19 Ağustos 2012 Pazar

"some things should be simple"


Enerji  hadiselerinin tasvirlerini genelde komik bulsam da, siz kendinizi nasıl yansıtırsanız dünyanın da size onu verdiğine inanlardanim. En sıradan örnek ama şansız olduğunuzu düşünürseniz, talihsizlikler yaşarsınız; sevilmediğinizi düşünürseniz çevrenizdekilerin size sinir olmasına vesile olacak şeylere imza atarsınız. Kimileri zengin olmanız için de zenginmişiz gibi davranmanız gerekiyor diyor ama hayatını gönlü zengin bir sekilde yaşayan nihayetinde züğürt ağadan öteye gidemeyen biri olarak bu kısma inancım biraz şüpheli. 

Bu doğrusal mantığım ile buraya sıklıkla "obsesifim ben" yazmamdan ötürü obsesiflik halimin biraz daha kronik bir hal aldığını düşünüyorum. Bu yazıyı da bu haliyeti ruha nokta koyabileceğim yazı olmasını dileğiyle kaleme alıyorum.

Ben bugüne kadar sevdiği şeyleri kıvamında tüketen bir insan olamadım. Kısa zamanda fazlasıyla tüket ki hevesin tez vakitte geçsin gibi bir mantığım var sanırım. Sanırım diyorum çünkü sevdiklerimizi bile isteye tüketmek kadar da mal değilimdir diye düşünmeyi tercih ediyorum.

Müzik konusu bu takıntısı halimin en bariz örneği. Sevdiğim bir şarkıyı 100 kere dinlemeden içim rahat etmez. İşin sıkıntılı olan kısmı bu 100 kere dinleme işinin farklı zamanlarda değil ardarda  gerçekleşmesi. O süre icinde dunyanın en güzel şarkısı olduğunu gercekten düşünüyorum. 

Şu sıralar fuhrerschein'ın farketmeme sebep olduğu editors'ün herbir şarkısı için ara ara bu hisse kapılıyorum. Tom Smith'in benimle yasitken, yılların derin izini barındırır gibi şarkı söylemesine hasta oluyorum. Ve genelde ritmik şarkıları bile hissiyatlı  iken slow şarkılarında ya bileklerimi kesmek ya da ağlamak istiyorum.

Bu yazıyı da ciğerimi parçalayın well worn hand için yazıyor. Sağsalim 100'e erişebilmeyi diliyorum....

Hiç yorum yok: