18 Mayıs 2012 Cuma

"devretmiş dertler şehrinde aynı güne uyanırken miş li geçmiş çöker üstüme"

Yaklaşan yaz mevsimi ile iş hayatından sıtkımın sıyrılmasının pekala insani sebepleri var.

Hava güzelleştikçe, “ne işim var benim burada” sorusu daha çok çalınıyor kulağıma. Sorudaki burada dönemsel olarak, fiziken bulunduğum yer olsa da, şu sıralar genellikle “bu tür insanlar” olarak anlam buluyor. “Bu tür” ise çok geniş bir yelpazeye açılıyor.

Öncelikle hiçbir iş arkadaşımla ( lafım kusburnu’dan dışarı) oturup kitap, müzik veyahut bloglar hakkında konuşmuyorum. Hepsinin algısı farklı olmasından ziyade, “somut ilgili alanlarının” pek olmaması bunun en büyük gerekçesi.Anlayacağınız yüzeysel ortak noktalardan öteye maalesef gidemiyoruz.

Çoğunun bir twitter accountu yok, accountu olanın da twitter vizyonu yok ki, bu noktada twitter üzerinden hayat çıkarımları da pek yapamıyoruz.

Ama bunların ötesinde, iş hayatına bakış açıları ve vizyonları sebebiyle etrafımdaki insanlardan fazlasıyla sıkılmış durumdayım. Mamafih, bunun başka iş yerlerinde de aynı şekilde olacağını da az çok tahmin edip, olayı yer ve zamandan ziyade insan unsuruna bağlıyorum.

Ve ben Aslan burcundan gelme bir koca ego olarak, tüm şişkin egolardan fazlasıyla yorulduğumu da bugün itibariyle borsaya bildiriyorum.

Bunun adı olgunlaşmak mı, algıların açılması, hayat amacınızın değilmesi mi bilmiyorum ama profosyonel dünyada stratejik olarak adlandırılan küçük hesaplar beni fazlaca yoruyor.

Nasıl, hayatın geri kalanında “kendini akıllı sananlara” içimden zavallı demekle yetiniyorsam; kariyer hırsı ile saçmalayan mecburi iş ortaklarına da “küçük insan” diyerek konuyu kapatıyorum. Kiminle nasıl mücadele edilmesini bilsem de, hiçbir zaman çiğleşmemek gibi bir gayem var. Nihayetinde kendime olan saygım, benim gözümde tüm title’lardan çok daha önemli. Bundan da ötede, haklı olduğumu bilirken ve işimi düzgün yaptığımdan eminken; içi kötü, niyeti kötü insanlarla uğraşarak onlara paye vermem. Benim gözümde, en güzel tepki yoksaymaktır ve bunu da sabrımın sonuna kadar uygulamaya çalışırım.

İşini iyi yapma meftumu pek tabiki fazlasıyla göreceli bir kavram. Benim işini iyi/layıkıyla yapmaktan anladığım; attığınzı her adımın bilincinde olmak ve hangi pozisyonda olursanız olun bunun sorumluluğunu almak. Birileri benim yerime düşünsün, birileri benim yapacağım işi buyursun mantığı kadar da nefret ettiğim bir şey yok. Kafasını gerektirmedikçe çalıştırmayan insanlar, iş hayatınızda sahip olabileceğiniz en kötü yol arkadaşları olur maalesef. Ve siz bir şeyler mükemmel olsun diye kendinizi öne attığınızda (ki bu çoğunlukla fedakarlık yerine bireysellik olarak algılanacaktır) iş arkadaşlarınız rahata alışır ve fikriyatlar sadece ve gerektiğinde kopyalanır. (kendinizi semer vurulan eşek olarak görmeniz de cabası)

Hal böyleyken, kendini anlatma çabası içine girmek, tribünlere oynamak veya kulis yapmak da size zulüm gibi gelebilir, zulümden ziyade başlı başına bir saçmalıktır. İşte iş hayatındaki kırılmalar tam da bu noktada gerçekleşir. İşimi iyi yaparım ama insanlarla uğraşamam diyenler, yerinde saymayı ya da başka bir alana geçmeyi tercih ederken; iş yapmak yerine insanlarla oynamayı sevenler ise onlardan boşalan yeri pekala doldurur.

Bendeniz tam da bu vakitler, hayatımın “ ne çıkar” dönemindeyim. İçimdeki gereksiz mükemelliyetçi sebebiyle, tüm bezginliğime rağmen her şeyi dört dörtlük yapmaya devam etsem de, kulis oyunlarına girme veya stratejik olma !! (sırıt kızım en nefret ettiğine)faslından fazlasıyla uzağım.

Gün gelip sular yolunu bulamazsa, ben başka su kaynakları bulurum belki diyerek kendimi oyalıyor, içimdeki egoyu da akıllı olmaya davet ediyorum.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;

Araştırmacı gençlik olduğum için, bilumum iş arkadaşlarımın yazdığı blogları okuyor ve acaba benim blogumu da ben olduğumu bilerek okuyan var mıdır diye de paranoyaklaştığımdan, blogumu okuyan ve “aa bu da oymuş” diyen iş arkadaşlarımı kendilerini deşifre etmeye davet ediyorum.

ps. başlık şarkısı Sevmeden Geçer Zaman ile Redd (Redd'e nasıl alıştıysam artık, red yazarken bir d'si eksik hissediyorum)

2 yorum:

varol döken dedi ki...

kelime doğrulama yüzünden yorum bırakılmıyor. altı üstü merhaba diyecek, işine sahip çık, bu devirde iş bulmak zor şeklinde asla inanmadığım işsizlik nutukları çekecektim:(

ps: açlıktan ölsem o kadar yolu yine gitmem bir iş için diye konuya da böyle körükle geleyim:)

malumafatrus dedi ki...

Dağ başında çalisirken, 6'da şehirde olabilmek, böyle zamanlar icin hala geçerli bir teselli ikramiyesi...tek derdim yollar olsaydı tabi...