8 Ekim 2012 Pazartesi

"nereye kadar uçabilirim havada? nereye kadar kaçabilirim karada?"



Bugün (6 Ekim) kişisel tarihime not düşülesi bir gün. Kapıkule sınırkapısının ötesine epey gecikmeyle adım atan bendeniz ilk defa bugün bir başıma gurbet ellere seyahat ediyorum. Gerçi tek başımalığım sadece gideceğim yere varana kadar ama olsun sıradan hayatımda ufacık bir değişikliği bile mevzu bahis etmeyi seviyorum.

Aslında tatil dönemlerinde kaosa dönen havalimanlarını belirli bir sakinlik içindeyken epey seviyorum. Ve THY ile uçmadığım vakit, hizmet anlamında (zamanında kalkış hariç) ne kadar iyi olduklarını ziyadesiyle tecrübe ediyorum.

Bunu daha önce yazdım mı bilmiyorum ama bence host veya hosteslik akıllı insan için değil sayın okur. Bence kesinlikle havayolu falan farketmeksizin tüm hosteslerin maksimum calışma süresi olmalı ve yol yakınken insanlar kendini bu pek janjanli sayilan meslekten kurtarmalı.

Instagramdaki modaya uyarak bulut işine girdim gireli tüm servis arkadaslarım benim için uygun kareleri takip ediyor. Ama su an itibariyle söyleyebilirim ki bulut fotoğrafı uçaktan çekilir.



Yalnız seyahat etmenin bir gerginliğini henüz hissetmedim ama serde klasik bir vize kontrolü tedirginliği var ki, bu sebeple üçüncü dünya ülkesi olma halimize bir kez daha küfrediyorum.

Uçağı beklerken (hatta lounge'da) kimlerin iş seyahati için geldiğini ve kimlerin business uçacağını tahmin edebiliyorum. Çalıştığı sirket karşılamıyor iken business uçakları da ayrıca tebrik ediyorum.

Ve telefon veya laptop ekranıma bakılmasından nefret eden biri olarak, sürekli seyahat eden kişilerin özellikle veri güvenliği açısından ekran koruyucu kullanması gerektiğini düşünüyorum.

Bugün oraya uçmasam da Amerika'ya gitmeyi ne kadar çok istiyorum bilemezsin sevgili blog. Para zaman vb şartlarını sağlamak zaten zor ama o kadar saatlik yol nasıl geçer gerilimini hayal kurarken bile yaşıyorum.

Turist olmak ne kadar güzelse zaman farkı da o kadar kötü bir sey benim nazarımda. Bir saat bile özellikle eve dönüş vakti can sıkıcı benim için. Bir de okyanus ötesi zaman farkını hesap ederek alınan aksiyonlara, beynin sürekli zaman hesabı yapmasına hiç ama hiç alışık ve barışık değilim.


Hangi şehrin üzerinden geçerken bitirdiğimi bilemediğim Bora'nın kitabını ayrica yazı konusu yapmak için de satırlarıma burada noktalıvirgül koyuyorum.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;

Sessiz sakin lounge'da tavırlarına ben burdayım diyen Mehmet Ali Erbil'in kendini meşhur olmaya fazla kaptırdığını ve çok sevildiği gibi bir kanıya kapıldığını da belirtmeden geçmeyeyim.

Az önce ilk defa havadayken bir uçak gördüm ve yaptığı hızı da gözlemleyince mekanik camiasına bir kez daha hayran oldum. (Gene de insan yapımı meret, bir yere insin de ondan sonra hayran olmak da fayda var. Gerçi siz bu yazıyı okursanız biz de yere normal bir seyirde yere inmişiz demektir)

Her seyahat öncesinde hatırlamak da fayda var, sizin geç kaldığınız uçak dışında hiçbir uçak zamanında kalkmaz.

ps. başlık şarkısı Serdar Şensezgin ve Nereye Kadar

Hiç yorum yok: