23 Mayıs 2012 Çarşamba

"kör taklidi yapıyorum tıpkı ağaçlar gibi hiçbir yere gitmemek için"




Barış Bıçakçı’nın külliyatı ile tanışmada epey geç kalmasaydım, her trajik durumu ifade etmek için “bizim büyük çaresizliğimi” vurgusunu yapmaya daha önce başlardım sanırım.  Ve eminim kitabı okusaydım, filmin vizyona girmesini  büyük bir heyecanla beklerdim.  Ama işte kitabı vakitlice okumamış, filmi de bu sebeple es geçmiştim.

Kitabı bitirdiğim de işte bu geç kalmışlık hissi hakimdi bende.  Bir de güzel bir kitaptan ayrılmanın hüznü.
Basitlik ve bayağılık arasında çok ince bir çizgi var ama Barış Bıçakçı’nın kitabı bu ince çizgiden çok uzaklarda, basitliğin güzel gölgesinde konumlanmış duruyor. Ender’in gözünden dinlediğimiz küçük umutlar ve geçmişe duyulan özlemle çevrili hayat, çetin ve ender’i  hem sevme hem de onlar için üzülme nedenimiz oluyor.  

Güzel kitapların film uyarlaması hayalkırıklığı yaratsa da, kitabın filmi için sayısız eleştiri okusam da, filmi de izlemek istiyorum. Ama bundan önce Ender'in Çetin'e dediği gibi, bazı satırları bir kenara yazıyorum ki, okuduğum bu naif kitap boşa gitmesin. 

"Uzağımızdaki her şey biraz olağanüstüdür, olduğumuzdan biraz daha fazladır. Yaz bunları bir yere Çetin, boşa gitmesin!"
"Reşit, ömür denen şeyin tedricen yaşanmadığını söylerdi. Gerçekten öyle, her şey birdenbire oluyor. Küçük bir çocukken birdenbire, ilaçlarını plastik bir margarin kabında saklayan bir ihtiyar oluveriyorsun. Kendin için, çocukların için, ülken için güzel şeyler ümit ederken, seni biçimlendiren şeyin güzel bir gelecek hayali olduğunu düşünürken, birdenbire kaderin güne ayak uyduramamak, gençliğini, geçmişini özlemek ve hızla dönen dünya tarafınan hep kenara savrulmak olduğunu görüyorsun"

"Yürüyordum kendi kendime büyük sözler söyleyerek kalabalığın içinde yürüyordum. Özgürlüğün kimse tarafından sevilmemeyi göze almak olduğunu söylüyordum. Ne büyük söz! Uç bakalım Ender, uç! Sözcüklerden kendine kanat yapanları çok gördük biz!"



" Bir tuhaflık yok mu bu yazdıklarımda? Sanki bu dünyadaki tarihim yalnızca bir erkeğin tarihiydi. Ben sanki bir erkek dışında başka bir şey değildim. Nihal, daha doğrusu ona beslediğim yaşanmamaya mahkum aşk, beni bir erkeğe indirgemişti. İki yıl boyunca bütün sınıflandırmaları kadın ve erkek başlıkları altında yapmaya zorlamıştı. Halbuki bu bulutlar da var, kediler de, herdemyeşil bitkiler, binlerce yıldır yeri değişmeyen taşlar, mutfakta bulaşıklar, kenarı kıvrılan kilimler, kar altında kalanlar, sınıflandırmalara tabi olmayanlar....
Oysa ben, iki yıl boyunca bir erkekten başka bir şey olamamıştım. Aşkın insanı zenginleştirdiğini biliyorduk, fakirleştirdiğiniz de bilelim. "

"Sonra sustum. Çok konuşunca olan şey: Konuşmak, anlatmak, anlamsız gelmişti birdenbire. Belki de, katlanıp kaldırılması gereken şeyleri buruşturmuştum. "

" Canlılığın ilk ve temel aşamasında bir "iç" ve "dış" yaratan, böylece kendisini çevreden yalıtan hücrenin ortaya çıkışı olduğunu biyoloji söylüyor; her türlü sıcak insan ilişkisinin aşağı yukarı aynı şeyi yaptığını da ben söylüyorum. Birbirine dönersin. İki insan birbirine döner! Bu bakışlarla olur ya da aynı yerde susmayla örneğin, en basit biçimde. Sonra, öyle birbirine dönük, kendi dilini yaratırsın." 

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Ender'de Hikmek'i de sezinledim sanki Albay'ım.
  • Filmin soundrack'inin Sakin tarafından yapılması şimdi benim için daha da bir anlamlı geliyor. Nihayetinde uzaktaki her şey insana fazlasıyla olağanüstü geliyor. 
  • Barış Bıçakçı'nın google'da bir fotosunu bulamamam benim beceriksizliğim mi onun gizemi mi bunu da bilemedim. 

1 yorum:

servis dedi ki...

Çok güzel paylaşım olmuş klima servisleri olarak başarılarınızın devamını diler.