7 Mayıs 2012 Pazartesi

"kâğıttan uçak gibi atılıp unutulmuştum "



Malumafatrus, kendi ülkesinde turistik turlara devam ediyor...

Tatilden döndükten sonra ailemin de ziyareti sayesinde, alışık olduğum şeyleri yapmak yerine, kırk yılda bir gittiğim semtlere gidip,şehre bir turist gözüyle baktım. Bu sayede, gurbet ellerde fellik fellik aradığım afilli bardak altlıkların en güzellerinin bu şehirde olduğunu, hediyelik eşya konusunda da İstanbul'un üstünlüğünün aşıkar olduğunu anladım. Bu şehirde yaşayanların turistik açıdan öne çıkan çoğu şeye/semte turistlerden (yabancı veya yerli farketmez) daha yabancı olduğunu ama aslında bizlerin bu şehirin bazı semtlerinde turistlerden daha turist kaldığımızı gördüm. Sonra kendi oyun parkıma döndüm ve bu sayede de huzura erdim.

Gezip görmeden ziyade gezip yemek felsefesini benimsediğim içinde kendi oyun alanımda yeni mekan keşiflerine de devam ettim. Buyrun size malumafatrus milor notları...

Salt Galata daha doğrusu ca'd'oro; Salt Galata'ya ayak basma nedenimin o tarihi binayı, kütüphaneyi gezmek değil de yemek yemek olması genel hayat misyonumu fazlasıyla ortaya seriyor sanırım. Gerçi o heybeti gördükten sonra tez vakitte tekrar oraya gidip, layıkıyla gezme hissinize engel olmanız zor. Bu sebeple inşallah tez vakitte burada salt galata'ya dair de fikriyatlarımı da karalayacağım. Ca'd'oro, Salt Galata'nın birinci katında bir Cafe/restoran. İstanbul'daki sayısız mekan gibi burası da Doors grubun. Süper bir manzarası olmasa da güzel bir ambiansı/dekorasyonu var mekanın. Gayet geniş ve ferah mekanda,akşamları rezervasyonsuz yer bulma ihtimali anladığım kadarıyla yok. Menüsü fazla geniş olmamakla birlikte, benim için karın doyurucu ve lezzetli alternatifleri olduğunu söyleyebilirim. Bizimle alakadar olan garsonu sevmesem de,servislerinin hızlı olduğunu ve açık mutfaktaki koşturmanın da mekanın atmosferine renk kattığını belirtmeliyim.Fiyat/performans konusunda da çoğu benzer mekana kıyasla nispeten uygun olduğunu buna karşılık suflelerinin ise pek benim tarzım olmadığını timeout'cu yazar ruhumla bildiririm.


Bej'deki kahvaltı deneyimim ise Ca'd'oro kadar başarılı sonuçlanmadı. Sadece pazar günleri kahvaltı veren (yanılmıyorsam) mekanın kahvaltı çeşidi bol olmakla birlikte, kahvaltının temelini oluşturan öğelerde büyük bir sıkıntı var. Menemeni, yumurtalı ekmeği, pastırmalı bir şeyi falanı filanı var mamafih, domates peynir zeytin tabağı gibi standart bir tabağı yok. Hatta iki alternatifi birleştirerek bile standart bir masa oluşturma şansınız yok. Bu nedenle gelenekselci kahvaltıcılar için Bej'i biraz manasız bulduğumu da belirtmeliyim. Bir de menü denilen şey ve/veya ile olmaz; aç kafa ile insan evladı da o kadar yorulmaz. Bej için her yerde sıkça vurgulanan "son dönemin favori mekanı "tabirini de, mekanın güzelliğinden ziyade, lokasyon farklılığı, basından uzaklığı ve Lal Dedeoğlu network'ü olduğu için aldığını, yoksa bildiğimiz cafe restoran olduğunu gönül gözü notu olarak iliştiririm.

ps. başlık şarkısı lansman konseri notlarını da kaleme alacağım Redd'den Yolunda Gitmeyen Adam.

3 yorum:

varol döken dedi ki...

beyoğlu'nda 5. katta pazar brunch'ı yap bir ara... manzara şahane ama yemeklere ne dersin bilmem?

malumafatrus dedi ki...

Bu 5. Kat Cihangir'de olan mı nevizade tarafında olan mı? Cihangir'de olanın yemeklerini pek sevsem de bir kere bana rezervasyon konusunda yaptıkları yamak nedeniyle onyargiliyim:) gel gor ki bu secicilikte önyargıların da bir zaman asımı olmalı, ben bunu notlarıma alayım.

varol döken dedi ki...

cihangir'de olan, onlar da rezervasyon istiyor ama biz 12 gibi rezervasyonsuz gitmiştik. manzara yemeklerden güzel sanırım:)