13 Eylül 2012 Perşembe

"uzaktan bakıyordum tüm şehrin sessizliğine geçip giden geçmişe"

Çoğunlukla şehirde olmadığım ve sürekli servisle seyahat ettiğim ettiğim için hayat pratiğimin köreldiğini düşünüyorum. Ama işte insan kötüyü hemen unutuyor sayın okur. Bu bir haftada Maslak- Beşiktaş hattını birkaç kez kullanınca, minibüs kullanmanın bünyede yarattığı gerilimi yeniden tecrübe ettim. Her gün o hattı kullansam belki alışırım diyeceğim ama o sert frenler, manevralar, şuradan inicektim durmadın gürültüleri falan beni aştı.

Metro da kalabalık,siz inmeden binmeye kalkanlara deli oluyorsunuz, kapının dibinden ilerlemediği için hepinizin pestil gibi olmasına sinir oluyorsunuz ama en azından heran bir arabaya çarpma riskiniz, şöförün yarattığı gerilimle gerilme ihtimaliniz yok. Bu nedenle bir sonraki taşınmam da metro durağına yakınlık balkondan sonraki ikinci kriterim olacak.

Spor salonundaki çıplaklık derdim, yaz sonunda bikinizi izli çıplaklık ile bambaşka bir boyuta taşındı. Bu kötü görüntünün (bikini izi olan ama g-string giyilen bir vücut düşünün) ortadan kalkması mümkün olmadığı için spor salonunun yakınlarına bir solaryum şart.

Bütün yaz boyunca açılmasını dört gözle beklediğim Carluccio’s Eylül’le beraber Kanyon’daki yerini aldı. Ömrü hayatımın hatrısayılır bir süresini Kanyon’da geçirsem de, güzel yemek nerede yenir ki sorusuna cevap veremezdim. En azından canım sufle ve makarna istediğinde nereye gideceğimi biliyorum. Gerçi Carluccio’s beklemediği ilgi karşısında tedarik anlamında bazı sıkıntılar yaşayacak gibi olsa da, şimdilik tanıdığım kredi münasebetiyle pek karamsar değilim.

Geçen hafta sonu RHcP konserine giden 40.000 civarı insandan biriydim. Nasıl oldu bilmiyorum ama kırk yılda bir şans yüzüme güldü. Aslında itiraf etmek gerekirse, biletleri Nisan ayında almıştım ama zaman gelip çatınca konsere git, ayakta dur yorul sonra eve dönücem diye gene yorul hali gözümde fazlasıyla büyümüştü. Ama işte adamları canlı canlı izleme fırsatını da bir daha ne zaman buluruz baskısı ile gene de düştük yollara.

Aslında uzunca bir vakit Asmalımescit’te zaman geçirdik ki, bizi kalabalıktan kurtaran da sanırım bu oldu. Trafikte 5-10 dakika takıldıktan sonra ilk şarkıyla beraber konser alanına girince, en fakir yer olan K3 kategorisinin de en arkasındaki yerimizi aldık. Tabi o konumda konsere gelme motivasyonumuz dünya gözüyle RHCP’yi bir kez canlı görmek mümkün olmadı. Sahneye hiç kafamı çevirmeden konser mekanının en arkasında yer alan barkovizyondan izledim ki, K1 kategorisinin de sahneyi göremediğini öğrenince olayın sadece fakirlikle ilgili olmadığını anladım.

Ayakta durmaktan her zaman olduğu gibi yoruldum ama izleyebildiğim kadarıyla da konseri gayet beğendim. Performans/yaş kriteri göz önünde bulundurulduğunda bence gayet başarılı bir konserdi ki, bu anlamda bana epey de kısa geldi. Tabi konserin kısa sürünce, eve varma süresi kısalmıyormuş bilmiyorduk.

Gecenin bizim açımızdan en şanslı vakti, başka arkadaşlarımızın araba ile konser mekanına gelip, trafikten gayet kolay sıyrılabilecek şekilde de arabalarını park etmeleriydi. Biz depart atarak o kalabalıkta arabaya ulaştıktan sonrası bizim açımızdan çok da zorlu olmadı. Aslında yaşadığımız şeyin güzelliğini sonraki günlerde her tarafta okuduğum/dinlediğim “skandal organizasyon” serzenişleriyle farkettim.

RHCP konseri alkol münasebetiyle bu tür orgazanizasyonlarda tercih edilmeyecek Santral için kötü bir jübile oldu. Ama aklın yolu bir, böyle büyük çaplı organizasyonları metronun gidebildiği yerlerde veya merkezde yapmadıkça sefaletin boyutu illa ki katlanacaktır. Bu nedenle en güzel konser mekanı Beşiktaş İnönü Stadyumu veya Küçükçiftlik parktır.

Sezon itibariyle salt dizi odaklı yazı yazmam muhtemele de olsa, şimdilik iki favorime istinaden bir şeyler karalamak istiyorum.

Öncelikle kabul etmeliyim (sen kazandın Varol Döken9 İşler Güçler başlarda yakaladığı performansı devam ettiremedi. Son bölümlerde sürekli ama sürekli kötüye bir gidiş var. Dün akşam az buçuk izleyebildiğim için yorum yapmayacağım ama ondan önceki 3 bölümde komedi skecinden öteye gitmeyen performanslar vardı. Naçizane tavsiyem de Ahmet Kural bu Jim Carrey olma işini abartmadan da taklit yapabileceğini farkederse daha başarılı olacaktır.

Twitter’da yazdım, hiçbir dizi bir sezondan daha uzun sürecek kadar yaratıcı bir senaryoya sahip değil. Bağrıma taş basarak söyleyebilirim ki keşke Leyla ile Mecnun da geçen sezon sona erseydi. Bu kadar cast değişimi bir kalıba sokmak absürd dizi senaryosu için bile çok zorlayıcı. Üstüne bir de kötü oyuncu, kötü ses sahibi Melis Birkan’ı kadroya dahil ederek, antipati duyulması için kadın figürü koyma stratejilerini devam ettirdiler. Dizinin klibinden de anlaşıldığı üzere tam bir erkek dizisi olan Leyla ile Mecnun’un yaz döneminde Leyla ile mi Mecnun ismi neden yine normale döndü, onu da pek anlamış değilim. Dizide askerlikle ilgili bir konuda “Berkun mu, çürük değil miydi o?” repliği de benim gözümde Ali Atay ile Berkun Oya’nın Krek dostluğunun kötü bittiğine işareti oldu.

Bu yazı da gene karman çorman bir halde son buldu. Daha aklıselim ve homojen satırlarda buluşmak üzere...
ps. başlık şarkısı Melis Danişmend ile Köprünün Tam Üstünde

3 yorum:

varol döken dedi ki...

haklı çıkmak adına değil ama türkiye'de oyunculuk metotlarının ve dizi devamlılıklarının olmaması adına not düşüyorum buraya. verilen çabayla karşılığında alınan ödül arasındaki uçurum bu kadar büyük oldukça türk dizisinin başarısından söz etmek mümkün değil.

benim asıl imtihanım behzat ile bu sene. bakalım keşke devam etmeseydi demeden veda edebilecek miyiz kendisine? geçen sene ilk 9 bölümü izleyememiştim bu sene umarım öyle bir başlangıç olmaz ve hatasıyla sevabıyla benim için nadir türk dizisi efsanelerinden birini güzel yadederiz gelecekte.

efsanelere veda derken, sana en çok alex'i sevdiğimi ve şu hiçbir şeye gözüktüğünden fazla değer vermediğim ya da umursamadığım hayatımda o giderken havaalanında olacağımı söylemiş miydim? aslında heykel açılışına da gidebilirim dur bakalım:)

son olarak carluccio diye mekan ismi mi olur kesin hiçbir anlamı yoktur diye atarlanıp gideyim.

kusburnu dedi ki...

şu mekanlardan birinde okur yazar buluşması yapalım furuşcan. insan olduğumuzu hatırlayalım. olma mı?

malumafatrus dedi ki...

Tüm okurları yaz bitmeden Maçka parkında çekirdek çitleyip, miskinlik yapmaya davet ediyorum.

Ama senle de bir değişiklik yapıp Anadolu yakası gezmesi yapabiliriz bence.

Varol, diziye bu kadar kısıtlama gelmişken isteseler de aynı düzeyi korumayacaklar bence. Bir de ben artık behzat ç bitse de, Emrah serbes yeni kitap yazsa diye düşünüyorum.

Bir de piç'in filmi çekilecekmiş efsanesi gerçek olursa okur buluşmalarından birini de filmin ilk seansında yapabiliriz bence:)