24 Haziran 2013 Pazartesi

"every little piece in your life will it mean something to someone?

Ankara’nın bağları ve bağzı geleneksel şeyler;
Arkadaş çevremin sınırları, r’ye 1 veya 2 vereceğimiz darlıkta bir çemberden öteye gitmez. Yeni arkadaş sahibi olma konusunda ya beceriksiz ya da isteksizim. Bu duruma ilişkin cevabım zaman zaman değişse de, insan sevebilme konusundaki yeteneksizliğim malumunuz.
Benim bir çocukluk arkadaşım yok. En yakın arkadaşım liseden beri aynı yollarda yürüdüğüm kişidir ki, o da ziyadesiyle çocuksu hallerimi bilir. Ondan ötesi de genellikle üniversite arkadaşım olduğu için ziyadesiyle akranımdır.
Israrla söylüyorum, hayatta çok acayip insanlar ve hayatlar var sansak da, aslında %70’de fazlasıyla ortak şeyleri yaşıyoruz.  İster biyolojik saat diyelim , isterseniz doğal mahalle baskısı, nihayetinde hayatta çoğu şeyin ortak bir zaman dilimi var. Ve 2013’de benim için başka anlamlar içerse de, sosyal anlamda arkadaşlarımın evlenme vakti olarak tarihin tozlu sayfalarında yerini aldı.  
Mayıs ayı ile birlikte başlayan, bitmez sandığım bir düğün maratonu da nihayet dün akşam sona erdi. Sevdiği biriyle ömür boyu birlikte yaşama umudunu barındıran her çifte sonsuz şans ve mutluluk dilerken, toplumsal gözlemci rolümle düğün çıkarımlarımı da not düşmek isterim.

Daha önce de söyledim, herkesin beğenebileceği bir düğün modeli henüz dünyada tasarlanmadı. Arkadaşlar ve akrabalar konseptini bir araya getiren bir organizasyondan da bunu beklemek haliyle saçma. Bu yüzden bence en önemli şey, gelin ve damadın gerçekten eğlenebilmesi. Bunun için de “boşvermek” ve “oluruna bırakmak” stratejik önem kazanıyor.
Yaşıtlarım için bu artık bir şey ifade etmez biliyorum ama gençlere tavsiyemdir, iki aile arasındaki mesafeler km olarak da üslup olarak da en çok sizi yorar. Bu yüzden biz evleniyoruz, ailelerimiz değil yalanına lütfen kanmayın. Ve arkadaşlarınızı düşünerek, şehir dışında gerçekleşecek düğünlere dair mekan seçimlerinde havadan veya denizden rahat ulaşılabilecek şehir alternatiflerini önceliklendirin. (gerekirse ailenizin kütüğünü komşu vilayete alabilirsiniz).
Bir düğüne hazırlanan kadının her şekil ve şartta geçiş üstünlüğü vardır, erkekler lütfen bunu gözardı etmeyin. İnanın bana ne kadar kokoş olursa olsun, hiçbir kadın her hafta sonu saç, makyaj, kıyafet, ayakkabı sorunsalına keyifle yaklaşamaz. Hatta bir yerden sonra, nasıl olduğunu umursamadan evden çıkar hale gelir.  Kaldı ki, bu işin bir de maliyet kısmı var ki, onun için yine gençlere tavsiyemdir 30’a kadar her sezon sonunda bir abiye elbise alsanız , 30’da gerçekleşen bütün düğünlerde farklı elbise giyebilirsiniz. Bir de benim gibi şanslıysanız, siz bir şey demeden anneniz size elbiselerinizi elleri ile hazır eder, siz basit ayakkabı ve çanta dertleri ile uğraşırsınız.
Türk kuaförlerinin %80’i, modern topuz denilen kavramdan habersizler. Hatta o kadar habersizler ki, ben de bazı bazı böyle bir şeyin olduğundan şüphe duyuyorum. (sadece cadde kızları o işi biliyor sanırım) Hayatımda saçımı kısmen veya tamamen toplatıp da, kendimi sünnet çocuğu annesi gibi hissetmediğim nadir zaman vardır. (Kaldı ki, benim saç işleri yine karıştı, onu da başka bir yazı konusu yapacağım) Bu yüzden kısa saçlı ve çok alımlı kadınlara acayip imrenmekteyim. Ne mutlu yıka ve çık ekolüne.
Nasılki ne kadar modern olursa olsun çoğu Türk kızı evlilik yolunda içinden bir Kezban çıkıyorsa (bu tükürdüğümü de yalamak zorunda kalmam umarım) ,  bu düğün hallerinde çoğu genç kadın da metamorfoz geçiriyor. Şık olmak ile bambaşka biri olmak arasında ciddi bir fark var. Özellikle siz kendinize yabancılaşıyorsanız, o güzellikten kimseye hayır gelmez, kılık kıyafet ve makyaj hadiselerinde lütfen bu gerçeği gözardı etmeyin.
Müzik zevkiniz ne olursa olsun, düğün konsepti ne olursa olsun, gecenin bir yerlerinde olay Türkçe pop’a bağlayacaktır, bunu da gözardı etmeyin. Hele ki Ankara’nın bağlarını hiç hafife almayın. Nereye gidersem gideyim, en az bir kere çalan bu toplumlar arası türküyü ziyadesiyle hissiyatlı bulan (ben sevdim eller aldı, içimde acı kaldı) iş arkadaşım sayesinde her dinlediğim de gülmekle ağlamak arasında gidip geliyorum.
Düğünler sayesinde farklı kültürleri de görmek, genelde iki ailenin ne kadar farklı olduğuna tanık olmak,  çocuğun birini sevdi diye bu kadar yabancısı olduğun bir aile ile akraba olmak da ne fena sorgularına girmek de bu kadar haftanın sonunda düğün/evlilik konseptine daha da soğuk bakma sebebim oldu. Darısı başına’lar ise bir yerden sonra, sinek vızıltısına döndü.
Evvel zaman içinde demiştim, bu sefer/ben yaparsam başka olacak umudu hayatın en büyük motivasyonu. Bu sebeple de tüm kalbimle arkadaşlarımın sevdikleri kişiler tarafından anlaşılabilmesini (sevmek default) ve bir ömür pozitif istatistiki verilere hizmet etmelerini diliyorum.
Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Geçen zamanın en kötü tesadüfü,  her Cumartesi akşamı ülkenin her hangi bir şehrinde şık şıkıdım otururken, gezi olaylarını twitter’dan takip etmek zorunda kalmamız oldu. Bulunduğumuz yerde olmaktan ötürü vicdan azabı çektiren, uzakta olmanın çaresizliğini hissettiren ve bizim kendimizi eksik hissetmemizi sağlayan zamanlardı. Ama işte kadere tarih verilmiyor.  Ve evet gerçekten de bir yerden sonra her yer taksim her yer direniş oluyor.
  • Her ilişki için genel sorgumdur; bir ilişki aslında bu ilişkinin taraflarının kendilerini gördüğü gibi midir, yoksa dışarıdaki yansıma mıdır? Çiftler, dışarıdakilerin gözüyle kendilerine bakmayı tercih etmedikleri sürece de aşkın gözü kör mü kalır?
ps. başlık şarkısı The Weight of the World ile Editors'den.

4 yorum:

gultig dedi ki...

Bu yazıdan sadece şunu anlıyorum, Ankara'nın bağlarından kurtuluş yok, ama 2010'da bizim düğünde çalmadı, ondan çok eminim :)

malumafatrus dedi ki...

vay anasını sayın gültig yıllar sonra bir yorumunu bu blogda görmek ne kadar şaşırtıcı...twitter'a linkini koymasam, bloğun adresini bulamazsın düşünüyorum, haksız mıyım acaba?

Ankara'nın bağlarına ilişkin popülaritede Behzat Ç etkisini gözardı edemeyiz sanırım.

Senin düğünün o yıl içinde katıldığım tek düğün olduğu için de, düğün müzikleri hayatımda çok yer etmemiş demek ki, hangi şarkılarla kendimizi sahneye atmıştık hiç hatırlamıyorum.

farawaysoclose dedi ki...

Ankara'ya bir daha yolun düşerse bir kahve ısmarlamak isterim :))

malumafatrus dedi ki...

Epey farklı sehirlere gitsem de bir Ankara düğününe gitmedim,daha çok Ankara bizim düğünlere bağları ile eşlik etti.

Ama bir yerlerde seninle karşılasıp, neden o güzelim blogunu yazmadığını dinlemeyi çok isterim farawaye:)