4 Nisan 2012 Çarşamba

"yine de hayat verilen en güzel hediye"

İlgili türev kitaplarını okumasam da, düşünce gücü olayına ziyadesiyle bağlıyım. Özellikle kötü düşüncenin insan bünyesindeki en büyük mıknatıs olduğuna inanıyorum. İşte tam da bu hissiyatlarda olan birinin, bu yazıyı yazmaması gerektiğinin farkındayım. Gelin görün ki, ben bu blogun tepesinde de ısrarla belirttiğim üzere kendime söylüyorum da laf dinlemiyorum.

Hayatımın bir noktasına kadar gayet şanslı bir insan olduğumu düşünmüşlüğüm vardır. Şimdi geriye dönüp bakınca, ne oldu da bahtım döndü sorusunun cevabını bulamıyorum. Ama bir şeylerin ters gittiğinin pekala farkındayım.

Bunu yazmak, bundan sonrasını da riske atar mı bilemiyorum ama hiçbir işim bir seferde olamıyor demek için çok sağlam kanatlarım var sayın okur. Hayatımın ilk vize müracatını konunun artık piri olmuş şirketim aracılığı ile yaptırmayıp, turla yaptırmanın manasızlığını 2 haftadır tecrübe ediyorum.

Hayatta en nefret ettiğim şey olan vesikalık fotoğraftan artık tiksinmem için yeterli anım ve bir o kadar çeşit de vesikalık fotoğrafım var. Hali hazırda bir vizem de henüz yok, olur mu , olursa tur gerçekleşir mi gibi bilinmezlerle kendi kendime heyecan kasırgası yaratıyorum.

Nihayetinde, bir işin başında içimdeki “öyle yapma” hissiyatını yoksayıp, başımın dikine gidiyor; sonra da vay benim bahtsız başım diyerek yakınıyorum. İşte tam da bu sebeplerden bu aralar bir işimi de kolay halledemiyorum. Eğer bu yaşananlar vakti zamanında kırdığım aynaların etkisi ise, daha çekecek çilem var; yok sadece bir dönemse biranevvel bitmesini dört gözle beklediğimi itiraf etmeliyim.

Saatlerin ileri alınması şokunu hala atlatamamış bir bünyem var. Kansızıkla birlikte, hep uyumak isteyen bahar yorgunu halinedakika bir gol bir şeklinde büründüm. Bu ve geç kararan hava münasebetiyle pek spor yapasım da yok. Spor da yapmazsam halim harap, enerjim sıfır olur diye kendimi dürtsem de, ne kadar başarılı olabilirim bu disiplin konusunda işte onu bilemiyorum.

Hafta sonu, geleneksek yeni mekan keşfi faaliyetlerim kapsamım da; herkes tarafından pohpohlanan Karaköy Bej ile klasik magazinci tabiri ile Mehmet Ali Erbil’in Cihangir’deki kahvaltı mekanı Yımırta’ya gittim.

Cafe Bej, konsepti ve menüsü ile gerçekten de bir cafe. Bizim gittiğimiz saatte çok kalabalık da olmadığı için servis hızlı ve yemekler de leziz diyebilirim. Ama bendeniz “vay be” diyecek ekstra bir şey şahsen bulamadım. Yine gider miyim, giderim ama akşam vakti yerine hafta içi gündüz gözüyle gitmeyi sanırım tercih ederim. Bu tür mekanlar, belirli bir çevrenin pohpohlayıp sonra kendisinin bu popülasyona kanıp orada görünmeye çalıştığı yerler gibi geliyor bana ki, çoğu mekan da maalesef bu şekilde hayatta kalabiliyor.

Yımırta, Cihagir’in en ilgi gören (neden gördüğünü anlamadığım)kahvaltıcısı Van Kahvaltı Salonu’nun hemen yanında. İnternet sitesinde verdiği krokinin manasızlığına bakıp, nerede bu yer diye hiç düşünmeyin, Sıraselviler’den dümdüz yürüyünce Firüzağa camisinin 100 metre daha aşağısında solda. Mekan kahvaltı menüsü ile benim gibi gözüaçları doyuracak bir performansa sahip. Yediğim her şey de gayet lezizdi. Ekmekler, biraz daha iyi olabilirdi pekala ama onunda dışında karnım doydu, yüzüm güldü diyebilirim. Lakin, mekanın henüz halen oturmadığını ya da kötü işletildiğini de söylemeliyim. Mekanın arkasında yer alan bahçemsi gibi ufak yer, fazlasıyla tercih edilse de mekanın eni boyu belli. Bu nedenle de, gelen müşteriye göre, şu masayı al buraya çek, onu oradan şuraya taşı mantığı ile her gün geçmez. Masaların yeri belli olur, kırk yılda bir toplu org. olunca masaların yeri değiştirilir. Gelin görün ki burada siz yemek yerken, mekanın işletmecisi olduğunu düşündüğüm kişinin “müşteri yerleştirme” gayesi ile sürekli bir hareket durumu var ki, mekan gerçekten buna imkan vermiyor. Yan masayla içli dışlı olup, saçma sapan insanların muhabbetine maruz kalmak da işin cabası. Bu nedenle Yımırta’ya da leziz fakat ruhu yok kategorisinde notumuzu verip, bu hafta sonu için yeni maceraların planlarına geri dönüyorum.

ps. başlık şarkısı Jülide Özçelik ile Hayat

Hiç yorum yok: