22 Ocak 2013 Salı

"göz ucuyla bakıp içini okumaya çalışmıştım"

Ufak tefek notlar;

Parfüm ve karakter arasında çok yoğun bir ilişki kuran ilk ben değilim biliyorum ama “ağır” parfümler kullanan insanlarla genelde kişilik olarak uyuşmadığımı da ben ilk kez beyan ediyorum. Keza herkesin kullandığı parfümleri kullanan insanlara ilişkin de kişilik anlamında bazı tespitleri kafamda önyargı niyetine biriktiyorum.

Bir başka önyargı mecram ise meslek ve kişilik arasında mevcut. Mesela avukatların çoğuna karşı sıfır güven duyuyor, çözümden ziyade laf olduklarına inanıyorum ve çoğunu da çirkef buluyorum (Tuğba bu yazıyı okuyorsan, seni de tenzih ettiğim bilmeni isterim). Meslekten bağımsız olarak, işini yapmaktan ziyade ortada olan sorunu çözmeye çalışanları her şekil ve şartta daha çok seviyorum.

İş arkadaşlarımızla geçirdiğimiz zaman sonucunda onları sevmemizin pek mümkün olmadığını düşünenlerdenim. (bilmeyenler için not; insan sevmem) Bizim tercihimiz olmayan insanlar ile ömrümüzün çoğunu geçiriyoruz ve hep bir şeylere katlanıyoruz ya, bence paranın en büyük gücü de burada. Ve ben yıllardır sabahın köründe kalkmasına rağmen sabahları nemrut olan, etrafına negatif enerji yayan insanlardan itinayla nefret ediyorum. Sabah insanı olmayabilirsiniz ama alışkanlık denilen şey de kişiliğe ciddi etki eden bir hal yani eğer isterseniz o uykusuzlukla başetmeyi öğrenebilirsiniz.

Mevsim itibariyle spor salonundan ve çıplak kadın vücudundan nefret ediyorum.

Kendimi tutuyordum ama bunu es geçemeyeceğim, olağan ilişki gözlemcisi olarak Tuba Ünsal’ın Mirgün Cabas’la gittiği tatillere “yalnız” gitmiş gibi davranmasını da pek çözümleyemiyorum. Nasıl oluyor da Mirgün Cabas’la gittiği (fotoğraflardan bunu anlıyoruz) Uzakdoğu tatili için gazeteye Uzakdoğu’da tek başıma diye başlık atıyor veya Paris dönüşü ikisi de instagramdan havaalanı fotoğrafları paylaşırken, kendisine bir fotoğrafını alone diye de hashtagleme gereksinimi duyuyor. Başlamışken susamam, kendisinin şahane yazar diye pohpohlanması söndüğünden midir bilinmez pazarvatan’da yazı yazmaktan ziyade anektot paylaşma moduna geçti kendisi. Ama sorarsanız büyük cevher o ayrı.

Kitap okuyamama hastalığımın çaresi için çeşitli yollar denesem de, 2 sayfadan öteye pek bir gelişme kaydedemiyorum. Tek umudum Şubat ayında çıkacak Murat Menteş kitabında.

Alışveriş bağımlısı olarak indirim dönemi hem dört gözle bekliyor hem de nefret ediyorum. Sezon vakti, indirime girdiğinde şunu bunu onu alırım diye planladığım şeyler, indirim vakti gözümde pek anlamsızlaşıyor (nankör insan psikolojisi). Ne zaman kendimi “bir şey almaya şartlasam” hiçbir şey alamadan eve dönerim. Son dönemde bu beğenip de almaktan vazgeçmek gibi bir lanete bile dönüştü diyebilirim. Çok şükür Pazar günü bu laneti yıktım, ona dair alışveriş notlarımı da ayrı bir yazı konusu yapmalıyım.

Ufak tefek notlar diye başladık gene destan oldu. Oysa daha ufak tefek notlar’ın Melis Danişmend’in yeni albümündeki bir şarkı adı olduğunu ve Melis Danişmend’in naifliğini de kalbi kırık kadın sözlerini de pek sevdiğimi belirtmek ister, manasız Salı için keyifli bir gün dilerim.

ps. başlık şarkısı Kış Küskünü ve Melis Danişmend

3 yorum:

varol döken dedi ki...

kafandaki reklamcı kişiliğini anlatsan da uyup uymadığını anlasam sayın blog sahibesi:)

malumafatrus dedi ki...

reklamcı vizyonum senden ibaret Varol. Beni kendinden farklı olduğunu düşündüğün başka reklamcılar ile tanıştırırsan, ortalama bir fikriyatım oluşur. Yaratıcılıktan epey uzak bir iş yaptığım için de kesin reklamcılara da gıcık olurum ama:)

varol döken dedi ki...

ben pek tipik bir reklamcı portresi çizdiğimi sanmıyorum:) daha çok esnaf tipi var bende, halı saha işleten abi tipi var, bakkal tipi var...