27 Mayıs 2013 Pazartesi

"herkes bir şey özlüyor, anlatacak sözler yok "

 

Kabul etmem gereken bir gerçek var ki, ben Ayşe Kulin okumayı seviyorum sayın okur. Hayatımda en kısa sürede kendisinin kitaplarını okuyorsam, aramızda pozitif yönde bir etkileşim olduğunu inkar etmek saçma olur. Kendisinin yaşını düşününce, üretkenliğine şapka çıkartmamak elde değil. Aynı hızlı üretime bakınca, biraz üstünkörü mü yazılıyor bu kitaplar diye de düşünmemek elde değil.
Bir erkeğin, birdenbire eşcinsel olması gibi kısmi absürd bir hikayeyi anlatan Gizli anların yolcusu, zamanlaması nedeni ile (ameliyat öncesi gerginlik ve sonrasındaki sıkılma süremde) okumaktan mutlu olduğum bir kitap oldu. Kitap, PR faaliyetlerinin de etkisi ile epey ilgi görünce, bir anda üçleme halini aldı ve Gizli Anların Yolcusu’nu Bora’nın Kitabı takip etti ve şimdi de Dönüş’le sanırım hikaye bitti.
Burada daha önce yazmıştım, Bora’nın Kitabı, ilk kitabın gördüğü ilgi sebebi ile gelişigüzel yazılan ve bu sebeple de ziyadesiyle eksik kalan bir kitaptı. Hikayeyi başkasının gözünden anlattığı için pek bir sürpriz barındırmayan kitap, karakterin derinliklerine inme kısmında da bana göre sınıfta kalıyordu. Ama ne oldu ben yine de gidip serinin 3. Kitabı Dönüş’ü aldım. Aslında kitap çıkar çıkmaz aldığım için, kitabın aslında bir devam kitabı olduğunu bilmiyordum. Yepyeni bir roman diye alırken, bu kitap da Bora’nın devamı olmasın diye işkillenmedim değil. Merakım google’a yenilmese de, kitaba başlar başlamaz, yine edebiyat dünyasının para hırsının ağına düştüğümü anladım.
Peki ama ne oldu? Haftalardır kitap okuyamıyorum diye hayıflanan ama entrika da seven ben Dönüş kitabını 2 günde bitirdim.  Bu noktada gerçekten Ayşe Kulin’e de teşekkürü borç bilirim. İyi veya kötü farketmez, kafamı bir süreliğine de bambaşka bir hikayeye dahil etmemi sağlıyorsa o kitap benim için faydalıdır ki, Dönüş de içinde bulunduğum zaman dahilinde okuduğuma sevindim kitabı oldu. (Bu noktada saatlerce burada kitap okuyabilirim düşüncesini bana tattıran Karaköy’le aramıza da bir şeyler girmesin diyerek dilimi ısırıyorum.)
Dönüş’ün, Bora’nın Kitabı’ndan en büyük artısı, hikayenin devamını getiriyor olması. Yani bu hikayede okuduğumuz iki kitaptan parçalar olsa da, bambaşka da bir kısım var. Hala hikayenin sonu diyememişim sebebi Ayşe Kulin’in bu serinin gördüğü ilgiliye göre daha da devam edecek azme sahip olması. Bana göre İnci Aral’ın Mor’u bir hikayenin farklı kişiler tarafından anlatılarak ilerlemesi açısından gayet başarılı bir örnekti (zamanın şartlarına göre). Ama bunların hepsi bir kitapta olması ile aynı hikayeden 3 kitap çıkartmak arasında biraz “duygusal” farklar var. Bence bu  hikayenin de ömrü burada son bulmalı ama yok bir de Handan’ın gözünden dinleyeceksek olayı, işte edebiyatın suyu o zaman çıkar. Rica edeceğim, çoğu edebiyat insanına taş çıkartan üretkenliğini Ayşe Kulin bambaşka bir hikayede devam ettirsin.
Dönüş’ün sevdiğim yanlarından biri de, aile kavramına dair sunduğu bakış açısı oldu. İnsanların anne veya baba olması, hata yapmalarına engel değil ve bir ailede hata yapma hakkının da sadece çocuklara mahsus olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor kitap. Bana göre hikaye; affetmenin vicdan açısından öncelikli ilaç olduğunu işaret ediyor. Ben de okuduğunu 1 cümle ile ifade edecek blog sahibesi olarak;  “Keşkelerden korkuyorsanız, gerçekle yüzleşin ve affedin” derim.
Kitabı da “Gizli Anların Yolcusu”nu okuyup, öyküye kendini kaptıranlara tavsiye ederim. Ve tamamen kişisel merakımdan, aynı öyküyü Murathan Mungan yazsa, nasıl olurdu acaba diye de merak ederim.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Kitap, çoğu yazarın gerek görmeyeceği şekilde politik eleştiriyi içinde barındırdığından ve verdiği röportajlarındaki beyanatlarından ötürü Ayşe Kulin’i ve duruşunu da ayrıca tebrik ederim.  
  • Kendisinin yeteneksiz edebiyat ajanı Barbaros Altuğ’un Hürriyet’e röportaj vermekle başlayan serüveninin Hürriyet Pazar’da yazmaya başlaması ile sonuçlanması da beni hiç şaşırtmayan, tam da ondan beklenen bir tavır olduğunu belirtmeliyim. Belki bu saatten sonra kendisi de “güce taptığı” gerçeğini kabul eder de, sürekli eleştirdiği kurumlar aracılığı ile varolmaya çalışarak  daha da komik duruma düşmez.
ps. başlık şarkısı Köprünün Tam Üstünde ile Melis Danişmend
 

1 yorum:

varol döken dedi ki...

yine anlaşamayacağız sayın furuş:)