21 Temmuz 2013 Pazar

"you're the life of another world"


Malumafatruş'un edebiyat güncesi;

Kitaplara duyduğum ilginin onda birini edebiyat dergilerine duyduğumu söyleyemem. Günümüz dijital çağında okunacak site ve blog (hala düzenli yazanlar var çok şükür) gün geçtikçe artarken, edebi gaye ile bir dergi çıkaran Ot dergisi üyelerinin cesaretini takdire şayan buluyorum.

Derginin bana göre iki santrforu olan Emrah Serbes ile Hakan Günday'ın yazılarını ayda bir okuma şansı bulmak başlı başına bir lüks. Blogdan bloga alakasız kişilerin yazılarını okudukça ne çok kişi etkilenmiş Hakan Günday satırlarından, ne çok genç erkek "piç"vari bir öykü yazmış, ne çok kişi Emrah Serbes doğallığında yazılar yazmaya çabalıyor halen daha iyi gözlemleme fırsatı buluyorum.

Gündem bir türlü sakinleyemediğinden Ot'un Haziran sayısını okuyamamıştım, Temmuz sayısını ile birlikte ikisini okuma fırsatı buldum. Sonra bir sürü başka yazı ve kitap da okudum, dergiden satırları kopyalamak bugüne kısmet oldu. 

Temmuz sayısını Gezi’ye değinmesi kadar dergiyi evladiyelik yapan kısmı Kinyas ve Kayra’nın dövmelerinin Emre Orhun tarafından çizilmesiydi.  Kinyas ve Kayra da, bana göre Hakan Günday’ın hem şansı hem şansızlığı. Ne yazarsa yazsın, bu kitap kadar etkileyemeyecek okurunu. Çünkü kendisinin kemik okurları artık  ergenliği bırakıp, orta yaş olmakla yüzleşme faslında olduklarından Hakan Günday’ın varoluş sorgularına pek de takatleri yok. (kendimden yola çıkıp, tümevarıyorum)
 
Yine de Kinyas’ın şu lafını yazımızla ilişkilendirmeden geçmek olmaz.
 
“Belki de tek sorun şuydu: biz ne istediğimizi bilememiştik hiçbir zaman. Ve dolayısıyla her şeyi deniyorduk.”
 
Ot’un parçalara misafir sanatçısı Burak Aksak’ın yazısından başlıyorum. Yaş itibariyle de bana göre Temmuz sayısının en iyilerinden biri “Mayısın son gecesi”.



 
“Anneleri telaşlandırmak istemeyen ana akım medyadan Allah razı olsun. Sayelerinde gönül rahatlığı ile sokaklara çıkabildik.
....
Gece boyu yönümüzü farklı seslerden gelen bu uyarılar belirledi. Ekonomik büyümenin tüm ağaçlardan daha değerli görüldüğü, Dolar ve Euro karşısında insanlığın değer kaybettiği, yeryüzünün sınırlar çizerek bölündüğü günlerde birleştik biz. Bir olduk. Şimdi taşan bir nehir gibidir bizim umudumuz. İnsan umuduna karşı tazyikli su, biber gazı ve plastik mermi. Üzgünüm ama silahlarınız çok zayıf beyim.
Bunca telaş arasında yaşamayı unuttum. Güçlü olanlar, parası olanlar, medya patronları, siyasiler, politikacılar, kendi aralarında bir oyun oynuyorlar. Mahalle maçlarında seni tıfıl gördükleri için aralarını almayan ağabeyler vardır. Aynı onlar gibiler. Sadece ihtiyaç duydukları zaman kullandılar bizi. Şimdi o kenara itilmiş çocuklar sokağa çıktı. Kendi toplarını alıp aralarında oynamaya başladılar. Ve tüm mahalle o ağabeyleri de bu oyuna dahil etmek istedi. Biz aynı mahallenin çocuğuyuz. Kavga etmesini de öpüşüp barışmasını da iyi biliriz. Yeter ki bizi bi rahat bırakın. Ne yapacağımızı söylemeyin, aptal yerine koymayın artık bizi. Biliyoruz ki, istemediğin bir şeyi yapmak zorunda kalmamaktır zenginliktir.
Diren o zaman. Yılma pes etme. Mülk edinme. Köpek gibi sev yine. İnadına bir kahkaha patlat. Hüznüne yarenlik etsin gülümseyişin. Aynı acıların benzerlerini yaşa. Her acı farklıymış, hepsi diğerlerinden daha büyükmüş gibi gelir insana. Hiçbiri geçmeyecek zannedersin. Ama hepsi geçer. Seni terk eden herkesin yüzünü unutursun zamanla. Sesleri yitip gider ölenlerin. İşte belki bir gece, biz gaz bulutunun içinde yine o aynı gülümseme. “
Batuhan Dedde’nin Gezi’den bağımsız Kalp Kanser’i yazısı da benim dergide okumaktan keyif aldığım bir başka yazı oldu. Yazı ziyadesiyle Umut Sarıkaya ezgileri barındırsa da, dramla komediyi usturuplu bir şekilde iç içe geçiren yazıları severek okuyoruz.
Ve bu işin piri olan Emrah Serbes’in Ot’taki tüm öyküleri gibi Haziran sayısındaki Yalnız Kurtlarla Dans’ını okumayanların da okumasını ısrarla öneririm. (Derginin ipad edisyonu ücretsiz yüklenebiliyor, sadece benim gibi ıos güncellemesi yapmayan sabit fikirler, daktilo gibi yazıları hard copy’den alıntılıyor.)

“Bütün yeteneksiz yazarların ortak konusuna dönmüştüm farkında olmadan; bireyin iç dünyası, yalnızlığı ve açmazları. “En azından bunun farkındasın” dedim kendime. Bir süre ara verdim yazmaya. Saksıya menekşe ektim, her gün suladım, bir akşam geldim, soğuktan donmuş. Olabilir. Her şey olabilir.
İnsanların çoğu, ezilmiş onurlarıyla sağa sola saldırmaya hazırdır, sinsi, zehirli, acımasız olurlar. Harcanmış hayatların, meçhul ruhların arasındaki yerlerini almaya asla razı olmazlar. Bunun sebepleri vardır elbet, ben de biliyordum ama sikimde değil. Ben o kadar sıradan tepkiler veren biri olmayacaktım. Harcanmış hayatların, meçhul ruhların arasındaki yerime razıydım. Ama kendi özel harcanmışlığımla, kendi özel meçhullüğümle. Bu yeterliydi. “

Bir de Canavar Banavar’ın Mayıs yazısı var ki, yazıdan hangi parçayı koysam eksik kalır düşüncesiyle fotoğrafını ekliyorum. Ama siz yine de para verip bu güzel dergileri alıp, hem kendinizi hem de bu emeği ödüllendirin. 

ps. Başlık şarkısı yine yeni Editors albümünden Sugar.
ps.2 Yıldız Tilbe'nin röportajdaki beyanatlarına da pekala şapka çıkartıyorum.

3 yorum:

varol döken dedi ki...

eski bir kıskançlığın izleri gibi görülmeyecek hakan günday'ı bayağı bayat buluyorum artık. bir derdi vardı söyledi bitti şimdi aynı dert üstünde birbirine benzeyen cümleler kuruyor. olmuyor, gerçekten olmuyor. o cümlelerin süpürüldüğü halının altından başka dertler, başka kaygılar çıkıyor.

emrah serbes ise yalın, tek başına, sahi, ateş gibi. adamın yazıları kor gibi, eline almaya cesaretin olursa ısıtıyor. geçenlerde biri murat menteş'i daha iyi yazar ilan etti, içimden ben bunca yıl boşuna okumuşum dedim, dışımdan herkesin yazarı kendine. ah objektiflik seni çıkaranın ben kafasına sıçayım.

(dergiyi alıyorum parasıyla ama saman kağıda dokunamıyorum, kuşe kağıda bassalar ya)

malumafatrus dedi ki...

Benzer şeyleri söylediğini ve anlattığı düşünmek konusunda hemfikir olabiliriz ama bayat lafı benim fikriyatlarım için iddialı. Bir de şuna inanıyorum çok ama çok iyi şeyler yapmanın değeri, kötü şeyler yaptığında azalmıyor... Bazı kitapların yıllarca cepten yedirtecek bir hatrı var nazarımda.

Emrah Serbes ise, şu bloğa yazdığım tüm yazarlardan daha başka biri. Salt yazar demek de sanırım mümkün değil. Başka bir ruh var kendisinde. Ama imkanım olsa Tv'de izleyip, dinlemek yerine, hep yazılarını okumayı tercih ederim.

karam bik dedi ki...

Canavar banavar'ım olduğu sayı hangi sayı üstat bir de bulamama durumuma karşın full yazıyı atabilirsen bu mahçup kızı çok mutlu edersin.