14 Haziran 2012 Perşembe

"hepimiz en az bir kere ‘çok masumum’ taklidi yapmadık mı? "


Gülben ergen ve malum selülitler üzerine...

Sadık blog okuru Gülben Ergen’e karşı duymadığım sevgi ve antipatiyi bilir, bilmeyenler için arşiv imkanımız mevcuttur, zamanı ve merakı olan ismini sağ köşede bir yerlere yazabilir.

Zamanı olmayanlar için özetlemek gerekirse, Gülben Ergen’in o güzel yüzünün (bu konuda gayet ciddiyim) sözlükteki sinsi kelimesinin karşılığına koyulabileceğine inananlardanım ben. Pozitif cümlelerle kendisini ifade etmek gerekirse de, akıllı ve ne istediğini bilen biri olarak tanımlayabilirim. Azmine, yarattığı imaja bakıp da kendisinin azmini takdir etmemek imkansız. Bu noktada yiğidi öldürüp, hakkını yiyecek değilim.

Kadınlara dair her şeye erkeklerin karar verdiği bir dünyadayız. Ve bana sorarsanız bunun en büyük sorumlusu da maalesef yine biziz. Annelerin ağam, paşam hitapları ile erkek çocuk büyütmesini bir yana bırakırsak, bir erkeğe göre hayatını şekillendirmeye ve hemcinslerinin gözünü bir erkek için oymaya hazır kadınların erkeklere ilişkin sorunlarımızın çıkış noktası olduğunu düşünüyorum (erkekler sütten çıkmış ak kaşık gibi bir algı oluşursa darılırım)

Kadınlar erkekler için mi süslenir yoksa erkekler kadınların bakımlı olmasını mı ister sorgusu, tavuk yumurtadan hallice.  Netice olmasa da,  bütün gün sıfır makyaj ile gezip, akşam kocasını görüp makyaj yapan hatunlar tanıyorum ki, gün gelecek onlarla konuşurken “insanın kendine saygısı olmalı” değil mi sorusunu da soracağım (tüm klişeliğine rağmen)

İnsanın 3 çocuk sahibi olduğu eşinden ayrılması kolay bir şey değil. Bu evlilik çok kötü bir evlilikte olsa, bu evlilik uzun süredir “evlilik gibi olmasa da” bence sonuç değişmez. Birlikte büyütmek adına 3 çocuk dünyaya getiriyorsanız ama sonra kendinizi yapayalnız hissedip ayrılıyorsanız; bunun travmasını Gülben Ergen olsanız (planlı programlı hesaplı) bile yaşarsanız. Nitekim Gülben Ergen de bu süreçlerden geçti. Belki dibe çökmedi, çöktüyse de bize göstermedi ama ruhen bir dalgalanma, kendini sorgulama dönemine girdi (bknz. Twitter’da paylaştığı bilumum sözler)

Tabi arada bir de şahdamarım hadisesi yaşandı ki, insan hitapta kendini aşarak “şahdamarım” olaylarına girse bile, 3 çocuk sahibi olduktan sonra flört etmek eminim zordur. Bu sebeple de uzunca bir süredir Gülben Ergen’in yanında gördüğünüz tek erkek figürü de Nihat Odabaşı oluyor.
Bana sorarsanız her kadının da Nihat Odabaşı gibi bir arkadaşı olmalı. Bir arkadaşın en önemli görevi, sizin moralinizi yüksek tutmaksa sizi“olduğunuzdan daha iyi” yansıtan bir fotoğrafçıdan alası da şamdaki kayısı olabilir.

Ama işte ne demiş Sezen Aksu, kendini seçemiyorsun. Kendini seçemediğin gibi etrafındaki insanların %75’ini de seçemiyorsun. Ve o seçemediğin insanlar da senin en saçma halinin fotoğrafını çekmek için pusuya yatıp, sonrasında da bunu haber niyetine hiçbir şey yazılmayan kağıtların üzerine basıyorlar. Dünyanın en güzel kadını bile olsanız, denizden çıkmış halinizin güzel olma ihtimali yok. Facebook’da göbeğini içini çekmiş halde bikinili poz veren çoğu kadının denizden taze çıkmış fotosunun olmama sebebi tam da budur. Ruh denizde güzelleşir, vücut ise çirkinleşir.

Sonra bunun kilosu var, şekilsiz vücudu var, spor yapmadığı için sarkan, spor yapsa da halen yediği için şekle girmeyen kasları var. Yaşı var, ruhen ve fiziken kendini bırakmışlığı var, en önemlisi Hülya Avşar'ın iyi bildiği ters ışığı var. Kıssadan hisse denizde çekilen fotoğrafın iyi niyeti yok. Ünlü olmak,iç organlarınıza ait röntgeninizi bile insanlara teslim etmek midir emin değilim. Benim emin olduğum, kendi tercihiniz olduğunda güzel vücudunuzu sergiliyorsanız, başkalarının da o vücudunuza ilişkin çektiği fotoğraflara itiraz etme şansınızın pek kalmadığıdır (tam tersi örnek için bknz. Ebru Gündeş). Tabi bir de ezeli rakibinizin benzer görüntüleri için şımarık şımarık "hamiledir umarım" yorumunda bulunursanız, kusura bakmayın "ama bu haksızlık " ekolüyle  bir yere varamazsınız.

Gülben Ergen iyi bir stratejist olduğu için kutsal annelik makamı ile mağdur rolüne sığınmasaydı bu konuya hiç girmezdim. Ama olayı kadına yönelik mağduriyet boyutunda tartışmak için ya fazla iyimser olmak ya da Gülben Ergen’i hiç tanımamak lazım. Bendeniz derin magazin hafızamla kendisine karşı pek derin duygular besleyemediğimden, magazin dili ne kadar hödük olsa da kendisini bir mağdur olarak göremiyorum.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Çocuk doğurmak ile selülit  arasında organik bir bağ kuracaksak( ki bu durumda benim de 2-3 çocuk doğurmuş olmam lazım), sahillerde arz-ı endam eden iki çocuk annesi Çağla Şıkel'i nasıl kategorize edeceğimiz konusunda da Gülben Ergen'in kafamızdaki soru işaretlerini gidermesini bekliyorum.
  • Bu derin mevzuyu Ayşe özyilmazel ile aynı fikirde olduğumuz ender konulardan biri olarak da tarihe not düşmek istiyorum...
ps. başlık şarkısı Her Şey Normal ile Melis Danişmend

3 yorum:

varol döken dedi ki...

çocuk doğurmak yasaklansın!

mitsubishi klima servisi dedi ki...

çok güzel makale okurken gerçekten çok zevk aldım

ice blue dedi ki...

Paylaştıklarınız çok yararlı oldu.İş Hukuk Avukatı olarak başarılarınızın ve paylaşımlarınızın devamını dileriz.