5 Temmuz 2012 Perşembe

"zaman desen önümü göremem, geçmişin desen çıkamam içinden"

Malumafatrus soruyor; peki ben nasıl evde kaldım?

30 yaşında olmanın muhtemelen güzel yanları da vardır, ben şimdilik savaş psikolojisi ile negatifleri keşfedeyim ki hazırlığım olsun stratejisi ile ilerliyorum.

Yaşım itibari ile bu şablon yine ve yeniden gündemimde. Şekli değişikliğimin yanında bazı değişiklikler de yaparak, “yeni ben”’in hakkını vereyim istiyorum.

Velhasıl bu yenilikler kapsamında “bir değişiklik olsun da evleneyim” demiyorum. Kelime oyunu yapmadan yazıyorum, insanların “niye evlendiğine” dair net bir fikrim yok. Herkesin farklı önceliklerle evlendiğine tanık olmakla birlikte, ana güdünün “olması gereken” hissiyatı olduğunu seziyorum ve buna da ziyadesiyle kıl oluyorum.

Yaz mevsimi de sağolsun, “ ee sen ne zaman evleniyorsun?” sorusunu duymadığım bir gün yok. İnsanların başkasının hayatında söz sahibi olma, merak etme hadsizliğini şimdilik olgunlukla karşıladığım için henüz kimseye “sana ne” cevabını vermişliğim de yok. Yine de birkaç evli çifte “sen neden doğurmuyorsun peki” diye sormanın kıyısından döndüğümü de itiraf edeyim.

30 Yaşında iseniz, evlenmiş olmanız şart. Resmi bir evlilik planınız olmasa bile evliliğe heves etmeniz, “darısı başına” lafını heyecanla “amin” demeniz gerekir. Hele ki uzun süreli bir ilişkiniz varsa, evlenmiyor olmanız kabuledilebilir bir hal değil.

Ayaküstü sorulan sorulara, evlilik kurumuna inanmıyorum ya da hangi evli çift mutlu ki sorularını sormadığım için de “ne zaman evleniyorsun” sorularına her günkü moduma göre saçma bir cevap veriyorum.

Nihayetinde askerlik gibi evlenmek de bir vatan görevi ve ben evlenmiyorsam da gerekçesini kamuoyuna açıklama, muhtemel bir nikah tarihi vermekle yükümlüyüm. Bu soruyu gün gelip herkesin soracağını da zamanla tecrübe etmiş olduğum için bu hadiseyi salt mahalle baskısına indirgeyemiyorum. Hadisenin evlenmek olmadığını ve evlilik sonrasında soruların en densizi ”ne zaman çocuk yapacaksınız” sualinin de hazırolda beklediğini de pekala ve maalesef biliyor/görüyorum.

“Yaşamamız gereken hayat şablonları” nasıl bu kadar derin işlemiş hepimizin zihnine sorusunun cevabını bulabilir miyim, gün gelir eleştirdiklerim gibi “herkes aynı hayatı yaşamalı” mantığı ile ilerler miyim bilmiyorum.

Tek bildiğim anne ve babama vermediğim hesabı, 3. şahıslara vermekten dolayı fazlasıyla sıkıldığım ve elalem huzura ersin diye de hayatımın yönünü değiştirmeyeceğim.

Anlayacağınız “nasıl evde kaldım”ı halen Trt’nin en güzel dizilerinden biri olarak görmekten öteye halen gitmiyorum.

ps. başlık şarkısı dün ismini kusburnu sayesinde öğrendiğim Cihan Güçlü ve Ama

5 yorum:

kusburnu dedi ki...

evlenince de dertler bitmiyor furuşcum.. bu sefer bebek ne zaman baskısı başlıyor, müstakbel anane ve babaanneler 4 koldan torun baskısı yapıyorlar. o sebepten tost hayatı en güzeli :)))

kağıt faresi dedi ki...

ya ben de bu sorulara yanıt vermekten bıktım usandım. annemle babamın zerre kadar önemsemediği şeyler, üçüncü kişilerin en büyük derdi. ben her seferinde sabırla düzgün bir cevap vermekten yoruldum, onlar aynı soruyu aynı pervasızlıkla sormaktan usanmadılar.

varol döken dedi ki...

aha benim konum gelmiş!

varol döken dedi ki...

ne diyeceğimi unuttum

varol döken dedi ki...

konu neydi?