5 Kasım 2012 Pazartesi

"icabetinde, isabetinde haklı bir dengen yok"

Malumafatrus, kendi kendine soruyor bir kahvaltı için daha kaç mekan gezeceksin?

Eylül ayından beri burda kaldığım her haftasonunda felsefemiz aynı; havalar güzelken dışarı çıkalım, nasıl olsa kış gelince eve hapsolacağız. Bu mantıkla ve gelmeyen kışla evde kahvaltıyı unuttuk. Bir elin parmaklarını geçmeyen güzide mekanımızdan da baymayalım diye, ufak tereddütlerle yeni mekanlarda denedik.

Son denemelerimi gez,gör yaz mantığıyla sizinle de paylaşmak istedim.

İstanbul’da bir mekan iyi olduğu için popüler olmaz. Birileri orayı iyi gibi, popüler gibi, farklı gibi lanse ettiği ve hatta böyle kabul ettirdiği için popüler olur. Yani önce mış gibi yapılır, sonra şimdiki zaman vuku bulur.

Benim nazarımda Karaköy’deki hareketlenme de bu “kitlenin” başarısı. Esnaf semti olarak fazlasıyla karışık olan Karaköy’ün in mekanlar semti oluşunu başka bir mantıkla da açıklamak pek mümkün değil. Merak ettiğim Karaköy’ün de miladı dolunca nereye kayıcak bu popülerite, sahil yolunu mu izleyecek, yoksa direkt karşıya mı geçecek?

Bu negatif tavrım aslında Karaköy’e değil, PR sayesinde popülermiş mekanlara gıcık olsam da, popüler kültürün kölesi olarak gidip görmekten de kendimi alamam bilirsiniz.

OPS Cafe de popülerliğine dair bir şey duymadığım ama kahvaltısının zenginliği kulağıma çalınan bir mekandı. Karaköy’de Cumartesi sabahı gidenlerin hepsi Namlı’dadır diye düşündüğümden rezervasyon yaptırmadık, bu vesileyle de güzel havada içeride oturmak zorunda kaldık. Buradan dışarıda şahane bir manzara veya ortam var algısı oluşmasın, bünye olarak dört duvara kılız. Mekanın 4 kişilik masaya iki kişi oturtmama yaklaşımı açlıktan asabiyet seviyesi yüksek bünyemizde pek hoş karşılanmasa da, bir köşeye sığışmak suretiyle karnımızı doyurduk.

Cihangir’le başlayan ev rahatlığında cafelerin bir benzeri olan Ops Cafe’nin kahvaltısı için de notum 6.5 olur, 7’yi görmez sanırım. Aslında gayet lezzetli bir kahvaltıları var, tek kötü kısımları taze olmayan ekmekleri. Bir de Karaköy’e özgü, konsept kahvaltı mantığından kahvaltı tabağındaki reçel yerine bal kaymak alamıyorsunuz mesela, onu ek olarak almanız da hesapta hatırı sayılır bir fazlalık yaratıyor. Servis gayet iyiydi. Ama işte cafe/restoran olan yerlerin masa seçiminde yerden kazanalım diye de yuvarlak masayı tercih etmeleri, yemek esnasında akrobasi gösterleri yapmanıza vesile oluyor ki, Ops’da da kural pek değişmedi. Kahvaltı odağım olduğunda menünün diğer kalanı ile pek ilgilenemediğim için, maalesef öğle ve akşam vakti nasıldır yorumunda bulunamayacağım. Ama Karaköy’e yolum düşerse, Bej yerine kesinlikle tercih edeceğim mekandır, onu da rahatlıkla söyleyebilirim.

Pazar günü de sahil hattından sapmadık ve Sütiş ile yarattığı trafik nedeniyle bir keşmekeşe dönüşen Emirgan’a La Bloom’u denemeye gittik. La Bloom, bahsettiğim Emirgan keşmeşesinden sıyrıldıktan sonra İstinye yönünde solda kalan bir mekan. Hafta içi gündüz gözüyle gittiğinizde, boğazın kenarında yiyorum içiyorum diye hissedebileceğiniz bir lokasyona sahip. Gelin görün ki hafta sonu, trafik ve gürültü sayesinde yediğiniz içtiğinize bir de egsoz ekleniyor, mekanın da tüm albenisi yitip gidiyor. Albeni dediğim de aslında mekanın iç dekoru, yoksa mekanın ayırediciliği konumundan değil fiyatlarından. Takriben Aşk Cafe (kuruçeşme)fiyat standartlarına sahip mekanın kahvaltısı çok da anlamlı değil.

Anlamlı olmayan serpme kahvaltı seçeneği ki, bunca yıllık vizyonumla diyebilirim ki serpme (sizin teker teker seçim yaptığınız) kahvaltı =kazıklanma kahvaltısı . Sahanda yumurtanın döküm tavada gelmesi ve ekmeklerin, taze pişmiş gibi tahtalarda azar azar ikram edilmesi mekana özgü detaylar olsa da, mekanda en sempatik bulduğum şey kahvaltı menüsünün konsepti idi.

Bu noktada hafta sonu vale terörünün merkezi Rumelihisarı’na kahvaltıya gidenlere de, sürekli otobüs araba geçen yolun dibinde yemek yemekten zevk alanlara da, hele artık ezilme riski içinde olan Kale’nin müşterilerine de akıl diliyor, en güzel kahvaltı mekanı benim zamanında iltifatlar yağdırıp batırdığım mekanlardır diyerek satırlarıma son veriyorum (İzz Cafe kalbimde derin yaradır)

Kahvaltıdan bu kadar bahsetmişken ve Beşiktaş’ta menüsünde pişi, önünde sıra olan mekanlara inat Cihangir Yumurta’nın (Mehmet Ali Erbil ve Özgür Aras’ın ortağı olduğu) pişi de çok çok iyi olduğunu, servisinin de gayet hızlı olduğunu öğrenci milleti kalıplarını aşsın diye not düşerim.

ps. başlık şarkısı Leyla ile Sıla

2 yorum:

varol döken dedi ki...

şu yazının ardından sana atmakta geciktiğim bir mail atıyorum, en kısa zamanda oku:)

kurşun geçirmez cam dedi ki...

Gerçekten çok beğendim, tebrik ediyorum sizi.