29 Ekim 2012 Pazartesi

"git sen otur bahtın açılsın, yazın da güller açılsın"


Malumafatrus seyahat etmekten nefret ettiği ulaşım aracından , Bandırma istanbul feribotundan bildiriyor ve soruyor "Bayram benim neyime?".

Yaş, huysuzluk ve kişisel tercihlerin değişmesi münasebetiyle gelenekselci her türlü faaliyete itinaya gıcık oluyor ve bu faaliyetlerin içinde kendimi bulunca da ziyadesiyle asabi oluyorum.

Aile olarak bayramlara gereğinden fazla anlam yüklemesek de başka zamanlarda birarada olamadığımız için, bayramı tatil diye düşünemeyenlerdenim. Bayram tatili denildiğinde adresim bellidir. Aslında buna bir itirazım da yok. İtirazım insanı münasebetlere. 

Kuşak farkı hayatın olmazsa olmazı ve bence gelişim için de gerekeni. Ama bende birinci derece akrabalardan öteye geçilen akraba münasebetlerinde bu kuşaklar arasındaki uçurum büyük bir yabancılaşma hissi uyandırıyor. Bu durumda da adım yabaniye çıkıyor ki, bu durumun pek de yanlış olmadığı malumunuz.

Ve daha önce de yazı konusu yaptığım "nasıl evde kaldım" muhabbeti  her bayramda  zirveyi bir kez daha test ediyor. Modern veya gelenekselci hiç farketmez, ne yaparsanız yapın sizi siz yapan hiçbir unsur evlenmediğiniz sürece kimsenin umrunda değil. Yani benim yaşımdaysanız ya evlisinizdir ya da  bir hiç'sinizdir (nasıl bir kusuru var ise evlilik için tercihedilmeyen). Rahmetli duygu asena'nın dediği gibi kadının adı yok. Kadının adı için bir erkeğe bağımlılık şartı var. 

İşte bu ahval ve şeriat benim evliliğe olan hissiyatlarını daha da negatif yöne çekmekten öteye gitmiyor. En çok üzüldüğüm konu da evlilik derdinin en çok başka kadınları germesi. Yani aslen hemcinslerim evlenmeden sizi çeyrek insan olarak nitelendiriyor. Tabi evlenmek de tam olmaya yetmiyor, ancak çocuk doğurmakla tam olunuyor. Sonra da laf olsun diye soruyoruz, kadınlar neden mutsuz diye? Kadınların mutlu olmasını kim istiyor bence önce biz açıkça bunu konuşalım, iyi niyet gösterileriyle boş yere zaman harcamayalım.

Ayrıca kurban kesmenin de ibadetten ziyade bir vahşete dönüştüğünü, olayın paylaşmaktan ziyade kavurma yemek ve et hesabı yapmak olduğunu da söyleyerek bayrama dair tüm iyi niyetlerimi bu yazı altında toplayabilirim.

Ne mutlu her günü bayram  olan delilere ...

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar:

  • Boyu devrilesice sosyal medya yüzünden bu bayramı da kitap okumadan geçirmem kisisel tarihimin utanç bölümünde yer alsın.
  • Elimde kitap var iken asosyal diye nitelendirilen ben, elimde telefon olunca sanal sosyal oldum. Bu bağımlılık halini sevmesem de akıllı telefonların bayram boş durmaları için cankurtaran olduğunu da itiraf etmeliyim. 
  • Bu evlilik tablosu (darısı başına ekolü) da denizotobüsünde gördüğüm ortaokuldan sıra arkadaşım, yine ortaokuldan beri sevgilisi olan kocası ile yeni doğan bebekleri ile tamamlandı.
  • Bazı bihaber oldugum sosyal geyiklerden debayram sayesinde haberdar oldum. Mesela süpersonik yeğenim sayesinde gangnam style şarkısını ilk kez izledim ama küçük bir çocuk demek bol tekrar demek olduğu için de şarkıyı da kısa zamanda (bol tekrarda) ezbere aldım. Geç olsun güç olmasın apaçiymiş, doğuş'muş anlamam bence şahane bir stres atma yöntemi, benim gibi bihaber olanların da bu şahane uyuşturucu ile tanışmasını şiddetle tavsiye ederim. 
ps. Başlık şarkısı Leyla ile Sıla. 

6 yorum:

ldbilmemkaç_ya_da_faraway dedi ki...

son 6 aydır o kadar çok liseden-üniversiteden arkadaşlarımın boşanma haberlerini alıyorum ki. taktığım altınlara üzülmem ne kadar kanıksadığımın kanıtı. (ya da ne kadar insanlığımı kaybettiğimin!!)
"evlilik out, boşanma in" dönemlerinde bekarlık en muhteşem sultanlık hala :D

ld_faraway_işteben dedi ki...

bu arada tuba-mirgün-evrim üçgeninden öğrene öğrene şunu öğrendim: ne kadar modern kentli falan filan olursan ol, nikahsız çocuk yapma!

malumafatrus dedi ki...

Klasik bir laf vardır, arkadaşlarının önce evlendiğini duyarsın, sonra cocukları olduğunu ardından da boşanma haberlerini. Bence bizim yaşıtların da dogum ve boşanma donemi basladi. Zaten acı olan da bu. Mutsuzluk ihtimali oldukça yüksek bir kuruma ısrarla dahil edilme hali.

malumafatrus dedi ki...

Ortak bir cocuğun olduktan sonra istesen de seni ne devlet ne de din isleri ayirabilecekken, çocuğum olsun ama nikahım olmasın halini de hiç anlamıyorum zaten.

Ve tüm sekilciligimle mirgun tuba çiftinin bir cocuğu olsaydı muhtemelen çok güzel olurdu diye düşünsem de mevcutta iki cocuk arasında büyük bir adaletsizlik var, Leyla uzak ara çok güzel.

ld_falanfilan dedi ki...

evrim sümer twitter da çıldırmış, sinirden köpürmüş. mirgün cabas a da yazıklar olsun. (içimde kalırdı biryerlere yazmasaydım)

malumafatrus dedi ki...

okudum ve maalesef çok da üzüldüm.
Böyle bir patlama için bolca nedeni olsa da, bunları oraya yazacağına ayşe arman'a röportaj vermesini yeğlerdim.

Tabiki gerizekalı magazinciler yüzünden, kızı Tuba Ünsal'ın kızı falan sayılan bir annenin de ne kadar sabırlı olabileceği aşikar.