23 Nisan 2012 Pazartesi

"ne kadar yoksam o kadar iyi ama görünmez olamam"



                                       

turist ömer gurbet yollarından bildiriyor;

1 haftalık tur-istik tatilimin Prag kısmını nihayete erdirip, Viyana'ya doğru yol alırken gezdim, gördüm yazımı da eksik etmem felsefemle buyrun size seyahat notlarım ve kişisel dertlerim:
Pazartesi günü tam bir çileyle başladı. Bayram değil, tatil değilken havalanının acayip bir şekilde kalabalık olması ve bu kalabalığın fevkalade kötü bir şekilde yönetilmesi sonucunda 1.45 dk da check-in yapabildik. Havalanına 3 saat önce gelmeseydik ve uçağı kaçırsaydık kısımlarına, o andan uzaklaşabilmenin huzuruyla hiç girmiyorum. Buna rağmen fırsat buldukça çile ve dramı anında çeken içimdeki güce de feci şekilde küfrettiğimi ifade etmeliyim.
Önce uçağın yarım saatlik rötarı, ardından uçak içinde geçen uzunca zaman sonrasında kalkabilince dakika bir gol bir gecikmemizi yaşadık. Sonrasında turdaki kişilerin havalanında biraraya gelmesini beklerken de enerjimizin epeyce bir damlasını tükettik.


Sonrasında saçmasapan bir havada bir tur klasiği olan panoramik geziyi gerçekleştirdik. Son dakikada aldığım şahane paltom sayesinde soğuk hava şartlarına en uygun kişi ben olsam da, dondum. Karasal iklimin rüzgarla birleşmesi sonucunda Prag bize güzel bir hoşgeldin dedi. Yorulduk ama yılmadık, geri kalan tüm zamanda bolca yürüdük, bolca gezdik. İnternetten arattığımızda, Prag'a dair bolca blog yazısı okuduğum için şurayı görün burayı görmeyin'den ziyade, ziyaret ettiğim mekanlara dair notlarımı iliştirmeyi daha anlamlı buluyorum.

Buyrun size yeme içme notlarım;
  • Uyuz bir insan olmam münasebetiyle ilk akşam yemeğini riske atmayarak Kogo isimli bir italyan restoranında yemek yedik. Bildiğimiz sade italyan restoranı dekorasyonuna sahip mekanın yemekleri maalesef pek kötü ve yağlıydı. Fiyatları ortalamanın üstü.
  • U vejvodü adlı Pub'sa yerel bir birahane. Her masasında, bizim eti crax'lerin daha büyükleri asılı ve kım kım yiyebiliyorsunuz bunları. Yerel çek yemekleri de olan pub'da fıçı biraları içip, maçınızı izleyebilirsiniz. Benim için en kötüsü de, isterseniz sigara içebilirsiniz ki, bu noktada Prag'dan pek muzdarip olduğumu da belirtmeliyim. Fiyatlar gayet uygun.
  • Cukrkacalimana, Charles Köprüsü'ne yakın gayet de güzel bir braserrie. Yediğimiz yemekleri gayet de lezizdi. Tek kötü yanı kredi kartı kullanılamıyor olması. Köprüye yakın dedim ama bulması kolay mı tartışılır. Biz harita dilinden konuşmaya başladığımız için köprüden sonra ikinci sol diye tarif etmem biraz zor olacak. Fiyatlar ortalama sayılır.


                                                                              
  • Cafe Slavia, şehrin en şahane yerlerinden biri olan eski tiyatronun hemen karşısında, tam bir corner mekanı. Bir vakitler Nazım Hikmet'in de gitttiği kafe olan Slavia'da zaman sıkıntınız olmasa, bütün gün oturup, kahve içip gazetede okuyabilirsiniz.  Fiyatlar gayet uygun.
  • U Zeleneho Cafe, kaleye doğru giden yolda bir minik ve sempatik kafe. 4-5 masası ya var ya yok. Yeşil Çay içmek için girdiğimiz mekanın çaylarını sevmesem de, kaleye çıkıp yorulmuşken dönüşte dinlenmek için pek sempatik bir yer olduğunu söylemeliyim.
  • Prag'da içtiğimiz en güzel biranın sahibi olan Medvidku de pek popüler bir bar. Prag rehberlerindeki fotoğrafları ile kendisi epey farklı olsa da, birası güzel. Tabi barda otururken, o bardakların yıkanışını (daha sonrası yıkanamayışını) izleyince, içtiğiniz boğazınızda da bir güzel düğümleniyor. Söz konusu bira olduğu için tahmin edeceğiniz üzere fiyatlar uygun.
  • Monarch ise, iş çıkışı takılmak için gidilecek bir güzel şarapçı. Mekan gayet ferah, şaraplar ve peynir çeşitleri bol. Mamafih, peynir fondüsü gibi bir atıştırmalık sayesinde, mekanın pek fena koktuğunu da uyarı niteliğinde yazmalıyım.  Fiyatlar da fevkaladenin fevkinde.
  • Geleneksek çek yemekleri için gittiğimiz Stoleti de kötü bir yer değil ama pek manalı da değil. Kaldı ki tüm Prag için söyleyebileceğim şey, buralarda tavuk yemeyin. İtalyan restoranına da gitseniz, çek birahanesine de gitseniz, hepsi anlamsız tada sahip ve ağır bir aromaları var.
  • Yine kötü tavukla midemin içine eden bir başka mekan da Hyberia. Kendisi  Kempinski'nin karşısında, gayet de büyük bir mekan. Garsonlarının ingilizce bilmeyenleri bize denk geldiği için, diğerlerinin de öyle olup olmadığı hakkında yorum yapmayacağım. Bir de et ağırlıklı yemekler, yavaş servisle de birleşince epey bekliyorsunuz bunu da kan şekerinizi gözönünde bulundurmanız için söylemeliyim.
  • Güzelleşen havayla birlikte, gezinin en keyifli vakitlerinden biri Charles Köprüsü manzaralı Lavka'da güneşi batırdığımız vakitler oldu. Hava da güzelse, mutlaka gidin bir şeyler için diyebileceğim cafe, haliyle nehrin kenarında.
  • Turun sonunda Paris sokağında yediğimiz Barock ise Prag'a göre lüks bir cafe restoran. Prag standartlarına göre pahalı bir mekan. Farklı mutfak çeşitleri olduğu için benim gibi yemek seçicileri kurtarabilir ama yemekleri lezzetli mi tartışılır.
  • Prag’da en sevdiğim mekan ise Savoy cafe restorandı. Otelin saçma kahvaltıları yerine gidip orada kahvaltı etmediğime çok hayıflandığım için, gidenlerin kahvaltı için de burayı akıllarında tutmasını öneririm.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlara girersem, yazının sonunu göremeyeceğinizden korktuğum için başka bir yazıda Prag'ın geneline dair fikriyatlarımı derlemeye çalışacağım..

ps. başlık şarkısı Büyük Ev Ablukada ile En Çirkini Güzellerin

Hiç yorum yok: