11 Şubat 2013 Pazartesi

"ya bırak beni burada ya hapset hayatına"


 Mor ve de ötesi..

Mor ve Ötesi şarkıları ile hissiyatlı bir münasebetim var. Geçmişten bugüne etrafımda mor ve ötesi seven azalsa da, halen hevesle yeni şarkılarını dinleyip üstüne bir de Doğan Duru’nun sesi ile Harun Tekin’in sesini kıyaslayabilecek (hangisi daha iyi) müzikal değerlendirmesi yapan bir müzikal vizyonum var.

Politik açıdan Kerem Kabadayı ile Harun Tekin’in farklı görüşlerini sert bir şekilde dile getirmesini de, kendi yaptıkları konumlandırmayı gülünç duruma düşerecek şekilde Fanta Festivali’ne (Rock'n Coke'a katılmazken)katılmalarını da ve 29 Ekim’de İzmir’de Cumhuriyet konseri vermelerini de olağan tutarsızlıkları olarak değerlendirip, kendileri ile müzikal olarak ilgilenmeyi tercih ediyorum.

Üniversiteli ruhuma denk geldiği için içinden her şarkıyı tek tek sayabileceğim albüm sanırım Dünya Yalan Söylüyor’dur. Bir DerDim Var ve Cambaz sayesinde çoğu kişi için de sanırım böyle. Geriye dönüp albüm değerlendirmesi yapınca her albümden birkaç pek sevdiğim şarkı sayabilecek olsam da, genel popülarite olarak Masumiyetin Ziyan Olmaz’ın değeri bilinmeyen albümleri sayarım. Özellikle Araf’ı (yerimi bilmem, bilmem ne taraftayım. sesimi duymam, ne zamandır araftayım nakaratı ile) tek geçerim.

Çoğu şarkıyı bir önceki albümdeki başka şarkı ile benzetebilmeyi de kendilerini tekrar etmekten ziyade, bir tarzları olmasına veriyorum. Yine de bir “mor ve ötesi albümü” şablonu var ki, bu noktada Oyunbozan benim nazarımda Cambaz ile Bir Derdim Var’ın karışımı gibi bir popülarite elde edebilir. Yeni albüme dair hissiyatlarımı Aralık sonunda buralara not düşmüştüm. Bir Redd albümü gibi 5 yıl sonra dinlediğim de, “vay be bu da ne güzel şarkıymış” diyeceğimi düşünmesem de, sevdim Güneşi Beklerken’i. En sevdiğim şarkı Son Sabah’ta “rüyadan güzelse bu aşktır” türünden bir arabesk laf olsa da sevdim.

Sevgim sıradanlığa dönüşmeden, Redd’den başka konser de izlemiş olurum hem diyerek Ghetto konserlerini ajandama not ettim. Beni tanıyanlar, Cuma akşamı 22.45 kapı açılış saati olan bir konsere gitmeyi düşünmemim ne kadar iddialı olduğunu bilir, ben de vazgeçmek yok diyerek kendime gazı vererek, mental olarak kendimi konsere hazırladım. ( bu aralar gündemimde olan pozitif düşünmenin güzelliklerini bilahere yazacağım)

Bir gün öncesinde bahar havası olan İstanbul ‘da Cuma yağmur ve trafikle birlikte gelmiş olmasına, enerjimin büyük çoğunluğu yolda bitmiş olmasına rağmen arkadaşlarla yenilen bir yemek sayesinde konser saati için zaman tutmama gerek kalmadı. Bırakın konser saatini beklemeyi konsere geç kalma noktasına bile geldik ki, kendimizi kandırmıyorsak biz Ghetto’ya girerken henüz ilk şarkılarını çalıyorlardı.

İlk şarkı olarak Son Deneme’nin seçimi ne kadar güzelse, konser alanının kalabalığı da bir o kadar kötüydü. Sanırım benim etrafımdaki mVO sevenleri azaldıkça, başka bir yerlerde onları sevenleri artmıştı, bu sebeple de üniversitelerin sömester döneminde olan bir vakit için gayet kalabalık bir kitle vardı.

Zor bela konserin en rahat izlenebilecek yerine ulaştığımız için insandan, konser kitlesinin yaş ortalaması bana yakın olduğu için ergenlerden nefret etmeden bir konser geçirdim diyebilirim. Taksim mekanlarındaki etkinlikleri halen bar konseri şeklinde değerlendirecek kadar sığ olduğum için, 55 TL olan konser biletini yüksek (üniversiteliler bundan da gelmemiş olabilir), konser süresini ise az buldum.


Playlist, Güneşi Beklerken ve Dünya Yalan Söylüyor arasında serpiştirilmiş Büyük Düşler ve Masumiyet’in Ziyan Olmaz şarkılarından oluşuyordu. Burak Güven’den Sonu Belli ve Onno Tunç albümünde çaldıkları 1945’i söyleseydiler, playlisti öve öve bitiremezdim, şimdi pek yorumda bulunamıyorum. Ben ki yeni albümü ezbere almış bir insanım, daha mesafeli olanlara bu anlamda konser sıkıcı gelmesin diye dengeyi kurduk diyebilirler muhtemelen. Ben yine de daha iyi şarkılar seçilebileceğinden taraftarım niyeyse. Bir şarkı popüler olmanızda gereğinden fazla rol oynuyorsa, üstüne ne albümler yaparsanız yapın o şarkının ötesine gidemiyorsunuz. Bu noktada konser kitlesinin beklentilerini Bir Derdim Var ile karşılayıp, Cambaz’lı söylemeyerek de yoksaydıkları için kendi içinde bir denge tutturduklarını sanıyorum.

Konsere ara verilmemesini çok takdir etsem de, konser bitiyormuş gibi yapıp sonrasında onca şarkı söylemelerini ve bu şekilde gerçek bis’in ikincil bis gibi olmasını da pek anlayabilmiş değilim.

Vizyonum Redd konserleri ile sınırlı olduğundan, Garage’ın atmosferini Ghetto’dan daha sevdiğimi de galiba söyleyebilirim. Bunun dışında bir rocker’ın “kalbinize sağlık” türünden beyanatlarını da abesle iştigal görüyorum. Harun Tekin, popüler rockçı olmaktan öte antipatik rockçuya geçiş yapıyor nazarımda.

Neticeye gelirsek, keyifli bir akşam geçirdim ama mVO’yu yeniden canlı dinlemek isteyene kadar kendime epey bir süre veririm.


Mvo'dan bağımsız olarak da şunu sormak isterim; iyi olan şeylerin artan popülarite ile birlikte güzelliğini yetirmesini, alkışı korumak adına çıktıkları yoldan sapmalarına biz izleyenler olarak nasıl engel olacağız?


Bu yazıdan çıkartılmayacak fiziksel görüşler;
  • Harun Tekin saç mı ektirmiş?
  • Gömlek kravatlı rocker imajının modası geçmedi mi? 
  • Burak Güven’in saç uzatma girişimi tez vakitte sona erer mi?
ps. başlık şarkısı Yağmur Teşekkür ile konser sahipleri

2 yorum:

varol döken dedi ki...

bir derim var daha güzel bir şarkı ismi olabilirmiş:)

malumafatrus dedi ki...

Bu mısrada yazar derimin altında derdim var'ı vurgulamak istemiştir:)