10 Ağustos 2012 Cuma

"Uğraştık, bir sebep varmış gibi"


İnsanın hayatına dair alabileceği en iyi karar, hayatı için yeni kararlar almaktan vazgeçmesi. 30 yaşımda hayatın yeni kararlar alarak değil, uygulayarak değişeceğini öğrendim. Yine de çok beklenen bu yaş dönümüm için iki üç plan çiziktirmezsem içimde kalır. Nihayetinde blogun sloganı belli, kendime söylüyorum da laf dinlemiyorum.

Öncelikle bilmeyenler için uyarıda bulunayım, doğum günün yarın veya bir sonraki gün değil. Ben olağan pimpirikliliğim ve 30 yaşıma gereğinden fazla anlam yüklemem nedeniyle geçmiş değerlendirmesi, gelecek heveslenmesini biraz erken yapıyorum.

İnsan bünyesi, bir savunma mekanizması olarak geçmişi güzel hatırlıyor. Ya da Murat Gülsoy’un dediği gibi” Geçmiş güzel gelmeye başladıysa yaşlanıyoruz demektir”. Bir süredir geçmişe dair alakalı alakasız “anların” aklıma gelmesini de bu hale veriyorum. “Geçmiş güzeldi ama değerini bilemedik hissiyatı”nı yenemedikçe zaten hep önde olan zamana karşı mutlu olma şansımız yok. Bu nedenle zamanında farkına varamadığınız şeyler için sonradan üzülmekle kendimizi heba etmemek lazım. Tabi yazmak ile uygulamak aynı kolaylıkta değil, yine de farkındalık iyidir.

Geçenlerde yazdığım değişiyorum ama bu değişimden memnun olur muyum bilmiyorum temalı yazımdan sonra, bazı değişikliklerimi sevebileceğimi gördüm. (belirtmekte fayda var, bu değişim denilen safsatalar insanlık için küçük benim gibi sabit ruhlar içinse büyük şeyler)

Aslında son bir yılı düşününce en büyük değişimi dış görünümümde yaşadım ki, bu süreci güzellik kısmı olmasa da Çağla Şıkel’in simsiyah saçlarından sarışın olma sürecine benzetiyorum. Bir de saç kısalığı hali var ki, bambaşka bir benin ortaya çıkmasına sebep olsa da, bugünlerde yeni yeniden uzun saçlarıma kavuşmayı bekliyorum. Tabi şu da var, kadınlar hayatında istediği değişiklikleri yapamadığı sürece şekil şemale kendilerini verdikleri için, bu uzun saça kavuşamadan başka şekillere girmem inşallah diye de yapacaklarıma karşı bir korkum da yok değil. Haliyeti ruhum ve ben aynalara bakarak yaşayıp göreceğiz artık.

Genel bir hissiyat değerlendirmesi yapmam gerekirse; yıllar geçtikçe hem çok hissiyatlı hem de ziyadesiyle umursamaz olduğumu düşünüyorum. Bu karmaşa nasıl oluyor diyorsanız stratejimi paylaşayım. Öncelikle zaman daralıyor psikolojisi, “yapmak zorunda olduklarım” “yapmak istediklerim”’den daha çok olduğu sürece ben mutlu olamam gerçeğini insanın yüzüne çarpıyor. Bu nedenle bazı zorunlulukları terketmeye usul usul başlıyorsunuz. Bir yandan da her şeyi daha derin sorgular hale geliyorsunuz. Her tavır, her kelime çok anlamlı olmalıymış gibi, boş vakitlerinizde derinlere iniyor, gereksiz manalar çıkartıyorsunuz ki, bence en büyük yaşlılık belirtisi de bu.



Çalışmanın üretmek olmadığını, gerçekten bir şeyler üreterek yaşamı anlamlı hale getirebileceğimi geçen zaman sonunda daha iyi anladım. Ve bir de insanların yaşadığını ispat etmek için “anı”lara ihtiyacı olduğunu düşünür oldum. Belki de bu yüzden ya da sadece sosyal popülarite sebebiyle fotoğraf çekmeye daha bir anlam yükler oldum.

Geçte olsa, her fırsatta İstanbul dışına çıkma virüsü ile tanıştım ve kendime göre daha mobil bir hal aldım. Güzel denizler için saatlerce yol gidebileceğimi gördüm. Trafikte cinnet geçirmemenin yeni yollar hayali kurarak mümkün olduğunu gördüm. Aslında yolların yaraları hiç sarmadığını ama yine de hiç bitmesin istendiğini (bknz. Yollar ve Teoman) güzel şarkılar eşliğinde teyit ettim.

Bezginlik vakitlerinde “Bir Yol Bulursun”a sarıldım, Sakin’in şarkılarını inatla “çok güzeller” diye dinledim, Morrissey ve Brazzaville’i tatil marşı yaptım.

Başıma gelenler, sahip olduklarım, olmak istediklerim için “Bu kadarı var bana hayatta, yetinirim belki “ ile “daha fazlası var hayatta, isterim belki” ikileminde gidip geldim. Galiba bundan sonrasında da değişen bir şey olmayacak. Değişirse de ben yaşayıp görüp yine buralara yazacağım.

Anlatılmayacaksa yaşamanın anlamlı olmadığı bir çağda, bu kadar şeffaflığın hiç güvenilir olmadığını biliyor, buna rağmen hayatımdaki en keyifli işlerden biri olarak yazmaya devam ediyorum.

Coming soon; yeni yaş planları, 30 oldum ben hüznü.

ps. başlık şarkısı Ayça Şen ve Büyüdük

14 yorum:

varol döken dedi ki...

aaa doğum günün kutlu olsun bilsek saroz'u alırdık sanaa

malumafatrus dedi ki...

Saros sinekli çıktı, başka maceralara heves ettik ama olsun bitsin ondan sonra detayları yazarım.

Ayrıca Saros mu saroz mu bu konuyu netliğe kavuşturalım lütfen sayın döken.

Tarih itibariyle, halen seninki kutlamaya daha yakın. Bu vesile ile blogun en sadık okur-yorumcusunun geçmiş doğum gününü kutlarım.

varol döken dedi ki...

şu yorumla fery ve kusburnu'nu çatlatmaktan daha güzel bir hediye olamaz bana.

bildiğin hem oynayıp hem ağlıyorum...

varol döken dedi ki...

bence saroz ama kelime kökenini bilmiyorum. neden saroz dersen öyle derim. ayrıca dün işler güçler'i izlerken sıkıldım. bu tür dizileri izlememden sen sorumlusun o yüzden bana fringe'in tüm sezonlarını çekip yollayacaksın doğum günü hediyesi olarak!

malumafatrus dedi ki...

sen sıkılıyorsun, bense Perşembe günkü bölümün sahnelerini 3 gün boyunca youtube'dan izleyip salak salak gülüyorum.

Dizi indirmek meftumuna o kadar yabancı olmasam, türk dizilerine mahkum olur muydum , hediye isterken bir daha düşün bence:)

Fery... dedi ki...

eski dost düşman olmaz Varol :) benim yerim ayrı :)

laf aramızda çatlamadım değil ;)

malumafatrus dedi ki...

tam orta yol blog sahibesi gibi olacağım ama feri'nin ustat vaktinden beri beni bugünlere kadar beni takip eden tek kişi olduğu, kusburnu'nun ise iş hayatındaki gizli kimliğimin (sanırsın bruce wayne'im) tek yoldaşı olduğu için ikisinin de başka başka yerleri olduğunu vurgulamalıyım.

Ama bu kadar iltifat yeter. doğum günü haftam münasebetiyle bundan sonra yazardan okura değil, okurdan yazara iltifat günleri başlamıştır. kamuoyuna duyrulur...

varol döken dedi ki...

ben giderim adım kalır, sadık okur kimliğim hatırlansın:)

ne fery'nin ne kusburnu'nun yerinde gözüm yok, ben konumumdan memnunum.

ve evet artık algı odaklarını ms. birthday'e çevirme konusuna katılıyorum (ne de olsa biz de aslanız halden anlarız:)

malumafatrus dedi ki...

Hah şöyle ya:) hepiniz 30'la uzaktan yakından tanışmış bünyeler olarak biraz yol gösterseniz bana. Yaşanacaksın ama alışılıyor, üzülme falan deseniz...

varol döken dedi ki...

30 ila 40 arasındaki süreç en maceralı süreç evlensem mi evlenmesem mi, biyolojik saatim tıkırdıyor mu, şu beni kesen çocuk 25inde mi, yemişim kariyeri vs... ya da şöyle bitireyim yemeğin salçalısı kadının 30 yaş sonrası:)

Fery... dedi ki...

bendeki ilk belirtsi doğumgünün sonrasında (doğumgünümde değil özellikle belirtirim) yaşımı soran ilk kişiye 30 derken bir iç sızısı oldu, 20 li yaşlar daha aklı havada yaşlar, ara yaşlar 30 ile birlikte hem bir sosyal öğreti kabusuna giriyorsun hem de bir boşvermişlik moduna kendinle toplum arasında gidip geliyorsun bence zor yaş 30, ben alışamadım :) 40 gelsin bir an önce 30 ları özleyeyim :) ona da 10 yıl var daha pööfff...

varol döken dedi ki...

korkutma kızı, bak 30'lar çok güzel, önce bir soğuk geliyor ama sonra yavaş yavaş alışıyorsun hiç çıkmak istemiyorsun desene!

Fery... dedi ki...

dost acı söyler :)

varol döken dedi ki...

keşke yine 30 yaşımda olsam:(