13 Şubat 2013 Çarşamba

"boşluğun tanıdık sessizliği ne acayip"


Yoksa malumafatrus bir kültür böceği mi oluyordu?
Pek tarzım olmasa da bir konser yazısının akabinde bir başka etkinlik olarak tiyatro yazısı ile karşınızdayım.
Blogdaki etkinlik istatistiklerinden de anlaşılacağı üzere, yılda izlediğim tiyatro oyunu üçü geçmez.
Daha önceden planlanmış oyunlarım olmasaydı dün akşamki oyun sonrasında da 2013’ü de 2 adet oyunla kapatabilirdim. Neyseki pozitif ve deneyselim ama bazı zamanlarda da bildiğin cahilim.
İş hayatında oyunlar üzerine fikir alışverişinde bulunduğumuz birinin (kusburnu değil, kusburnuyla da değil) önerisi ile yine hiç okumadan etmeden Özgü Namal ile Selen Uçar’ın oyunu Kuçu Kuçu’ya bilet alarak “klasik tiyatro’dan” neden nefret ettiğimi hatırladım.
Öncelikle küçük salondan da şikayet ediyorum ama büyük nikah salonu gibi tiyatro salonları beni ziyadesiyle geriyor sayın okur.
Bir de tiyatro klişesinde zihinimde canlanan 60 yaş üstü tiyatroya gelen şık kitle var ki, onlar da beni ortamdan yabancılaştıran önemli bir unsur.
Bu kapsamda, Trump Towers’ın içindeki tiyatroda bilmem kaç kişilik salonda izlediğim Kuçu Kuçu oyunu için pek güzel yorumlar yapamayacağım. Ama asıl suç oyunda ve mekanda değil, bende. İnsan hiç ismi kuçu kuçu olan oyuna sartsız koşulsuz gider mi? Bir sorgulasana, nedir olayın köpekle bağlantısı diye.
Şaka bir yana birkaç şey okumuştum ama oyunun gerçekten “kuçu kuçu” meftumu ile bu kadar ilişkilendirileceğini düşünmemiştim.

Daha fazla detay vermeden oyunda Özgü Namal ve Selen Uçar’ın olduğunu, ikisinin de oyunculuklarına kötü anlamda bir şey diyemeyeceğimi ama oyunu götürenin Selen Uçar olduğunu belirteyim.
Konunun ise derine inmek istendiğinde bazı mesajlar verdiğini gelin görün ki beni hiç etkilemediğini belirteyim.
Ne mutlu ki, oyunda ara yok ve yaklaşık 75 dakika.
Özgü Namal, sahnede iyice ufak tefek kalmakla birlikte bana göre pek güzel.
Oyunun başında Melda karakterinin sorduğu “sonradan sevmek, sevmek midir” sorusunu, oyunun sorgusu olarak sizinle paylaşır, büyük bir tedirginlikle diğer yeni tiyatral maceralara koşarım...
Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Oyuna dair önyargı olmasından ziyade tespit olarak, oyun esnasında 5-6 kişinin de çıktığını not düşmeliyim.  
  • Kocaman salonda hem de ortalarda otururken, sıkıntıdan patlasam da sanırım çıkamazdım, bu derece de sanata saygılıyım.  
  • Daha da kötüsü, bu oyunu öneren kişinin önerisi ile başka bir oyuna da gideceğim. Herkes ikinci bir şansı hakeder diye ya kendimi ya da tiyatroları yakıcam. Ve bundan sonra çok sağlam bir referans olmadıkça klişe tiyatro ve salonlarından uzak duracağım.
ps. başlık şarkısı Büyük Ev Ablukada ve Nasıl İstediysen Öyle

5 yorum:

varol döken dedi ki...

ben saksı değilim en çok benim önerilerime kulak vereceksin!

varol döken dedi ki...

özgü namal tiyatroya gelmez, olmaz öyle canlı canlı, araya mutlaka bir cam girmeli. biz de geçen pinima'yı izledik. olmamış. yani bazı şeyler olmuş ama geneli olmamış. olan tiyatro bulamadım daha. ha aslında buldum ama ona da 50 kere gittim ya...

varol döken dedi ki...

kusburnuuuuuu buradan rezervasyon alıyorsun mart'ın ilk oyununa şirketçe geleceğiz. bir de cuma ben pierre river'i izleyeyim diyorum. izleyeyim mi? sonra hayal kırıklığı olmasın?

kusburnu dedi ki...

tamam iletiyorum erdeme :)
pierre git ya, hayal kırıklığı olmaz, emin ol.

varol döken dedi ki...

pierre riverre'e gideceğim, tehlikeli oyunlar için kesin gün ve kişi sayısı netleşsin onu da söylerim. seyyar sahne'den gerisi yalan valla...