14 Ağustos 2012 Salı

"yakına hiç gelmiyor uzaklar"


  • Yaz sezonu boyunca her tatil yöresinde olduğu gibi alexandroupolis’de de haftasonu yer bulmak biraz zor. Biz gitmeden 3 gün önce rezervasyon yapmıştık ki, o da asıl istediğimiz otel değildi. Cumartesi günü gelip de zarzor yer bulanları duyduktan sonra gidecekleri uyarmak boynumun borcu, gitmeden önce otel rezervasyonunuzu yaptırın. Bir de otellerin internet sitelerinde yer alan fotoğraflarına kanıp da, duygularınızla oynatmayın.

  • Bizim otelimizin tek sıkıntılı kısmı, bizim dışımızdaki tüm misafilerin (ki bu büyük bir kalabalık oluyor) Fransız yahudilerinden oluşmasıydı. Şahsen derdim ne Fransız ne de Yahudi olmalarıydı, derdim anlayamadığımız ortak bir amaçla birarada olmaları ve gerçekten de çok kalabalık olmalarıydı. Hepsinin en az iki çocuk sahibi olması ve söz konusu gürültü olayına hiç girmiyorum. Yahudiliğe dair çok bilgim olmasa da, şort terlik görünümündeki erkeklerin kafalarındaki kippayı çıkartmaması ve küçücük çocuklarda da sürekli kippalı dolaşmasından hepsinin muhafazar olduğuna kanaat getirdim. Bir de ne kadar ayrı olma inadında olsalar da, büyük çoğunluğunun Araplara benzediği gerçeğini gördüm.

  • Sabah kahvaltısında arasında kaldığımız kalabalığı, o kahvaltı salonunun dağınıklıklığını (istilaya uğramış bir hal) bir şeyler atıştırsak da olur hissiyatımızı sanırım tarif edemem. Kaldı ki gerçekten de iyi bir kahvaltısı vardı otelin ama işte imkan ve sırayı denk getirmek pek mümkün olamadı. Bu sebeple de her şey dahil otellere veya açık büfe yemeklere neden gitmediğimi bir kez daha hatırladım. Tabi bir de kahvaltı çeşitlerinden Yahudilerin de dinen domuza pek sıcak bakmadığını sezinlemiş oldum.

  • Yunanların fakir ama prensipli insanlar olduğu için Pazar günü çalışmıyor, onun yerine cafe veya restoranlarda vakit geçiriyorlar. İbrahim abi’den aldığımız sosyoekonomik bilgiye göre alexandroupolis’in çoğu memurluk ile geçindiği için, dükkan sahiplerinin eşleri de memur olduğu için 1.5 gün dükkanı kapatmakta mali açıdan sıkıntı duymuyorlarmış. Kaldı ki herkes dükkanını kapatırsa, kimse alışveriş edemez bu durumda ortada bir kayıp da olmaz.. Tabi insan haliyle Türkiye’de Pazar günü Avm’ler kapansa bu insanlar ne yapar, hepsi sokakta kalır vallahi diye de düşünmeden edemiyor.
                                         bknz.Souvlaki en üstteki kelime
  • Neyse efendim, havanın kötü olduğu Pazar günü sahil şeridi epeyce kalabalıktı ve büyük çoğunluk tahmin edeceğiniz üzere frappe içiyordu. Yemek yiyenler ise genel olarak bir sokakta toplanmıştı. Bu sokak -doğru yazmadığımdan emin olduğum- souvlakicilerin sokağı. Souvlaki (suflaki diye okunuyor) bizdeki tavuk şiş formunda şişi veya kebap formatında domuz etinin adı. Bunun dışında köfte ve et çeşitleri de yapan sokağı, gelen et kokusundan rahatlıkla bulabilirsiniz. Yemeğe orjinallik katan yağlı kağıtlarda tabaksız ikram edilmesi. Öyle ki et ve patates kızartmasının yanında greek salatı da aynı kağıt içinde getiriyorlar. Yanına da isterseniz pide isterseniz ekmek getiriyorlar ve siz yurtdışında olduğunuzu levhalardaki latin harflerinden anlıyorsunuz.


bknz. Börekçi kahveci kafesi
  • Türkiye’ye girişte freeshop’tan bazı ürünlerin alışverişini yapmak için ülke dışında 3 gün geçirmiş olma şartı aranıyormuş. Salt ucuza alkol veya sigara almak için giriş çıkış olmasın diye böyle bir uygulama yapılmış sanırım ama girmediğim kulak doygunluğu ile yazıyorum. Yunanistan gelirken kavala kurabiyesi almak gerek diye düşünenlere de, Edirne’deki Keçeçizade’nin kesinlikle çok daha başarılı olduğunu belirtmeliyim.
  • Yunan topraklarında adımı basmadığım yer kapsamında Kavala’ya gidip, yerinde kurabiyesini yersem belki fikrim değişir. Hem Thassos’a (yeni hedef) gitmek için Kavala’ya uğramak da şart.
                               bknz. parkta satranç oynayan amcalar
  • Bu arada yanlış anlaşılmasın birdenbire Yunan sevdalısı olmadım. Sadece haftasonu için ikamet edebileceğim yakın vefakat gurbet ülkeleri arıyorum. Paris’e veya İtalya’ya ucuz uçak bileti var da benden gizliyorsanız darılırım.
Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar; 
  • Alexandroupolis’de fotoğrafta gördüğünüz köpekle kaç kere karşılaştığımın haddi hesabı yok. O bezgin suratına , yorgun tavrına hem üzüldüm hem de çok sevdim. Ve her karşılaştığımız köşede de inatla fotoğrafını çektim. Sizin için şehre özgü bir fotoğraf olmasa da benim için Alexandroupolis’in simgesidir bu düşük surat, gidenler görmeden dönmesin.  

  • Şehirde en sevdiğim insan, plajda sorduğumuz bir soru karşısında ingilizcesini parçalayıp bize yardımcı olmak için kendini harcayan garson çocuk oldu. O kadar detaylı bir şekilde bilgi vermek için çabalayıp, bir de ingilizcem için kusura bakmayın dediğinde boynuna sarılmadığım için halen pişmanım.
  • Yunanistan’da da sanırım tüm Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, ansızın çıkagelen bir bilet kontrolcüsü var. Tabi kendisine dair bilginiz olmayınca ve yunanca da anlamayınca, bir durakta otobüse binip yanınıza gelen kişinin sizden otobüs için bilet istediğini düşünebiliyorsunuz. Bu sebeple toplu taşımayı kullanacaksınız, benden uyarması biletinizi attığınızda “valla az önce şöför abiye gösterdim” diye dert anlatmak zorunda kalabilirsiniz.
  • Gümrük polisleri sigarayı rüşvetten bile saymadıkları için olsa gerek, bizim içinde bulunmamıza rağmen İbrahim abi’ye sigaralarının bittiğini söylediler tüm yüzsüzlükleriyle. Poliste ar veya ahlak bulunmadığı için şaşılası bir durum olmasa da, insan yine de bir haftalık kamera görüntüsü ile ne rüşvet muhabbetleri çıkar ortaya diye de düşünmeden edemiyor.  
Üç yazının derinlerdeki ana fikri; kendi tercihinizle gittiğiniz sürece başka yerler ruha hep iyi geliyor...
ps. başlık şarkısı Melis Danişmend ile Köprünün Tam Üstünde

7 yorum:

varol döken dedi ki...

ben geldim:)

malumafatrus dedi ki...

geç kaldın, fery kaçtı:)

varol döken dedi ki...

aaa fery kardia mou, neredesin yahu?

varol döken dedi ki...

senin instagramın yok mu böyle resimleri havalı havalı yapamıyor musun?

yunanistan'a gitmeyi çok istiyorum ama nereden başlayacağımı bilemedim şimdi. yunanlılar'ı da seviyor mu sevmiyor muyum karıştırıyorum hep.

varol döken dedi ki...

fery aşağıdaki post'lardaymış, beraberce ağzının payını verdik sayın blog sahibesi:)

malumafatrus dedi ki...

Vay arkadaş, yüz verdik anında pişman ettin varol. İnstagramim var, trafikte kafayı yememek için telefonda çeşitli fotograf uygulamalarina takılıp kalmak gibi hobilerim var ama blog fotosu için uğraşmak önceligim yok. Hele ki türkce popun yerlerde süründüğü bir donemde başlık şarkısı aramak için ne kadar uğraştığını bilsen, bloga çirkin fotograflar koyuyorsun derken bir kez daha düşünürdun. Yorumlari denetlemek suretiyle Acil demokrasi getirecem bloga....

varol döken dedi ki...

bloga çirkin fotolar koyuyorsunu nerede demişim ya, daha havalı yapamıyor musun dedim, onu da aslında sana demedim de...

bir ironi gemisi daha battı yorumların altında:(