11 Eylül 2013 Çarşamba

"mutlu gibi, umutlu gibi, bir düşte gibi"



Şu dünyadaki en büyük güzellik, sanırım sadelik.  Ve günümüz abartı çağında gerçeği “olduğu gibi aktarabilmek” şapka çıkartılacak bir yetenek. Benim için Peri Gazozu güzelliğinde bir kitabı okumak ise, gerçek anlamda bir şans.

İsminin yarattığı iyimserliğe rağmen, Peri Gazoz’u okuruna mutluluk yerine gerçek vaat ediyor. Ercan Kesal’ın taşrada doktorluk yaptığı zamanlara ait anılar, klişe ama ülke tarihine ve insan'a ayna tutuyor.

Ve Ercan Kesal’ın kelimeleri (Bir Zamanlar Anadolu'da etkisi de yadsınamaz) sayesinde okuduğunuz her hikaye bir şekilde sizin anınız, sizin acınız oluyor.

Bu sebeple kitaptan parçaları aşağıya bırakıp, tercihinize ve zevklerinize bırakmadan bu kitabı almanızı da şiddetle  öneriyorum.

"Kahrolsun Faşizm yazmışlar. Yalnız faşizmdeki “z” ile “m”nin arasına da i koymuşlar. Neyse söyledim düzelttiler. Oraya “i” konulmaz dedim. Daha imla kurallarını bilmiyorsunuz ki oğlum, nasıl devrim yapacaksınız."
"Ne alakası var baba"

"Hiç bilmediğim şeyler var sanki bu dünyada ve sanırım hayat, hiç de kolayca anlaşılabilir bir şey değil. Bana ne oluyor böyle? Büyümek ne zor şeymiş…"
"Ben büyüdüm baba"

"Yıllarca taşıdım o fotoğrafı. Kaderim gibi…Yıllar sonra o fotoğraflara değil, geçip giden ömrümüze baktık birlikte. Keder bulaşmış ömrümüze.
Tüm yazdıklarımız bizim olsa da ne fark eder ki. Üzerindeki kan, hikayelerini her gün kayıtsızca izlediğimiz o bahtsızların. Bunu böylece bilin."
"Fotoğraftaki kan kimin?"


"Döner diyorlar kendilerine, kestikçe azalan bir şeyden söz eder gibi ve donör’den mülhem….Ne kadar da küçükmüş meğer. Sığamadık yeryüzü sofrasına. Kibir denizinde boğulmuşuz da haberimiz yok. Değirmenimiz susmuş, unumuz bitmiş. Fırınlarımız da kararmış, kalplerimiz gibi.
Artık burnumuzda sıcak ekmek kokusu yerine kan kokusu var…
"Ekmek kokusu mu kan kokusu mu?"

"Birbirimizin hayatları içindeyiz. İstesek de istemesek de. Birbirimizin hayatlarının içindeyiz. Bundan hiç haber olmasak da.
Dedemden öğrendiğim, “insan olmak” kendi mutlu olduğun şeyleri yanındakilere de iletmektir. İnsan, kendinde olmasını istediğini herhangi bir şeyi bir başkası için de aynı şiddette isteyebiliyorsa “insanım” diyebiliyor.
Birbirimizin hayatları içindeyiz ve insan olmak galiba “diğerkam” olmaktan geçiyor
Oğlu, sevdiği yemeği bitirsin diye, ölüsünün yanında sessizce bekleyen annenin hikayesini anlattığınızda bir arkadaşınıza, onun hiç tepki vermeden ağladığını görmüşseniz ya da bugünlerde, ağzınıza götürdüğünüz her lokma boğazınızdan bir türlü geçmiyor ve yutkunuyorsanız sürekli ve oğullarını birer birer toprağa veren annelerin ülkesinde, kendi oğlunu koklamaktan hicap duymaya başlamışsanız eğer, birbirinizin hayatlarını da fark etmeye başlamışsınız demektir. Bu da iyi bir şeydir. Şimdilik."
"Ne kalır bizden geriye?"

"Şimdi arkanıza yaslanın ve bir an düşünün n’olur. Bir baba, on sekiz yıl önce öldürülen ve kaybedilen oğlunun kafatası ve kemikleri, yanmış bir halde bir kuyunun dibinde bulundu diye sevinç gözyaşları döküyor. Bundan sonraki tüm sevinçlerim bu ülkeye haram olsun.
Ölülerimiz nerede? Bir karga bile değilsiniz. Kabil’in kargayı görüp de utanan kalbi yok sizlerde, anladık. Ama yorulmadınız mı ağzınızda cesetlerle yıllar yılı tepemizde akbaba gibi dolaşmaktan? Bir karga gibi yapın hiç olmazsa. İnin yere ve bırakın ölülerimizi. Kalplerimiz onlara mezar yeridir."
"Ölülerimiz nerede?"

"Ne biçim insanlar bu anneler? Çok tuhaflar. Hiç kimseye benzemiyorlar. Ama, birbirlerini tanıdıklarına eminim. Kendi aralarında konuşup anlaştıkları, bizim bilmediğimiz ortak bir dilleri var muhakkak. Belki de gizlice buluşup, haberleşiyorlardır birbirleriyle kim bilir?"

"Analar kokularından bulur kuzularını"

"Belki de biricik mesele bu. Dünyanın bizimle birlikte kurulduğunu, zannedip kendimiz için sonsuz bir yaşam hayal etmek.. Bu yüzden bu kadar kalınlaştı derimiz. Bu yüzden dipsiz bir kuyuya dönmüş içimiz."
"Üç tarz-ı hakikat ve biz"

"Bazı şeyler insana geri dönülmez yollar çizer. Bir sarsıntı, bir kırılma olur hayatınızda ve sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz."

"Yaralarım nedendir?"

ps. Kitabı kitap kadar güzel anlatan Ece Temelkuran yazısı için de bir tık. 
ps. Başlık şarkısı Çilekeş ve Kendimden Geriye

Hiç yorum yok: