25 Ocak 2013 Cuma

"Söylemediğin her harf içimde yara"




Sevgili okur, blogun bir Berkun Oya yazısına daha hoşgeldiniz. Aslında bu yazı gıyabında bir Berkun Oya yazısı olacak ve kendisinin son oyunu Babamın Cesetleri yazı konusu olacak.

Yazının daha sonra detaylandıracağım ana fikrini söylüyorum, hiçbir şey “ilk”i gibi olmuyor.
Bence Santral İstanbul, bu şehrin göreceği en güzel eğitim ve aktivite mekanlarından biriydi. Hem mimarinin hem de üniversite havasının kattığı ayrı bir güzellik vardı. Ve işte o zamanlarda Krek’de bir bahar akşamı oyun seyretmek, öncesinde bir şeyler atıştırmak falan güzel şeylerdi. Ama işte her güzel şeyin bir sonu vardı ve bu ülkede o son devlet eliyle daha da hızlı vuku buluyordu.

Alkole yaş sınırı ile başlayan, üniversitede içki içilirmiymiş ile saçmalayan bilmişler sayesinde Santral’in önce ruhu söndü, ardından mekanları el değiştirdi. Kazanan pek tabiki muhallebiseverler oldu. Bizim (entellektüel kankam kusburnu ve eşi, ve de sosyal ev arkadaşım) oyun için seçtiğimiz tarih sömester tatiline de denk gelince, tiyatro niyetine terkedilmiş bir kasabaya gitmiş gibi olduk. Tamirhane kapalı, otto da el değiştirdiği için eskiden de bildiğimiz yemekhane kısmına geçtik. Ama ne oldu, 10 dakikaya kapatıyoruz diye yediklerimiz boğazımıza dizildi, gözler gidin artık diye üstümüze dikildi. Oyun 20.30’da başladığından, sonrasında eski Otto yeni Papaz’a gidip ortamı kolaçan ettik, ana yemek kapsamında bir şeyler yemediğimiz içinse lezzet performansı hakkında genel bir kanıya varamadık.

Ben bir oyuna gitmeye karar verdikten sonra, bazı detaylar ile pek ilgilenmiyorum. (o detayları genelde kusburnu sorgular) Ve oyun günü geldiğinde, bu ilgilenmediğim şeyler nedeniyle de biraz geriliyorum. Özellikle uykuya hasret kaldığım bir haftada 2.5 saatlik oyun fikri beni epey tedirgin ediyor. Nitekim dün de hepimiz, oyunun güzel olmaması ve 2.5 saat olması korkularıyla girdik salona. Çıkışta korkularımız, klişe ama tatlı bir yorgunluğa dönüşmüştü. Bir sonraki gün iş olmasaydı, ve Krek’in sandalyeleri sadece biraz konforlu olabilseydi belki biz de daha rahat olurduk. Güzel Şeyler Bizim Tarafta diyorlar ama Krek’in o küçük salonu ve kötü sandalyelerinde zaman o kadar da güzel olamıyor. Berkun Oya, soN’dan sonra İntikam’a da kıyısından köşesinden bulaştığı için sormak istiyorum, o sandalyeleri değiştirmeye yetecek kadar parası yok mu Krek’in?

Ben şahsen herhangi bir konsere veya tiyatro oyununa halen 50 TL vermeyi pahalı bulanlardanım. Hatta uygun öğrenci fiyatları nedeniyle master’a başlamayı bile düşündüğüm zamanlar oldu. Yine de Krek’in bir oyununa 50 TL vermekten gocunmuyorum, benim gocunduğum o kadar para verip havasız küçük bir salonda bel bacak ağrısı ile 2.5 saat geçirmek, keyifle geçmesi gereken zamanın acılarla gölgelenmesi.
Bu kadar dış faktörden bahsetmişken, artık oyuna geçebilirim sanırım. Kararında spoiler ile bazı şeyler anlatacağım ama yine de ay oyunun büyüsü bozulur derseniz, bundan sonrası sizin için mayınlı alan benden uyarması.

Ben oyunu beğendim sayın okur. Çok etkilendim diyemem çünkü hikayenin dokunacağı tarafta değilim pek. Hikaye Bayrak’da olduğu gibi bir aile üzerine kurulu olsa da, daha çok sorunlu baba oğul ve kardeş üçgeninde olduğu için oyunun erkekleri ya da babasını kaybetmiş olanları daha çok etkileyeceğini düşünenlerdenim.


Oyunun kadrosunda Tv’den tanıdık simalara karşın, yabancı yüzler var ve bu anlamda Tv’den tanıdık oyuncuların işinin daha zor olduğu kanaatindeyim. Tv’de oluşturdukları karakteri yıkmak adına daha büyük efor sarfetmeleri gerekiyor ki, bu noktada hep antipati ile yaklaştığım Öner Erkan’ı ayrıca tebrik etmem lazım.


Oyunun başrol kadın oyuncusu diyebileceğim Defne Kayalar’ı daha önce bir yerlerde de izlediysem de hatırlamıyorum ama kendisinin oyunculuğunu ben ziyadesiyle beğendim. Bana sorarsanız oyunun kilit rolünü de kendisi oynuyor. İnsan gayri ihtiyari Güzel Şeyler Bizim Tarafta ile Babamın Cesetleri’ni kıyaslıyor. Bu bağlamda onu da Öykü Karayel’e karşılaştıranlara söylüyorum, bu topa hiç girmeyin. Öykü Karayel TV’den önce Krek sahnesinde ve türban gibi duş görüşünü epey değiştiren bir şekilde izlediğimiz için onun kadar bizi şaşırtacak başka biri de kolay kolay o sahneye çıkmaz.

Yazının başında dediğim, ilk’lerin farklılığı hadisesi tam da bu. Güzel Şeyler Bizim Tarafta benim ilk izlediğim Krek oyunuydu ve haliyle en etkilendiğim oldu. Ama sonrasında sahne, dekor unsurları, replikler benzeştikçe (ki bu aslında tiyatronun tarzı oluyor zaten) çok da şaşırmıyorsunuz. Şaşırmak da şart değil, bir oyunu farklı kılan sizi oyun sonrasında da düşündürebilme yetisi.

Ve Babamın Cesetleri, aile kavramı açısından herkesin farklıs sorgular yapmasına da sebep olan bir oyun.
Şerif Erol, fiziken rolü en zor olan kişiydi bence ve ben kendisini de pek beğendim.
Kaan Taşaner, rolü gereği oyunda hiç beğenmediğim kişi oldu. Yani ya çok iyi oynadı da biz karaktere gıcık olduk, ya da hiç oynamadığından bu ne hödüklük dedik. Emin değilim ama Öner Erkan’ın yanında rol ve oyun olarak çokça geride kaldığını söyleyebilirim.
Berkun Oya’nın Ülkü Duru hayranlığı bu oyunda da yerini almıştı, kulağı iyi (ya da ses hafızası) olanlar ne demek istediğimi gayet iyi anlayacaktır.

Ve çoğu tiyatro oyunu gibi, oyun ikinci yarıda hızlanıp canlandı. Bunun entellektüel camiada bir gerekçesi olsa bile, insani tarafta da işten ve yoldan yorgun bünyelere de yazık. Zamanı idareli kullansak olmaz mı demeden edemeyeceğim.

Nihayetinde gitmeli mi oyuna diye soracak olanlara, bence gidin ama büyük beklentilere girmeyin derim, kendi adıma da Berkun Oya, kitap yazsa da okusam diye de hayal ederim.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Yaşları yakın olan kardeşlerin genel bir didişme halinde olması normaldir ama son dönemde iki erkek kardeşin olgunlaşınca da ilişkilerinin epey sorunlu olduğunu gözlemliyorum (kız kardeşler de aksine yakınlaşıyor bence). Kadınların anneleri ile erkeklerinse babaları ile yaşadıklarının kişiliklerini etkileyen en önemli unsurlar olduğunu ama kadınların babaları ile erkeklerin de anneleri ile yaşadıklarının ise hayata dair tercihlerini düşünüyorum. Bu nedenle de keşke erkekler, duygularını daha rahat ifade edebilseler diye hayıflanıyorum.
  • Oyundan bir gün sonra afiş ile oyun arasında bağlantı kurmam da benim yersiz idraksızlığım oluyor.
  • Doktor karakterini de fazla toy ve de manasız bulduğum kayıtlara geçsin lütfen.
  • Berkun Oya'nın Radikal yazılarından Koridor 1'i de zamanlaması bakımından hayatımın "en" yazıları arasına ekledim ama geçen haftaki ikinci bölümde konuyu bağlayamadım. Anlayanlar benim gibilere bir idrak desteği versin lütfen.  
başlık şarkısı için ps. Melis Danişmend albümü dinledikçe nasıl da seviliyor...

ps. 2; oyuna dair çok güzel tespitlerin ve sorguların olduğu bir yazı için de buyrunuz.

11 yorum:

varol döken dedi ki...

entellektüel arkadaş? gülsem gönül razı değil susunca içimde kalıyor:)

varol döken dedi ki...

hayır kusburnu'nun entelektüelisine değil yorumum, insan arkadaşını böyle tanıtır mı ya, insan arkadaşına canım arkadaşım, çocukluk arkadaşım, iş arkadaşım falan der. hiç bana entelektüel arkadaşım demedi kimse bugüne kadar kıskandım. oysa ben de bir krek izlemesem de bugüne bugüne ferhat ile şirin'den tiksinip salon terk etmiş asi ve isyankar bir enteleükteel yancısıyım.

varol döken dedi ki...

üst üste bu kadar yazınca nasıl yazıldığını da karıştırdım. krek ile dot aynı şey miydi bu arada? o sandalyelerin parası viskiye gider onu da belirtip enteleleekektüeelele seviyemi göstererek yol alayım.

kusburnu dedi ki...

varol döken eko yapıyor.
bugüne
bugüne
bugüne
bugüne

kusburnu dedi ki...

nazar etme ne olur, oyunlardan çıkma senin de olur..
artık istersen sen eşlik et furuşa.. benim krek kotam doldu, tüm oyunlarına gitmekten entellekliklerim tavan yaptı.
krek is not dot.
dot is not better.
ingilizce de bilirim, ne de olsa entellakım.. evet tellakım..
bu kelime doğrulama işi de yorum yazmaktan soğutuyor. bye.

malumafatrus dedi ki...

kelime doğrulamayı kaldırdığım vakit, spam mailleri ikinize yönlendirebilecek bir sistem bulduğum vakit, bu doğrulama işinden vazgeçeceğim, söz. Ya da mail box.uma yığılan spam mailleri size de fw edeyim, neden böyle kapris yaptığımı anlayın.

kusburnu dedi ki...

ben komple kaldır demiyorum. beni tanısın, varolu da tanısın başkalarına girdirsin. senin spam mağduru olmanı istemem elbet.ama biz de sıradan insanlar değiliz netekim..

malumafatrus dedi ki...

ıd'si olmayan giremez dersem, sanırım buna da çözüm olur:)

Konu karıştı gibi olacak ama bu lafım sana Varol Döken; kusburnu benim hayatımda farklı farklı sıfatlara sahip ve bunların arasında iş arkadaşı en sevmediğim. İş arkadaşlığı müessesine genelde kılım netekim. Bu noktada kusburnunu iş dışında da görüştüğüm iş arkadaşım şeklinde tanıtabilirim ama.

Misal geçen hafta sonrasında eşiyle birlikte kendisi, evimizin teknoloji dostu da oldular, o derece hayat danışmanı bir aile...

varol döken dedi ki...

perde de seçebiliyor mu bu aile???

malumafatrus dedi ki...

Okura hizmette sınır tanımayan blog sahibesi, sizleri bu kelime doğrulamasından kurtarmak için hemen aksiyon aldı. Kusburnu bir gmail account sahibesi olduğundan sıkıntı yaşamadı ama yahoo'cu varoldoken'in başına ne gelecek bilemiyoruz.

Sen de sorunsuz bir şekilde "sesbirki" dersen kelime doğrulamaya elveda diyebiliriz.

varol döken dedi ki...

bana kelime doğrulatıyor dedirtemezsiniz!