8 Mayıs 2012 Salı

"yok ki sonrası durmuşsa zaman günün birinde"


Bir varmış, bir yokmuş; Garaj İstanbul’da “Hayat Kaçık Bir Uyku” imiş...

Albümün çıkışı ile birlikte, lansman konserine gidip gitmemek arasında tereddütteydim. Şarkıları yabancı olacak diye konser anlamlı olmaz,bir de kalabalık olur diye düşünürken, günler şarkılarla birlikte geçti. Ben şarkıların yarısını ezbere almış ve konsere gitmeyi de göze almış durumdaydım. Konser gününde bilet bulamam korkum da boşa çıkınca, Cumartesi gecesi sosyali olarak bir geceye yemek ve konseri sıkıştırdım. (insanlık için küçük benim için devasal olaylar)

Konser için kapılar 21.45’de açılıyordu. Grup üyeleri de her zamanki gibi kapı açılışı ile konser saati aynı değildir uyarısını yapmışlardı. Ben de ziyadesiyle ağırdan alıp, keyifle yemeğimi yedim. Kafamdaki takribi konser saati 23.00’dü, o saatte de Garaj’a varamayınca, konser başladı herhalde diye adımları hızlandırma ihtiyacı duydum ( ayağımdaki topuklu ayakkabılar ile bu epey acı verse de). Garaj İstanbul’a vardığımda ortamın sakinliğinden, ilk defa bir yere kalmış olmanın haklı mutluluğunu yaşadım.

Garaj’da son olarak kusburnu ile bir performans izlediğimden, oranın bir konser mekanı olarak pek kafamda şekillendiremedim. Orada izlediğim son konser Devotchka konseri olduğu ve o vakitlerde kapalı mekanlarda sigara içilebildiği için, nedense aklıma daha basık bir yer olarak yer alıyordu Garaj. Cumartesi akşamı bu fikriyatlarım gayet terse döndü. Özellikle konser başlamadan önce ortamı serin bile buldum.

Daha önceki konserlerde de söyledim, Redd’in büyük bir ergen kitlesi var. Benim yaşımdakiler için ergen demek üniversiteli demek. Gençlik bildiğiniz üzere sabırsız. Bendeniz, ergen olmasam da sabırsızlık konusunda onlara tur bindirebilirim. Ama çok şükür mantık ve irademle, kimi bekleyip kimi beklemeyeceğime de karar verebiliyorum. Kaldı ki, tecrübelerimden ders alabildiğim için; gittiğim ilk konserlerinden sonra, açılış saati ile konse başlangıç saatini az çok hesaplayabiliyorum.

Cumartesi gecesi, hesaplarım biraz şaşması ayaklarımın acısını artırdı sadece, konsere olan hevesimi azaltmadı. Tabi gönül, kapı açılış ve konser saatlerinin ayrı ayrı belirtilmesini istiyor ama konser yapılan mekanın kazancını gözönünde bulundurunca bunun pek mümkün olduğunu sanmıyorum. İşte bu nedenle, konser başlayınca Redd’i yuhlayan ergen olan veya olmayan kimselere müsadenizle gerizekalı demek istiyorum.

Kendin bir konser dinlemeye geliyorsun ve dakika bir gol bir o konseri muhteşem yapabilecek adamların moralini bozuyorsun. Amaç tepkini belirtmekse, adamlar zaten sosyal medyada gayet faal, derdini orada anlatırsın. Ya da bir sonraki konserlerine gitmezsin, tercih senin. Ama o kadar saattir beklediğin konsere gölge düşürmek densizlik ve bir o kadar da çocukluk.

Konser başındaki bu saçmalığa bu kadar laf kalabalığı yaptıktan sonra konserin kendisine geçersem;

Öncelikle yeni şarkıları canlı dinlemek çok büyük bir keyif. Redd’in cd’den dinlemek ile canlı dinlemek arasında büyük farklar olmasa da(iyi müzik yapmak adına), Coldplay tınılarını da sezmeye başladığım şarkıları gitar soloları ile Doğan’ın piyano çalması ile dinlemek pek güzel oldu.

Albümü ezbere alan benim gibi manyak sayısı çok olmadığından, yeni şarkıların çalındığı ilk yarı ile eski şarkıların ağırlıkta olduğu ikinci yarı arasında seyircide büyük bir fark vardı.

Aslında bu fark Redd üyelerinde de vardı. Her konserlerine gidiyorum diyemem ama Doğan’ın ilk defa sözleri kaçırdığına denk geldim mesela. Benim hüsnü kuruntum olabilir ama ilk yarı daha gergin geldiler nedense.

Aynı şekilde Doğan, bugüne kadar gördüğüm en hareketli konser performansını sergiledi. Özellikle senden sonra’da Chris Martin haliyet-i ruhu gördüm neredeyse (malumafatrus abartmalı benzetmelerine devam ediyor)
                                        

İlke’nin de her şarkıyı mikrofona olmasa da kendi kendine söylemesini, şarkılara alışma turu olarak değerlendirdim.

Konserin ilk yarısına fazla şık çıkan grup, ikinci yarıda kendi stilini bulmuş gibiydi. Hatta ilk yarıda İlke ile Güneş’in kıyafetleri fazlasıyla benzerdi.

Redd’in bugüne kadarki en farklı şarkılarından birinin müziğini yapan Berke H’nin o uzun boyuna rağmen, kıpkırmızı pantolon ile ne kadar şahane olduğunu da tüm şekilciliğimle itiraf etmeliyim. (boynundaki kolyemsi şey için aynı şeyi söylemiyorum)

Bu yazıdan çıkartılmayacak eleştirel ruh;

Yanlışa yanlış dedikleri için sevdiğim grup üyelerinin eleştriye hiç de açık olmamasını da objektiflik gazeteciliğimle vurgulamalıyım.

Magazin kimliğimle de Erdem Yener’in konserde olduğunu, kendisinin beklediğimden daha uzun olduğunu belir, kimleydi sorgusuna ise özel hayata saygı münasebiyle girmem.

Sonu gelmeyen yazının sonu; sürekli ayakta durmak yeteri kadar acı değilmiş gibi topuklu ayakkabılar üzerinde bir yere dayanmaksızın ayakta durmanın acısını başka kaç kişi/grup için çekerim bilmiyorum ama Cumartesi akşamı Garaj’da olduğum için ben ziyadesiyle mutluydum.

Fazlasıyla erken olsa da, bu albümün şarkılarını softcore’da dinlediğimi düşündüm. İnşallah düşünmekle kalmaz, o konserin de yazılarını bu blogda yazarım.

ps. Blog resmini ilk çekilen (henüz yayınlanmayan) fotoğraflarından biri yapmak isterdim ama fotoğraf sanırım başka bilgisayara kaydedilemiyor, ya da ben başaramadım. Merak edenlerin, reddseyirdefteri'ne bir göz atmalarını öneririm.


4 yorum:

TürkFilmFull dedi ki...

paylasim icin tskler ellerinize saglik, kolay gelsin

hürriyet seri ilanlar dedi ki...

Çok güzel...

varol döken dedi ki...

ahahaha ben görmeyeli çok acayip takipçilerin olmuş:)

hürriyet seri ilanlar ne ya?

malumafatrus dedi ki...

Apayrı bir yazı konusu yapacak kadar acayip takipçilerim gercekten. Kelime doğrulama ile bu türler yorumlar oluyorsa,kelime doğrulamayı kaldırayım daha iyi..