5 Nisan 2012 Perşembe

"ömür gelir geçer, tükenir hayaller"

Kırk yılda bir bir şeyi almak için sabretmeyi tercih ederek, sezonunda güneş gözlüğü alma cenderesinin içine düştüm. Pek tabiki ortada major bir ihtiyaç yok, tamamen keyfi bir tüketim halinden bahsediyoruz. Yani aslında sezonda almayıp, yaz sonunu bekleyebilirim. Gelin görün ki, söz konusu alışveriş olunca takıntılıyım. Bir şeyi almayı aklıma takmışken, almadan huzura ermeyen, alınca yeni bir hedefi kendine koyan bir tür ruh hastasıyım.

İşte tam da bu şekil ve şartlarda ilk defa sezonda güneş gözlüğü arıyor olmam, beni şu gerçekle yüzleştirdi ; güneş gözlüğü denilen şey bildiğiniz mücevhermiş sayın okur. Ve şahsen bendeniz, ana faaliyet konusu zamanı göstermek (oysa zamanı göstermek diye bir şey mümkün değil) olan saatlerin, çok acayip paralarda satılmasını kabul edebilirim, gelin görün ki modası en fazla iki sene sürecek kullanım süresi maksimum 4-5 ay olan güneş gözlüklerine mücevher muamelesi yapılmasını kabul edemem.

Her şeyin sezonunda olduğu gibi, gözlüklerde saçma sapan etiket fiyatları ile raflarda yerini alıyor, sonrasında firmalar da %30 -%40-%50 indirim yapıyoruz, şöyle de iskonto uyguluyoruz diye müşteriyi kandırdığını sanıyor. En nefret ettiğim şey, kafama güneş gözlüğü takmaktır. Yani benim için güneş yoksa ( ki ben gözden veya kafadan rahatsız olmadığım için güneş yokken güneş gözlüğü takmam) o gözlüğü koyacak yer aramak gibi bir dert var. Malum yeni dönem gözlükler büyüdükçe, gözlük kılıfları da büyüyor . Bu noktada kılıfım yokken, oraya buraya koyduğum da, aman çizilmesin düşmesin kırılmasın diye paranoyak olacak bir gözlük istemiyorum. Gelin görün ki, istediğim model de fiyat performansta o skalaya giriyor.

Bu ahvel ve şeriat altında da, ben manyağım ama siz manyaklaşmayın; güneş gözlükçüler ve bilumum kampanyalarından bahar, yaz dönemlerinde uzak durun; sezon sonunda bir yerine iki gözlük alın. Şaka yapmıyorum, farklı mekanlarda gözlük denediğim için ve genel mizacımdan ötürü hep iki alternatif arasında kalıyorum ve ucuz olsaydı ikisini de alırdım diye içimden de geçiriyorum. İşin ironik olan kısmı ise an itibariyle bu yazıyı yazarken, tüm kurumsal mağazalarda şansını deneyip, kurumsal yalanlar dinlemiş bir müşteri olarak; hafta sonu doğubank civarında “nakite kaça olur” sloganıyla mutluluğu bulmayı hayal ediyorum.

Alışveriş konusunda manyak, internetten alışveriş konusunda ise bir o kadar pürcahilim. Olayım eve paketlerle gelip, onları hemen denemek olduğu için internetten siparişle pek mutlu olabilecek bir bünye değilim. Kaldı ki, security konusunda da pürcahilim, alım araştırması konusunda da bir o kadar sıkılganım.

Geçen hafta yaşadığım tecrübe sonrasında da böyle kalmaya bir süre daha muhtemelen devam edeceğim. Ucuz ürün alıcam diye saçma sapan (muhtemelen tek müşterisi olduğum) bir firmadan ürün almak suretiyle, kıytırık diye tabir edeceğim ( yahoo maillerim) iki mail accountumun hacklenmesine vesile oldum. Kıytırık e-mail diye, alışveriş sitesine de aynı şifreyi verince, birçok arkadaşımı , daha da kötüsü eskiden arkadaş olduklarımı mail bombardımanına tuttum. Dünyanın en zor şifre değiştirien e-maili olan yahoo sayesinde ciddi efor sarfedip, şifremi değiştirip, üstüne de tüm contactlarımı silsem de; bir kere bu dünyaya küstüm. Daha da sanal alemlere güvenip, ismimi bile vermem.

Alışveriş derken, bünyemde barınan ve köklerinin ananeme dayandığını düşündüğüm “hediye beğenmeme” halinin aslında ailemin tüm eşrafında olduğunu farketmek, beni fazlasıyla üzüyor. Çünkü hediyesi beğenilmeyen bu sefer ben oluyorum ve bir hediye almak için de kırk kere düşünüyorum ki; ne olursa olsun alınacak bir şey için maksimum 3 dakika düşünmeyi severim.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;
  • Maceralarım sadece alışveriş ekseninde değil, geri kalanları da aklımda kalırsa ilk fırsatta başka bir yazı konusu yapmak planlarındayım.
  • Eyüp Can ve Gina günlüğü diye bir nefret köşesi açmam pek yakındır ama nefretim iyi ifade etmek için kendisinin o artistik patinaj fotoğraflarını nasıl çekerim bilemiyorum.
  • Mirgün Cabas- Tuba Ünsal birlikteliği ya da dedikoduları için halen bir yazı yazmamış olmam ise, tamamen kesin verilerle konuşmak istememdendir. Her şey bu kadar su yüzüne çıkmışken; beraber bir fotoğraflarını görmek için de pek bekleyeceğimizi sanmıyorum.

Hiç yorum yok: