15 Nisan 2012 Pazar

"yazmadığın bi hikayede uzun ya da kısa vadede az biraz keşfediyorsun"

Seyahat etmek dediğimiz şey bir nevi hayat pratiği. Doğuştan evliya çelebi olarak doğan bünyelere karşın hayatını kendi belirlediği dört duvar arasında geçiren diğerleri var. Ben tahmin edeceğiniz üzere, ikinci grupta yerimi alıyorum. Bu nedenlede her yolculuk öncesi, gitme ruhuyla savaşıyorum.

Bir kere bendeniz, iktisat felsefesini mihenk taşı olduğum için, arzın bittiği yerde talebimle hazırolda dururum. Giderken, geride kalan her şey pek güzel gözükür gözüme, yanı başımdayken hiç gelmediği kadar hem de. 
Hal böyleyken, bir de hayatımın hiçbir döneminde smart bir insan olamamışken, valiz yapmak ve yola çıkma hali pek sempatik gelemiyor bana. Bu durumda iki günde bir, başka şehirlere/ülkerelere seyahat eden bünyelere de fazlasıyla öykünüyorum.

Bu fikriyatlar bir gün öncesinden hazırladığım valizimle, "eksik bir şey mi var" dürtüsüyle uçsak da gitsek hissiyatlarındayım. Tatile çıkma heyecanından ziyade, yolculuk gerginliğinde olmak da fazlasıyla ironik bir hal ama ne demiş sezen aksu" kendini seçemiyorsun bırakıp da kaçamıyorsun".

Yine de bu kadar sıkılmışken ve kendi oluşturduğum dört duvar içinde fazlasıyla baymışken, gitme fikriyatı umut veriyor insana. İşte tam da bu umutla düşüyorum yollara...Görelim bakalım ne çıkacak karşımıza...

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;

Dönüş depresyonumda görüşmek üzere...

3 yorum:

rusça çeviri dedi ki...

Teşekkürler uzun ama güzel...

güvenlik sistemleri dedi ki...

Güzelmiş :)

sünnet organizasyonu dedi ki...

Maşallah... :)