3 Temmuz 2013 Çarşamba

"Every little piece in your life, will it mean something to someone?



Hayat gerçekten tuhaf mı yoksa biz mi bazı anlara gereksiz mana yüklüyoruz bilmiyorum.

Bir süredir resmen tanışmasam da, bir tanıdık aracılığı ile hakkında epey şey dinlediğim biri var. Hep dinleyeceğim, hiç tanışmayacağım sandım, bu sebeple fotoğrafına baksam da, hafızamda konumlandırmadığım biri.

Bir de sosyal medya ve gezi olayları sayesinde okumaya başladığım, okudukça üslubuna sempati beslediğim biri (GEZİ’nin güzelliklerinden biri de okumaya değer sayısız kişiyi bulmak oldu) var. Gün gelip bir ortamda denk geldiğimde, kendim gibi görmekten ziyade, sosya bir popüler kültür öğesi olarak konumlandırdığım, kendimce bir karakter çizdiğim.  

Ardından da saçma bir zamanda beynimde çakan bir ışık ile bu iki kişinin aslında bir kişi olduğunu anlama halim var. (Bahsettiğimiz kişi ismini ve fotoğrafını gizlese, bu olay aslında çok da şaşılacak bir şey olmazdı herhalde.) Bambaşka bir şekilde dinlediğim için, aslında yaşıtım olacağını bir şekilde denk geleceğimi hiç sanmadığım birini bambaşka bir mecrada da tanıyınca insan şaşırıyor, utanmadan bir de bunu yazı konusu yapıyor. 

Olayı bu kadar abartmamın sebebi basit, dünya gerçekten çok küçük sayın okur. Fotoğraflar, tweetler derken daha da küçülen bir dünya ki gün gelecek hepimiz bir şekilde birbirimizi tanıyacağız ya da tanıdığımızı farkedeceğiz. Tanıdığımıza “memnun olacak mıyız”ın cevabı, zaman ve mekana göre çok da değişecek bir soru ki, buna gelenekselciler kısaca kader  diyor. Olayı üstünkörü anlatıyım derken, hadise romantik bir tanışma hikayesine dönüştüğü için, bahsi geçen kişinin hemcinsim olduğunu da belirteyim. (ayrıca; velev ki gay’iz sana ne i.gökçek)

Çok kez tekrarlandığı üzere Gezi Parkı olayları ülke için turnosol kağıdı işlevi gördü. Medya başta olmak üzere, hayatımızdaki her şeyi “duruşlarına” göre konumlandırır olduk. Ve bu noktada ben, henüz muhafazakar olmasını bile sindiremediğim Murat Menteş’in Yeni Şafak gibi masum insanları hedef gösteren bir gazetede ısrarla köşe yazmasına akıl sır erdiremedim. Kendisinin varoldöken’in tabiri ile çok konuşup bir şey dememesine değil ama niyeti, ruhu ve satırları nefret kokan bir gazetede köşe yazmaya devam etmesine gerçekten çok üzüldüm.  Yazdıklarıyla iki tarafın da tribünlerine oynamasına, akil olmaya çalışmasına bir yere kadar dayanırdım da, bir insan attığı tweet yüzünden bu ülkenin başbakanı yüzünden meydanlarda hedef gösterilirken, buna çanak tutan bir çatı altında olmasını bir türlü kabullenemedim. Bu saatten sonra benim için Murat Menteş, sevdiğim korkma ben varım’ın yazarı değil, bozuk saat gibi yazdıklarının yarısında doğru noktalara değinen, nihayetinde muhafazakar kızların hayallerini süsleyen entel prenstir.

Ve Mehmet Ali Alabora, kendi sınırları içinde tepkisini dile getiren sade bir aktivist iken, lider olmayı hiç aklından geçirmemişken, bir suçlu bulunsun diye ısrarla hedef gösterilen ve şu saatten sonra başına geleceklerden bu ülkenin başbakanının bizzat sorumlu olduğu bizden biridir. Böylesine saçma bir oyunun içine çekilirken, bu nasıl bir iftiradır diye isyan etmesi gerekirken; karşısındakilerin ruhunun, aklının kötülüğü sebepli sessiz kalması belki de en doğru olandır.  Türlü destek kampanyaları verilse de nazarımda yalnız bırakılandır.

Bu yazıdan çıkartılmayacak Sezarın hakkını Sezara verme notu;

·        Hem Tarafsız Bölge hem de gazete yazıları ile Ahmet Hakan, bu dönemde bir duruş sergileyen olduğu için takdir ettiğimdir.

·         Ahmet İnsel, Özgür Mumcu, Pınar Öğünç ve Yetvark Danzikyan’ı kadrosunda yazı yazma şansı tanıyan (aynı bünye Akif Beki’yi nasıl kusmuyor orası meçhul ) Radikal de, mevcut ana akım medya için -elimizde kalan -iyimserlik sebebimdir, bunu da tarihe not düşelim.

ps. başlık şarkısı Editors'un yeni albümden, The Weight


2 yorum:

varol döken dedi ki...

ilk 2 paragraf süper gidiyordu, varol döken'i keşfettim diye bitmeliydi, hayal kırıklığı içindeyim!

tarih, seninle bir yazında 3'ten fazla anlaştığımız nokta da gösterdi ya ben bu direnişi yirim yirim.

murat menteş'in yeni şafak'ta yazmasına takılmıyorum ama ben. sadece o içindeki gizli günlük işte, bugünlerde aslında hepimizin başına gelen yuh aslında böyle mi düşünüyormuş dedirten o gizli günlüğün bir gün açığa çıkacağını düşünüyorum.

ahmet hakan bildiğin medya direnişi oldu. bu kadar sade, bu kadar doğru, bu kadar net ve bu kadar çok insana ulaşabilir olması bildiğin şanstı bizim gibi düşünenler adına. listeye aldım.

radikal'i de hayvan gibi okumaya başladım, yetvark, özgür mumcu, ezgi başaran vs... akif beki'yi pek dinleyemedim açıkçası, ister istemez sosyal önyargılar oluştu bu süreçte.

memet ali alabora mahkemeye çıksın hemen şahit olarak başvuracağım. kendisiyle 31 mayıs akşamı olan ve bloga yazdığım yazıda belirttiğim konuşmanın keşke bir kaydı olsaydı. neyse ki maddi durumunun iyi olduğunu ve bu süreçte balık hafızalı türk toplumu unutana kadar ortalarda gözükmeyeceğini biliyorum. ama dediğim gibi yarın böyle bir mahkeme kurulursa ona isnat edilen aynı suçu işlediğime dair dilekçemle mahkemede olacağım.

yaşasın onurlu gezi parkı direnişi!

farawaysoclose dedi ki...

"john milton"ı keşfettim bu süreçte, facebook'ta sayfası var.. peki o kim şimdi??