26 Nisan 2012 Perşembe

"yakınlarda bi gezegende unuttuğum tüm şeyler"




Turun son durağı ve en zayıf halkası olarak Budapeşte;
  • Obsesif kişiliğim ve 5 gündür evden uzak olmam sebebi ile Budapeşte'ye sabrımın ve enerjimin son damlaları ile ayak bastım. Yorgun ve bir o kadar huysuz olmam şehre karşı hızlı önyargılar edinmeme sebep olduysa da, dönüş yolunda (önyargılarım yargılarıma dönüşmüşken) geriye baktığımda fikriyatımı değiştirecek bir güzellikle karşılaşmadığımı açıkça söylemeliyim.
  • Bu uzun paragrafın 140 karaktere sığdırılmış halini daha önce kaleme aldım, tekrarlamakta fayda görüyorum. Benim için Budapeşte İstanbul'un 3. sınıf ( o da en iyi ihtimalle) kopyasından öteye geçemez.  Budapeşte'yi beğenmemekten ziyade kızmamdaki gerekçe ise, sanırım tam da bu benzerlik  nedenli oldu.
  • Bilmeyenler için, Budapeşte ortasından Tuna nehrinin geçtiği bu nedenle iki yakaya ayrıldığı bir şehir. Tabi benzerlikler sadece bu kadar değil. Budapeşte de, İstanbul gibi Avrupayla uzaktan yakında alakası olmayan bir şehir. Öncelikle temiz bir şehir değil, İstanbul'la kıyaslarsak bugünün şartlarında İstanbul'dan çok daha fazla evsizin yer aldığı ve güvenlik anlamında da tedirgin edici bir şehir.
  • Her şehrin bir İstiklal Caddesi olduğundan, meşhur meydanına ve o meydanının klişeliğine hiç girmiyorum.
                                                            
  • Tarihi yerler söz konusu olduğunda ise bence Budapeşte, İstanbul'dan çok daha üstün. Keza geniş yollarına da bizden çok daha başarılı olan tramway hatlarına bir şey diyemem. Ama otobüslerine bakarsanız, halk otobüslerinin eksikliğini yaşamayacağınızı söyleyebilirim.
  • Bu arada Budin kalesine, şehrin özgürlük heykelinin (adını unuttum) olduğu yerdeki manzaraya ve Kahramanlar Anıtının olduğu meydana hiç laf edemem. Yürüyerek geçilen köprülerin de pek keyifli olduğunu söylerim ama nihayetinde bir şehri sevdiren şey ruhuysa benim ruhumun Budapeşte ile uyuşmadığının altını çizerim. Kıssadan hisse; kimseye gitmeyin demem ama ben tekrar gelmeye gerek görmem.
  • Budapeşte'ye gitmeden önce para birimine bakıp da, 1 TL'nin 125 Macaristan Forintine tekabül ettiğini gördüğümde, iktisat bilgilerim doğrultusunda bu şehrin ucuz olabileceğini düşünmüştüm. Tur rehberimizin de bu yöndeki bilgileri ile kendimizi gayet de ucuz bir şehre hazırladık. Ama ne oldu? 3 şehir arasında en pahalı şehir Budapeşte çıktı. Yüksek fiyatlara değen yemekler olsaydı, yine kabülümüzdü ama Budapeşte'de yediğimiz bir tatlı (somlöi galuska) ve oturduğumuz bir cafe (Callas) dışında vasatla idare ettik.
                                                           
  • Bir de, ben bu ülkelerin iki paralı hallerine feci gıcık olduğumu da belirtmeliyim. Geçiş dönemindeyseniz ve turistik bir şehirseniz; iki para birimini de yazarsınız ama ne mümkün, beyniniz illa bir hesap makinası gibi çalışacak. Diğer iki ülkede kafadan hesap yaparken, Budapeşte'de artık gerçekten hesap makinası yardımı aldığımı da itiraf etmeliyim.
  • Hediyelik eşya sorunsalına ise, genel tatil gözlemlerimde tekrar değinerek başınızı ağrıtmayı planlıyorum.
  • Ve an itibariyle, "eve kaçta varacağım?", "yarın işe kaç saatlik uyku ile gidicem?" "işin acı yüzüyle 1 haftalık aradan sonra nasıl yüzleşeceğim", "bu kadar yazı yazıp, konuyu kendi gözümde finalize etmişken tatili kaç kişiye "aynı cümlelerle" anlatmak zorunda kalacağım?" şeklindeki ıvır zıvırlarla tatil ruhundan, standart moduma büründüğümü; Budapeşte gastronomi rehberi sonrası yazmayı istediğim tatil derlemesi ile de blogumun seyahat rehberi kimliğini sonlandırıp, fani halini alacağını kamuoyuna duyuyurum.
ps. başlık şarkısı BEA'dan Evren Bozması

Hiç yorum yok: