13 Ağustos 2012 Pazartesi

"sevdim işte onu delice cesaretin yok artık benim vazgeçmeye kaybetmeye"



Alexandroupolis macerası vol;2;
  • Sakız macerasından sonra Alexandroupolis’e gidip, otel işini orada halletmek bize pek sempatik gelmediği için konaklama işini önceden ayarladık ve şehrin merkezine yürüme mesafesinde olan Egnatia otelde kaldık.
  • Alexandroupolis 60.000 nüfusu olan bir koca şehir ve çoğu iyi otel şehrin biraz dışında. Yani arabasız seyahat edecekseniz, şehir merkezindeki oteli iyi seçmeniz veya toplu taşıma imkanlarını iyi araştırmanız lazım. Şehir dışındakiler daha çok 4-5 yıldızlı otelerken, şehir içindekiler nispeten daha pansiyon tarzı görünümünde oteller.
  • 4-5 Yıldız dediysek de geceliği 90 euro olan oteller bunlar ki bu fiyatın altında da vakitlice rezervasyon yaptırırsanız gayet güzel oteller bulunabilir. Hele ki, Saros veya Erikli’de yıldızını bırakın banyosunun fotosunu sayfasına koymayan her türden otel veya pansiyon, kişi başı en az 125 TL ile kapıyı açtığından; Alexandroupolis konaklama açısından gayet makul alternatifler sunuyor.
  
  • Alexandroupolis’in tek kötü yanı, şehirde motor kiralamak gibi bir meftumun yaygınlaşmamış olması. Çoğu tatil yöresinde olduğu gibi şehrin merkezinden de denize girmek çok tercih edilmediğinden birçok beach var ve bir taşıtınız yok ise, oraya gitmek için taksi ya da otobüs şart.
  • Biz galiba Ammo Ammo beach’e gittik, galiba diyorum çünkü şehirde bulunduğum süre boyunca okuma yazmayı sıfırladım. Upuzun bir sahilde farklı farklı beach clublar var ve sanırım hiçbirinde de giriş yok. Sadece yediğinizi içtiğinizi ödüyorsunuz. Biz arkadaşlarımızın önerisi ile sahilin en sağında yer alan mekanı tercih ettik ve pek de memnun kaldık. Mekanın üstündeki restoranda öğle yemeğinizi yiyebileceğiniz gibi, kumsalda da sandviçvari şeyler atıştırmanız mümkün.

  • Türkiye sahilleri ile en büyük farkı da sanırım burada. Yani bizde plajlar ya tamamen salaş ya da tamamen kokoş bir ortamız her zaman olduğu gibi yine yok. Ama orada gayet iyi hizmeti çok makul bir fiyata bulabiliyorsunuz.
  • Deniz, beklentilerimin aksine soğuk değildi (bu durumda Bozcaada’nın suyu neden soğuk onu anlayamıyorum) ve gayet güzeldi.Karşılaştırmak gerekirse iki hafta önceki Asos’un denizinin ise bir tık ötede olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim.
  • Haftasonu münasebeti ile pek tabiki sahil kalabalıktı ama asıl kalabalık siestacı Yunanlıların dükkanları kapattığı 14.00 sonrası artıyor. Ve başka dil, başka kültür olsa da, arkadaşlar fiziken bize gayet benziyorlar bu nedenle Yunan kızları çok güzel, erkekleri pek yakışıklı diye bir şey söylersem yalan olur, aynaya bakarak az çok tahmin yürütebiliriz sanırım.

  
  • Yunanların bizim çoban salatanın üzerine beyaz peynir ekleyerek greek salat diye dünya çapında imaj yapmasına gıcık olmuyorum ama greek salatı olan adamların kahvaltıda domates peynir yemeyi aklına getirememesine sinir oluyorum. Yine de daha önceki tecrübelerime göre gayet iyi iki kahvaltı yaptığım için Yunan mutfağına haksızlık etmeyeyim. Kaldı ki, kendilerinin kürt böreğine benzeyen bir börekleri var ki, onu kremasız da alırsanız sabah sabah peynirli börekle güne başlayabilirsiniz
  • Kahvaltıda tercih edermisiniz bilmem ama orada bulunduğunuz süre içinde Alexandroupolis’un milli içeceği frappeyi içmezseniz, kendinizi eksik hissedebilirsiniz. Mesela ben her yerde, herkeste gördüğüm buzlu nescafeyi içmemenin eksikliğini derinlerde bir yerde hissediyorum.

  • Ben ki çok yakın zamana kadar balık mahsullerine hiç yüz vermezdim ama gezgin olacaksam, gurme de olurum diyerek bu önyargımı kırmak için epey girişimde bulundum ve artık balıkmahsulü yiyen bir bünye oldum. Bu sebeple de gönül rahatlığı ile Alexandroupolis’de keyifle deniz mahsulü yiyebilirsiniz diye yazabilirim. Genelde ucuzakeyifli yemek için bile oraya gidilir dense de, euro 2.2 iken o işin ucuz olmadığını da belirteyim. Ama buradan kesinlikle pahalı değil, onu söylemeliyim.
  • Şehrin sahil şeridinin bir kısmı taverna (yani restoran) bir kısmı da kafe( yani aile çay bahçesi) ile donatılmış halde ve akşamları buraları epey kalabalık oluyor. Ama biz akıntıya karşı yüzeceğimiz için akşam yemeğini referansla bir ara sokaktaki Nisiotiko Balıkçısında yedik.Nisiotiko’nun sahibinin eşi bir Türk ve garsonların bir çoğu da orta düzey Türkçe konuşuyor. Bu sebeple, orayı tercih ederek yan masada Türklerle denk düşme ihtimalin de göze alıyorsunuz. Asıl derdimiz yemek olduğunda bunların hiçbiri anlamlı olmuyor ve şahane yemekler yiyerek gayet keyifli bir akşam geçiriyorsunuz. Hatta bendeniz, balık yiyeceğinize sadece ara sıcaklar (ahtapot, karides, kalamar, kabak kızartması) salatalar falanlar filanlar ile karnınızı doyurmanızı tavsiye ederim ki, bu şekilde daha çok çeşit de yiyebilirsiniz. (Hafta sonu için rezervasyon yapmanız, açıkta kalmamanız için tavsiye edilir)

  • Gittiğimiz her mekan da tatlı veya meyveyi ikram eden Yunanlılar ile Türk tipi kazıklayıcı tatil esnafını karşılaştırma olayına ise hiç girmiyorum.
  • Şuraya kadar yazdıklarım, gezme misyonumun deniz sonra da yemek olduğunu gayet iyi ispatlıyor ama yeme konusuna bu yazıda devam edersem bu yazı alıp başını gidecek. Bu nedenle 1.5 günlük tatili 3 yazıda anlatma görgüsüzlüğünü de yapacağım.
Tüm iştahımla bir sonraki yazıyı da yazarsam, Vedat Milor ve Mehmet Yaşin’e de hodri meydan diyeceğim.

ps. başlık şarkısı Kenan Doğulu ile Güle Güle. (Sozlükte biri bu şarkının sözlerini yazıp" keşke bir de şu şans meleğim şarkısını yapmayaydı ama neyse o konu dışı." demiş ki, işte tam da aynı gelgitlerdeyim Kenan Doğulu'ya karşı, "hala mı Kenan" diye burunbüken okurun bilgisilerine sunarım.

2 yorum:

varol döken dedi ki...

burunbüken değil varoldöken!

fotolar neden daha çok değil?

malumafatrus dedi ki...

geri kalan fotoğraflarda ben de olduğum için ve bir sonraki yazıya da foto kalsın istediğim için:) son kulvarda eksiği kapatırım inşallah:)