12 Temmuz 2012 Perşembe

"bu işler zor zahmetli, zahmet senle kıymetli"

Bence “Hepsibirarada” denilen şey şayet bir kahve sözkonusu değilse, bu hayatın felsefesi ile uyuşmuyor. Belki de bir teselli felsefesi olarak, “eksik bir şeyler” olsun ki, diğerleri de teselli bulsun diye düşünüldüğünden, hep bir şeylerden feragat ediyoruz. Kaldı ki hayat da zaten bu feraget edilenler ile seçilenler arasındaki rekabetten öte bir şey değil. Nihayetinde yaşam hedefimiz de keşkeleri örtbas edip, fırsat maliyetimizi minimumda tutmak değil mi?

En basitinden örnek vermek gerekirse; şu koca İstanbul’da bu kadar senede hem güzel manzarası, hem iyi kahvaltısı hem de uygun fiyatı olan bir kahvaltıcı bulamadım ben. Yani ya manzarayı ya lezzeti tercih etmek zorunda kaldım hep.

Keşke hayatımın en zor tercihi bu olsaydı ama neyse, şimdi derin konulara girmeye hiç gerek yok. Yine ve yeniden gayet hatunsal bir konuya parmak basacağım; sonu gelmeyen kuaför halleri.

Kadın olmak, heleki bu yaz sıcaklarında gerçek bir ömür törpüsü. Düğünüydü, tatiliydi, yazın mısır püskülünü andıran saçlarıydı derken, zaman ve parayı saçıyor, üstüne de mutluluğu tek bir noktada bulamıyorum. Bu yazıyı da dün 3 kuaför gezmiş biri olmanın yorgunluğu ve yalancılığı ile yazıyorum zaten.

Saçın boyasını kesimini başka yerde,kesimini başka yerde, manikür pedikürü başka yerde yaptırmaktan, hepsinin zamanlamasını ayarlamaktan ötürü gerçekten yorgunum. Ama işte hepsinin bir şeyi iyi olunca, böyle fırıldak olup çıkıyorsunuz. Zaman ve koşturmaca bir yana, üstüne bir de yalancı oluyorum ki, o zamanlarda aklıma hep Avrupa Yakası’nda Fatoş’un başka bir kuaföre gittiğini diğer kuaföründen saklama halleri geliyor.

Ne acıdır ki, gerçekten böyle bir hal var. Ben en çok boya/kesim için gittiğim kuaförle haşırneşirim. Hatta inanmazsınız müdavim bile oldum sayılabilir. Bu durumda manikür-pediküre ne zaman geleceksin sorularını hep bir yalanla sıvıştırıyorum. Bir de saçıma başka kuaförde fön çektirip gittiğim de, kuaförümün suratının düştüğünü görüp, geri zekalı gibi üzülüyorum.

Yine de bence şu bir senede bu alanda kendimi gayet aştığımı düşünüyorum. Ve bunun için de kader utansın diyorum. Parasını vererek hizmet alınan süspüs alanında bile, açık sözlü olamayıp, politika yürüteceksek “bu iş zor yonca” diyor, eski Türk filmlerinden kalma eve gelen kuaför hizmetinin hayalini kuruyorum.

Saçma sapan zamanlarda yazmaya çalışıp gerçekten anlatmak istediğimi anlatamadığım, sonunu bir türlü bağlayamadığım yazının asabiyetinden ötürü de, bu aşk burada biter misali yazıya ara noktayı koyuyorum.

ps. başlık şarkısı Neden Böyleyiz ile Cihan Güçlü

1 yorum:

Adsız dedi ki...

farawaysoclose: hiç de bile, gayet net anlatmışsın derdini :)) hayatı kolaylaştırmak için birkaç önerim olacak
-fön çok basit birşey, çok fazla büyütme kafanda, mükemmel olmasına gerek yok zaten 2 günde bozuluyor. herhangi bir kuaförün anlayabileceği bir stil belirleyip (düz, bombeli, hareketli vs), herhangi bir kuaförde fön çektir. hatta ne kadar ucuz o kadar başarılı fön garantidir. ucuz olanın tecrübesi el becerisi daha yüksektir :))
-manikür pedikür vb. işler için alıştığın bir "bayan" var anladığım kadarı ile. bu tür işler için ona gittiğinde, kuafördeki diğer kişileri hiç muhatap alma, hatta bu bayanın bir odası filan varsa direk odasına gir çık, bi de oradaki çırağa ustaya laf anlatmakla uğraşma :)
- sağlık açısından çok sık manikür pedikür önerilmiyor zaten. onun yerine, oje sürdür (yine fön çektirdiğin herhangi bir kuaförde herhangi bir bayana), bu arada törpü de yaptırırsın, biraz bahşiş ve "ay el değmişken şu kenarlarda çıkanları da toparlarmısın" dersen tamamdır, maniküre o kadar vakit harcamaya gerek yok.
-boya kesim için güvendiğin bir yere gitmeni anlıyorum. "yeriniz bana ters ama sırf boya için ayda bir (?) bu kadar yolu çekiyorum vs" diyerek onun da gönlünü alıp yalan dolandan uzaklaşırsın

hayatı kolaylaştır, takma herşeyi kafana :)