19 Kasım 2012 Pazartesi

"esas durduğum yer, yalnızlığın yeri"



30 Yıllık Aslan burcu kariyerimde bir şeyleri yanlış yaptığımdan olsa gerek, kendimi genel ortalamada bencilden (burcumun has özelliği) ziyade enayi gibi hissediyorum.

İyilik perisi falan değilim gelin görün karşılıksız yaptığım çoğu şeyde sömürüldüğümü iyice hissetmekten (hissettirilmekten) ötürü iyice bezginim.

Karakter veya kişilik hangisi başımı yaktı bilmiyorum ama bana faydasını düşünmeksizin, birilerien yol göstermek belki de bilmişlik taslamayı seviyorum. Daha önce de yazmıştım, kalabalık ortamlarda insanlar soru sormak için beni seçer, öyle de bir sinyalizasyon hali mevcut bünyemde.

Şahsen bu yardımseverlik hali kendi tercihim olduğundan şikayet etmem de şaçma. Gelin görün ki, insanoğlu gün geçtikçe rahata alıştığı için, sizin bu yol gösterme halinizi otomatik pilota alıp istedikçe istemeye devam ediyor.

Bir de bu isteme halini çaktırmadığını düşünenler var ki, en kıl olduğum hadise de bildiğiniz üzere bir aptal tarafından aptal yerine konmak.

Pazartesi sabahı böyle hisli bir yazı yazmam, bir şey yaşamışım da içli içli kaleme döküyorum şeklinde algılanır muhtemelen ama aslında uzun zamandır yazmak istediğim, yazmadıkça da bana daha da batan bir hal aldı bu durum. Çünkü siz ne kadar umursamazca hareket ederseniz edin, etrafınızdaki zihni sinirlerin hesap kitap halleri, şark kurnazlığını gözardı edemiyorsunuz. Özellikle danışmak yoluyla iş yıkmanın türlü türlü versiyonunda uzmanlaşan insanlar iş hayatının gözdesi olmalılar. Bu kadar stratejistin harcanmasına gönlüm razı gelmez, hepsi ayrı ayrı ceo olsun isterim.

Kurumsal dünyanın iki yüzlülüğünü bu yazıyla sınırlandıramam, netekim o alanda da içim epey dolu. Bu nedenle kurumsallıktan çıkıp, insanı hallerdeki sömürülme haline de değinmeden geçmeyelim.

Cömertlik insanın cüzdanı ile değil, kalbi ile ilgili bir hadise. Ve bana göre gerçek cömertlik, karşılık beklemeden yapılan iyilik, verilen destek vb.dir. İnsani şartlarda gerçek cömertliğin Mevlana zamanında kaldığını düşünenlerdenim. Yani ben sana şunu yaptım sen de bana bunu ya şeklinde olmasa da, insanoğlu bilinçaltına ya da kulakardına bir yerlere olan biteni yazıyor. Ve sonrasında da en büyük hata sokağına sapıp, karşındakinin kendi gibi olmasını bekliyor. Sonrası da malumunuz hayal kırıklığı .

Benim derdim bu karşılıksız iyilik hali değil zaten.. Siz bir şeyleri sorgusuz sualsiz, sadece istediğiniz için yapıyorsunuz diye karşı tarafın bunu hak görmeye başlaması. Kaldı ki bazı yüzsüzlerin mevcutla yetinmeyip daha da fazlasını istemesi.

Pazartesi Pazartesi fazla insani bir yazı oldu. Böyle başlanan haftadan pek hayır da gelmez ama sömürüldüğüm alen beyan ortadayken, kendimi geri geçip istersen bunu da sen yap, ya da şuradan buradan sor öğren diyebilmeyi öğrenmem akıl sağlığım için şart.

Mutsuzluğumu 21 Aralık efsanesine dayandırıp, ben de çok zaman var sanıyordum, 2 gün son ayın 21’i diye teselli bulmam ve sabahın köründe de o 21’in Aralık değil Kasım olduğunu idrak etmem de, bu depresifliğimin vesilesidir. Allah gezegenleri de Maya’ları da nasıl biliyor ise öyle yapsın.

Ve bu yazının nihai özeti, eşek olana semer vuran çok olur’daki eşek olarak diğer eşek arkadaşlarıma selam ederim.

ps. başlık şarkısı Çocuk İle Sıla

1 yorum:

varol döken dedi ki...

selamını aldım almasına da eşek değil o aslan:)