1 Ekim 2012 Pazartesi

"you'd know, how the time flies...only yesterday, was the time of our lives"


Sosyal faaliyet olarak hafta sonu gezmeleri;

Yaz bitip, denizsel faaliyetler de askıya alınınca bu şehirde hafta sonları ne yapardık sorusunu ufaktan sormadım değil. Sanırım 2 yıl önce hobiler bile moda diye yapılıyor yazıma inat ben de moda olan bir kursa yazılabilirim. Yoksa hem kışa hem de birbirinin aynısı şeklinde geçen hafta sonlarına pek hazır değilim. Kaldı ki bu hafta tecrübe ettiğimiz üzere, bazı sevdiğimiz faaliyetlere de yaş ve yorgunluk münasebetiyle tahammül süremiz dolmuş.

Sayısız kez hayalkırıklığına uğrasa da insanın inatla bir şeylere dair umudunu koruması aslında insanlık için çok büyük bir lütuf. Tabi bu lütuf bazen de sayısız kez aynı hatalı yola sapmanıza sebep oluyor ki, işte o zaman “bu sefer farklıdır belki” iyimserliğine derin duygular besliyorsunuz .
Özellikle bu şehirde popüler olan, insanların akınla gittiği yerlerin ne kadar kof çıktığını birçok kez tecrübe etmiş biri olarak, Nusret’in gördüğü ilginin de abartı olduğunun gayet de farkındaydım . Her gidenden duyduğum “nusret’te et yemeden et yedim denilmez” lafına da gıcık oluyor ama gidip görmeden de karşı savımı ortaya koyamıyordum.

Daha önce arkadaşlarımın teşebbüslerinden biliyordum, aynı günün akşamına yer bulma şansınız zaten olmayan bu mekanda hafta sonu yer bulmak için de rezervasyonunuzu vakitlice yaptırmanız gerekiyordu. Aslında baktığınız da tamemen uzak durmam gereken ibareler vardı ama işte insan bazen başına geleceklerini bilse de aksini umut ederek hareket eder ya, işte ben de tam da bu hissiyatla bile isteye Nusret’e gitmeye heves ettim.

Çarşamba günü yaptırdığım rezervasyonda aldığım “zaten her şekilde beklerseniz ama şu saatte gelirseniz, daha az beklersiniz” uyarısı beni benden aldı. Ama itiraf edeyim 19.00 sularında gittiğimiz için gerçekten de pek beklemeden masamıza oturduk.


Tabi masamız tabiri Nusret için biraz subjektif. Dekorasyonda büyük masalara ağırlık verildiği için kalabalık bir grup olarak gitmezseniz, bir masayı başkaları ile paylaşmanız kuvvetle muhtemel. Tabi kaç gün öncesinden rezervasyon yapılan ve saçmasapan hesap ödenen bir mekanda müşteriye, gelin buyrun diğer müştelerle kaynaşın demek ne kadar ticari bir tavır orası da tartışılır.

Aslında uzun bir akşam yemeği için gitseniz de Nusret’te kendinizi bir iftar yemeğinde gibi hissetmeniz kuvvetle muhtemel. Kalabalık ve arı gibi çalışan garsonlar sakin bir akşam yemeği için ideal değil, hatta yorucu. Ayrıca nasıl bazı bünyeler kurban bayramında kırmızı etten soğurlarsa, oraya da gittikten sonra kırmızı ete bakış açınızın değişmesi hatta vejeteryan olmanız işten bile değil. Her tarafın et’sel hali ve et kokusu her bünyenin iştahını açmayabilir.


Ama mekanın dekorasyonuna diyecek lafım yok, bence bir etçi için gayet ideal bir kıvam tutturulmuş. Ne çok klasik ne de çok kebapçı ruhunda. Merak ettiğim tek şey, kışın çatının kapanması ile içerideki koku durumunun ne olacağı.

Dekorasyon dahilinde sayılır mı bilmiyorum ama garsonların boğa stili (Nusret’in logosu olan) yelekleri de bir o kadar kötü hatta dümbük işi bana göre. Kıyafet ne kadar kötüyse servis de bir o kadar iyi. Her lokmanızdan sonra servisiniz değişiyor ki, bu halin biraz abartı olduğunu bile söyleyebilirim.

Gelelim et konusuna. Bu konuda ahkam kesecek bir uzmanlığım hatta damak zevkim yok. Kendi vizyon ve misyonumun çerçevesinde konuşacağım pek tabi. Bu kadar satırdan da tahmin edeceğiniz üzere, vay efendim ne et yedik gibi bir haliyet-i ruha bürünmedim açıkçası. Bence Nusret’in en iyi yaptığı şey de kanımca lokum diye sunulan et ki, onu Bebek’teki yerinde de yiyebilirsiniz. Fiyat/performans hakkında çoğu etinin pek de piyasadan farklı olmadığını düşünüyorum. Ama kaburga mevzubahis olunca tüm fikriyatım ters düz oldu. Şahsen bendeniz zaten et denilen meftumun kemikle birlikte sunulan hallerini hiç sevmem ama yemekdaşlarım isteyince mecburen kendisini de, kazığı da yedik.

Bu kaburga hadisesinin de olayı, tüm masalara Nusret’in bizatihi gidip (kaba tabirle konsomatris gibi) kaburgayı kesmesi. Bu sayede, bak halen işinin başında çocuk servis bile yapıyor reklamı da haliyle yürüyor. Ama kimse kusura bakmasın, öyle bir kalabalıkta hem mutfak kısmını organize edip, tüm masalara gidip hal hatır sormak mümkün olmadığı için, nusret sadece işine konsantre suratsız bir et kesici den farksız bir hal alıyor. Yani eğer amaç müşteri ile alakadar olmak ise o gittiği masada iki laf edecek, yok değilse de birine kaburga kesmeyi öğretecek. Bizim arkadaşlardan biri kendisini tanıdığı için masada zorlama bir muhabbet oldu ama yine de o iş zor yonca. Bence Nusret mutfakta kalsın, ünlülerle fotoğraf çektirsin , bu da gayet iyi pr yapar.

Anlayacağınız, kendi tercihimle gittim, gördüm daha da gitmem. Bu saatten sonra Nusret’te et yemeden et yemiş olunmazmış lafını söyleyene iki çift lafım olur. Bu yazıyı da bu kadar detaylı yazmamın sebebi, benim gibi meraklı bünyeler okusun da en azından başına gelecekleri öngörüsün hatta gitmekten de vazgeçsin diye.
Verilen emeğe saygım var ama ilk defa yapılan bir konsept değilken, et de bildiğimiz eşlenmiş etken, işin içine görsel şovlar katıldı diye “vay efendim, çok acayip” şeklinde gaza gelip, kulaktan kulağa başkalarının da gaza getirilmesine kılım.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Et siparişinizi alırlerken orta mı iyi mi pişsin diye bir soru sorulmuyor, çünkü Nusret’te her et aynı kıvamda pişiriliyor. Bence o kıvamda gayet iyi ayarlanıyor. Etin içindeki pembelik de, pişmemişlikten değil aksine doğru şekilde pişirilmenin sonucu oluyor. 
  • Baharatlı patates kızartmasının default olarak ikramına da acayip kılım. Herkes baharatlı sevmek zorunda değil ki patatesi, önce bir sorun da ona göre serpiştirin şu meleti, güzelim patatesi hiç etmeyin rica edeceğim.  
  • Yazının niteliği gereği görsel anlamda hiç beğenmediğim fotolar koymak zorunda kaldığım içinden de özellikle etsevmez okurdan özür diliyorum.
ps. başlık şarkısı Adele ile Someone like you

8 yorum:

varol döken dedi ki...

https://www.youtube.com/watch?v=OBV-szp24CY&feature=plcp

malumafatrus dedi ki...

PR faslında .iç gibi sıkıntılarla uğraşmamak için Hiç yaptıysalar bile bence bu filme büyük haksızlık, dakika bir gol bir küstüm.

Ayrıca Hiç nedir desen,bugünlerde Mehmet Turgut'un artistik diye boynuna yaptırdığı dövme derdim.

Ümit Ünal, yönetmen mi senarist mi anlamamış olmakla birlikte onun da sanatına dair önyargılara sahibim.

Gene de filmin galasına sızmamız şart.

varol döken dedi ki...

açıkçası sanırım biraz mutlu oldum. çünkü sadece o sahneyi bile ben bambaşka tasavvur etmiş ve yazmıştım. çekimler çok kötü, tamamını görmek lazım ama çok amatörce kalacak gibi. en kötüsü de tüm bunların sadece bana kalacak olması. keşke bir şansım olsaydı senaryo grubunda olmak için.

varol döken dedi ki...

bu arada nusret için benim de planlarım vardı ama vazgeçtim biraz seni okuduktan sonra. yaşadığın hissiyatı en iyi bilenlerden biriyim, çok övülen yerlere gittiğimde yaşanan o hayal kırıklığı hissini. ama insan merak ediyor işte, yaşamın ana maddesi merak:)

malumafatrus dedi ki...

bence öyle bir fırsatınız var ise, işle ilgili bir yemeği orada organize edebilirsin. Bugüne kadar ziyadesiyle tecrübe ettiğim bir şey varsa, İstanbul'daki çoğu mekanın bu iş yemekleri sayesinde ayakta durduğu ve iş yemekleri sayesinde fiyatlarının sorgulanamdığıdır. Ben bunu bilmeme rağmen neden bireysel kimliğimle bu yerlere heves ediyorum işte o da ayrı bir yazı konusu.

Yine de bence Bebek'teki bildiğimiz minik hamburgerci olan yerini dene, oradaki hissiyatına göre diğeri için de kararını verirsin:)

varol döken dedi ki...

http://www.youtube.com/watch?v=lg3lCNLPCZM&feature=youtu.be

çok mu kötü gözüküyor yoksa ben kıskanıyor muyum?

malumafatrus dedi ki...

yeraltı edebiyatını film yaparken ışık olmaz, karanlık yapalım demişler sanırım ama olmamış.O fikret kuşkan sesi asıl hiç olmamış...gene de kıskanıyor olabilirsin, çünkü aslan burcundaki bu hırs oldukça kıskanmak kaderimiz gibi bir şey...

varol döken dedi ki...

http://www.youtube.com/watch?v=ZTT9d8jRsE8

benim kıskandığım gerçeği su götürmez ama bu 3 teaser'ın da birbirinden kötü olduğu gerçeğini değiştirmiyor.