3 Ekim 2012 Çarşamba

"akıl vermiş neye yarar? hapı yutup rüyaya dalar"


Hayatımın genelinde, her şeyin aynı anda oluvermesi gibi genel bir derdim var. İyi veya kötü, güzel veya çirkin başıma gelenler nedense bekleyip topluca hareket etmeyi seviyor. Keza sosyallik faaliyetlerim de genelde aynı rotada ilerler. Genelde rutin ev-spor-iş üçgeninde ilerlerken bir hafta bin tane organizasyon ardarda gelir haliyle bu faaliyetlerin fazlası bana çok gelir bir süre hiçbir şey yapmamayı tercih ederim.

Sosyal faaliyet dediysem de, yemek yemiyorsam ya konser ya da tiyatrodur. Tiyatro sezonunu daha açmış sayılmayız ki, bu konuda kusburnunun bana ön ayak olması şart. Konser dediğimizde de gittiğim/gideceğim konserler de aslında belli. Tercihen sadece 21.00’de başlayıp vakitlice biten ve oturabildiğim, ergenlerden mümkün mertebede soyutlanabildiğim konserlere giderdim. Ama sevdiğim çocuklar maalesef rocker olma münasebetiyle vakitlice konsere çıkmıyorlar. Aslında vakitlice konser verilen mekanlarında çıkamıyorlar/çıkmıyorlar demek daha doğru sanırım.

Yoksa en büyük hayalim açıkhavada mor ve ötesini ve redd’i dinlemek, hatta imkanım varsa bir de oturmak. Yani saat erken olursa oturma ihtiyacım çok yok ama hem geç saat hem ayakta olunca bu yaşlı ve paslı bünye yoruluyor itiraf etmeliyim.

Yine de seviyor ve gidiyoruz. Geçen hafta sonu da pek tabiki kusburnu eşrafı ile birlikte gittik konserlerine.. Artık profosyonel bir redd konser izleyicisi olduğum için konser vaktinden önce kendimi meşgul edeyim dedim. Bu meşguliyet bir önceki yazı konusu oldu malumunuz.

Şahsi hissiyatım Garage İstanbul’un Bronx Pi’den çok daha iyi bir konser mekanı olduğu yönünde. Bu yüzden sezonu Garage İstanbul’da Redd konseri ile kapatmışken yine Garage İstanbul’da ve Reddd konseri ile açmaktan memnunum.

Erkenci kusburnugiller sayesinde konseri arkadan gayet cool gibi izlemeye başladık ki, geç gelici vefakat uzun boylular önümüze geçince o keyfimiz de ortadan kalktı. RHCP konserinden sonra bir barkovizyon olsaydı şuracıkda izlerdim diye düşünmedim değil ama sağolsun bazı konser izleyicileri sayesinde sahneyi görmeden de çok eğlendim.

Evet insanlık çeşit çeşit ama ben bazen buna halen şaşırabiliyorum. Konser ortamlarındaki çeşitler sayesinde ise epey eğleniyorum. Bu nedenle Cumartesi akşamı hayalet (behzatc) görünümlü ve kafası güzel bir halde tek başına dans eden çocuk ile yeşil şortu beyaz ayakkabısı çokk!! eğlenen çocuğa da teşekkürü borç bilirim.

Konserin benim için en üzücü yanı, artık melek değilim’i dinlemeyemeden çıkmamdır. Ama işte gecenin köründe konser verip bir de uzun ara verilmesine müessese olarak gıcık bir o kadar da dayanaksızım. Bir yol bulursun’u dinledikten sonra artık melek değilim’i dinlemesek de olur ne yapalım diyerek ufak ufak olay mekanından ayrıldık.

Şahsen kusburnu’na söylemedim ama bundan sonrası softcore diye düşünüyor, gececi konseri enerjimi de yeni albümünü (Güneşi Beklerken) merakla beklediğim mor ve ötesine saklıyorum.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Ben orada olmadığımdan aslında kusburnu’ndan dinlemek lazım ama Doğan konser öncesinde sahneye çıkıp, başlama saati konusunda yaşanan bu tartışmalardan rahatsızlığını dile getirip, bizi yuhlamayın bebeler ( bu kısmı ben uydurdum) minvalinde konuşmuş. Kaldı ki twitter adreslerinden de konser saatini duyurarak eleştirilebilecek kapıları gayet güzel kapattılar bence.
  • Konserin aynı anda internetten de yayınlanması nedeniyle Doğan D. bugüne kadar izlediğim en güleryüzlü konserini verdi. Gerçi konser günü aynı zamanda doğumgünleriydi de belki o tebessümde bunun da etkisi vardır.

  • Grubun en sevdiğim üyesi Berke Hatipoğlu’nun evlenmesi ile gruptaki evli- bekar dengesi terse döndü. Güzel insan Berke H, yine güzel bir insan olan (kusburnu öyle dedi) Zeynep Okan ile evlenmiş ki, kendilerine sonsuz saadet diliyor, Duru kardeşler de evlenirse evde kaldığımı resmen kabul ediyorum.
  • Aradan sonra önlere gitme fırsatı bulmasaydık konseri Güneş’i ve Syantek’i izlemeden tamamlayacaktım, Garage’e güzel dedik ama arkalarda izleyenler için bara konuşlanmak ve uzun boylu olma şartı aranabilir, bunund a uyarısını yapayım.
  • Mehmeht Turgut ve yeni sevgilisi de konsere gelmesi benim açımdan gecenin magazinel tek yanıydı. Sarmaş dolaş, aşık hallerine karşın fikrim aynı bence Mehmet Turgut eşcinsel. Hem fotoğrafçı olup gay olmamak da, heteroseksüel modacı olmak gibi bir şey. Eşcinsellikten bağımsız olarak kendisine neden gıcığım işte onu maddeleştiremiyorum ama bunu da keşfedince yazarım bilirsiniz.

2 yorum:

Damla dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Damla dedi ki...

Google'da çok alakasız bir yerlerden bu yazına denk gelmek :)