10 Aralık 2012 Pazartesi

"'ben iyi ben kötü ben en çirkini güzellerin"

Bir koca hafta sonunu İstanbul sınırlarında geçirip, sıkılmaya fırsatım olmayalı epey hafta/ay geçti. Hafta sonu istanbul’da geçirememin bir kısmı keyfi bir kısmı ise zoraki olduğundan birazcık yorgunum. Belki de bu sebeple uzun zamandır hafta sonu faaliyeti yazısı yazmıyordum. Bu girişten bu hafta sonunu dolu dolu geçirdiğim anlaşılmasın bilakis bir kuplelik faaliyet sayesinde kendimi bir şey yapmış saydım, onu da hemen satırlara dökmek istedim.

Hafta içi spor münasebetiyle sık sık gitsem de, Pazar günleri Kanyon’da 10 dk bile olmak gibi tuhaf bir alışkanlığım var. Bu halim arkadaşlar arasında dalga konusu olsa da, halimden memnunum. Dün de haftalık rutinimizi gerçekleştirmeye gittiğimizde gördük ki, Kanyon’da caz konserleri kapsamında İlhan Erşahin sahneye çıkacakmış. Biz de tüm amaçsızlığımız ile havanın soğuğuna da aldırmadan sahnenin önünde yerimizi aldık.

Konserin başlamasına 20 dk olduğu için, oturabilecek bir yer bulabildik. Stand misali uzun masamızı da 3 orta yaş üstünde hanımefendi ile paylaştık ki bunu yazının devamında bilahere ele alıcam. İlhan Erşahin’i ilk kez sahnede izledim ve pek sevdim. Müzikal anlamda keyifli vakitler geçirmek bir yana, kendisinin turist sempatikliğindeki haline de bayıldım. 47 yaşında olabileceğine de asla ihtimal vermedim. O gözüne gözüne gelen saçlarını bir siyah toka ile tutturmayı pek istedim, bir insanevladında nasıl bu kadar nefes olabilir diye şaşırdım, sokak sobalarından ötürüde o soğukta pişmeyi başardım. Nihayetinde uzun yol yolcusu halini alan bünyem için meymeleysiz hava şartları da düşünüldüğünde pek keyifli bir Pazar aktivitesi oldu.

Cazı AVM’ye sokan Kanyon bununla da yetinmiyor ve konser alanında şarap çay ve kahve ikram ediyor. Ve bedava seven Türk halkı da bu fırsatı pek tabiki kaçırmıyor. Açık büfeden başlayan ve insanların sıraya girip arsızca yemek istiflediği yemek anlayışlarına itinayla kılım. Bedava diye sorgusuz sualsiz alınan her şeye de aynı şekilde uyuz oluyorum ve bu ülkede birlikte yaşadığım çoğu insanı da maddi durumdan bağımsız olarak beleşçi olarak adlediyorum.

Tamam kimse benim gibi sürekli kazıklanmaya mahkum değil ama hali vakti yerinde iken sırf bedava diye ihtiyacı olmayan şeyleri tüketmek hatta stoklamak bana çok büyük terbiyesizlik gibi geliyor. Diğer yazıda bahsettiğim gibi sırf lounge’da bedava diye sabahın 6.30’unda viski içmek sanırım bu durumu gayet iyi ifade ediyor.

Bir de emekli insan modeli var. Parasının değerini mecburen bilmek zorunda olanlar ki, kendi annem çalıştığı ve emekli olduğu dönemdeki hal ve tavırları ile bu değişimin en güzel örneğidir. Dünkü konserde de bu türden olduğunu düşündüğüm kişiler ile aynı masayı paylaştık. 50 yaşın üstünde iki arkadaş, konserdeki yerlerini aldıktan sonra kahve ikramını ve şarabın yanında yenmesi için verilen peynirleri kendi çantalarından çıkardıkları simit ile yiyince ciddi bir Türkiye ironisi yaşamadım değil. Çoğu Avm’den daha yüksek gelir sahibi müşterisi olan bir AVM’de Pazar öğleden sonra caz konseri dinlerken, simit peynir ile kahve içmek tuhaf olduğu kadar orjinal. Bu arada merak edenler için söyleyeyim, oradaki ikramların hiçbirini almayıp kendi kahvesini alan bu nedenle de iki yakası hiçbir zaman bir araya gelmeyeceklerdenim.

Ve bahsi geçen emekli ruhundan ziyade, geliri gayet yüksek iken ihtiyacı yok iken her bedava bulduğu şeye saldıran insanlardan olmamayı da bir erdem sayıyorum.

ps. başlık şarkısı Büyük Ev Ablukada ve En Çirkini Güzellerin

4 yorum:

kusburnu dedi ki...

Yaziyi currentstan okudum ama ordan yorum yazamadim uyuz oldum. Simitli teyzeler hayat ve enerji doludur bence, kizma onlara. Belese saldiri olayini ben de sevmiyorum ama beles is beles, yemeyen keles yani. Cuma cuma taksime cikilir mi kararsizligindayim. Karbonat kisisi nabiyo? Hic yorum yazmiyo artik, anca ev tasisin.. Allam cok baydim bu trafikte, dinimiz amin ufff

varol döken dedi ki...

karbonat kişisi gururla bildirir ki sabahın köründe isterse 100 lira olsun canım çekti mi viskiyi içerim! bunun aynısının laciverdini bir kış sabahı yapmışlığım var evet, bedava viski içtim sabah 7de ama üstüne gidip uçakta 10 euro verip çeyrek şişe şarap ta içtim! yani neymiş, mevzu alkolse bedava ya da paralı farketmezmiş!

not: artık öyle çok fazla alkol tüketmiyorum o yüzden sürekli bir sinir halindeyim! bu sinir taşınamadığım için de olabilir!

malumafatrus dedi ki...

Varoldoken neden taşınamadı? blog okuru ya da en azından sahibesi açıklama bekliyor sayın döken:)

varol döken dedi ki...

doğalgazda sorun çıktı önce, o hafta sonuna sarkınca ben eşyalarımı alamadım, eşyalar nerede dağa kaçtı dağ yarıldı koçtaş ikiye ayrıldı vs... ikea'dan gerisi yine yalan, bu sefer evimin eşyaları başka yerden olsunlar yine hayal. ben evime taşınamadan kıyamet koparsa o mayaları raf yerine duvara asarım!