir gözlüğe para vereceğim için bugüne kadar bekledim. Ve ülkede nasıl bir enflasyon varsa aynı gözlüğü Ekim’den Mart’a kadar epey pahalanmış olarak yerinde buldum.

Bahsettiğim gözlüğün tek olayı Türkiye’de pek satılmayan, sadece 2-3 yerde bulunabilecek bir model olması. Tam da bu sebepten İtalya’da ve internet sitesinde gayet ucuz olan şeyleri burda saçma fiyatlara satıyorlar. Ben de tabi Avrupa görmüş, hatta gerizekalı gibi bir ay önce İtalya’ya gidip gözlüğe bakmamış biri olarak, ne alıcam buradan İtalya’dan giden birinden isterim dedim.



Ve nasıl bir içtenlikle dediysem artık bunu bir gün sonra işten birinin İtalya’ya gittiğini öğrendim. Son dakika gözlüğün modelini ve detaylarını vererek, beklemeye başladım. Gözlük almak denilen şey de parfüm almak kadar kolay olmadığı için, umutlarımı başka bir İtalya seferine bıraktım. Anladığım şey, gözlüğün oralarda da zor bulunabilri olduğu idi, bu sebeple de kendi memleketimde paşa paşa kazıklanmak ruh sağlığım için gerekliydi.

Son dakikada araştırmacı kişiliğim devreye girdi ve gözlüğün aslında başka bir yerde de satıldığını buldum. Hiç üşenmeden kalkıp Fashionateye’a gittim ( ki zaten sürekli gittiğim Karaköy’deydi ). Vintage modellere yönelik bir yer olduğundan ya modeli bulamam ya da kesin daha da pahalı önyargıları ile gittiğim mekanda, tüm kararlılığımı unutarak bambaşka bir gözlük aldım. Tutarlı olduğum tek kısım gözlüğün markası yani Superetro’ydu. Adı güneş gözlüğüydü ama daha çok astigmatların kullandığı ve ışıkta renk değiştiren gözlüklere benziyordu yani camları açık renkti. Ben gözlüğü pek sevsem de o beni pek sevemedi. Kemik olmasının da etkisiyle burnumu çok acıtıp, başımı da epeyce ağrıttı.

Ben de bu iş zor yonca diyerek, yine Karaköy’ün yolunu tuttum. Sağolsun mekanın sahibi de anlayışla karşılayıp gözlüğü değiştirmeme izin verdi. İlk başta yola çıkış sebebim olan gözlüğe en yakın modeli alarak evime döndüm.

Ben alışma evresinde süre vermeyi düşünsem de, çevrem gözlüğümü pek desteklemedi.

Şimdi obsesifliğin manasızlığında ve bir boşluk hissiyatında “kısmet” denilen olguyla ve gözlüğümle başbaşayım. Ve maalesef bu sefer de vazgeçmiyorum.

ps. Başlık şarkısı çok beğendiğim Aylin Aslım albümünden Zümrüdüanka

1 Nisan 2013 Pazartesi

"tek bir söz yetmez ama durur mu dünya?"


Blog okuru Murat Menteş sevgimi az çok bilir. Kendisinin iki romanı özellikle de Korkma Ben Varım okumaktan en zevk aldığım kitaplardan biridir. Ve insanın sevdiği bir yazarın yeni kitabını okumak da başlı başına bir heyecandır. Ya beğenmezsem korkusu ile nasıl olmuş acaba heyecanı birbirine karışıyor ve bekleme süresinin aksine okuma süresi bir çırpıda sona eriyor.
Ne kadar istersem isteyim uzun süredir bir türlü  kitap okuyamıyorum.  Dönemsel olmasını dilediğim bu halin tek çaresi güvenip, bildiğim yazarlar. Bu sebeptendir ki Ruhi Mücerret  tez vakitte başlayıp bitirebildiğim bir kitap oldu. Okuduğuma sevindim demek isterdim işte o kısmı maalesef olamadı.

Ruhi Mücerret, Korkma Ben Varım’dan sonra fazlasıyla sıradan kalan bir kitap. Evet bir Murat Menteş kitabında olması gereken her şey var, ama işte eksik bir şeyler de var. Mesela daha önce bu kadar bariz değildi dediğim Murat Menteş muhafazakarlığı bu kitabın satıraralarında daha net ortaya çıkmış bence. Ve kitabın konusu gereği marka isimleri sıklıkla yer alsa da, bana göre kitapta ciddi bir şekilde Coca Cola ve Pepsi’nin viral reklamları yapılmakta. Öyle değilse büyük haksızlık ediyorum ama bana kitabın başlangıcı bu anlamda cidden kötü geldi.

Her şeye rağmen kitapta sayısız afili cümle var mı var…Sırf bunun için bile bu kitabı ikinci kez okurum, kimse de Murat Menteş’le arama giremez.  İlk okumamda  altını çizdiğim satırlarımdan bir kupleyi de el emeği göz nuru olarak buraya kopyalarım.
 

“Ve mazide kalmış her şey, kısa sürmüş demektir.”


“Kendimi bazen yarım kalmış bir proje, bazen de gerçekleşmiş bir felaket senaryosu gibi hissediyorum. “


“Alınyazısı ile niyetin alfabeleri ayrı”

“Rastlantılar, saçmalıklar ve ihtimaller özgürlüğün tadını yansıtır. Hayatın çerçevesini esnatir. Gelgelelim tesadüf , hakikate uygun bir kılıf değildir. “

“Bu şehirde kendini kandırmadan akşam eden bir Allah’In kulu yoktur” diye düşündüm. İstanbul bir yandan rüyalarını çalar, öbür yandan sana hayaller hediye eder”

“Umut gerçeklerle; umutsuzluk ise hayatla bağını gevşetiyor insanın”

“Düşünceler hep aynı kalabilir, duygularsa mütemadiyen değişir”

“Mutsuz çoğunluk,cep telefonlarından sızan rasyasyonla beyin tümörlerini emziriyor”

"Kalbin kararları bir, bilemedin iki saniyede alınır. buna mukabil, yaşadıkça ihtiyat, tedbir, önlem, sakınma gibi hayatla çelişen tutumlara dört elle sarılmayı öğreniriz."

"Hayatın hazırlık aşaması ömür boyu sürer. tam yaşamaya başlayacağın sırada sahadan şutlanırsın
'kontrol edilebiliyorsa, öfke değildir''

“Eğer beni vaktiyle neden sevdiğini anlamaya çalışıyorsan, gerekçeleri bulduğunda sevgini kaybedebilirsin”

“İnsan yapamayacağı kötülüğü başkasından ummaz”


“Yaşadığımız an’ı hayattan saymıyoruz ve geriye bir şey kalmıyor”


Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;

  • Dün Galata’dan Tünel’e yürürken Murat Menteş’e denk gelmem, yanımda kitabımın yok diye hiçbir şey diyemeden sadece bakakalmam. Kendisinin kıyafetleri ile kendi roman kahramanlarından birine benzemesi ve imza gününden çıkmış bir yazarın hepimiz gibi sıradan bir şekilde yoluna devam etmesi de 2 dakikada vardığım kanılarım oldu.
  • Kitaba burun kıvırmış halimle bu kadar satır kopyaladım ve daha da yazmak istediğim satırlar var. Kelime oyunlarında, afili satırlarda bu kadar iyi birinin kötü dediğim romanı da takdir edersiniz ki o kadar kötü olamaz. Yani siz Murat Menteş tarzını seviyorsanız, Ruhi Mücerret iyi zaman geçirmek adına bir şansı kesinlikle hak ediyor.  
  • Kitabın kapağına da benden bir onnumarabeşyıldız.
ps. başlık şarkısı Aylin Aslım Teoman düeti ile İki Zavallı Kuş