11 Nisan 2012 Çarşamba

"hayat kaçık bir uykudur"

Obsesif kimliğim ve ben, nihayetinde Cumartesi günü fikriyatımın benzeri olan bir güneş gözlüğüne kavuştuk. Bu vesilesiyle Doğubank’ın optik esnafı ile tanışan biri olarak söyleyebilirim ki, enflasyon olmayan bir ülkede nakit paranın da değeri kalmıyor sayın okur. Bu sebeple, ay orası ucuzmuş diye kendinizi hiç heba etmeyin. Evet biraz fiyat farkı var ama o da, sabrederseniz normal mağazalarda sezon sonunda elde edeceğiniz rakamlar kadar. Ve bazı niş ürünleri (benim aradığım gibi misal) orada bulma şansınız da yok. Şahsen pazarlık payı bırakmayan burunlarından kıl aldırmayan tavır münasebetiyle doğubank’ı çizdiğimden, daha 2 ay öncesinde burun kıvırdığım Atasun Optik’e bağrıma bile basabilirim (indirim de o stella mccartney bulursam, önceden yazdığım tüm satırları da yutabilirim).

Bu arada aldığım gözlüğün markası nedeniyle, nefret ettiğim desenlerde bir gözlük kılıfına sahip olmak da, “malumafatrus büyük konuşuyor ki, sonrasında boyunun ölçüsünü alabilsin” faaliyetlerim kapsamında yerini aldı.

Artan hava sıcaklığı ve bunun paralelinde artan insan yoğunluğu üzerine söyleyeceklerimi az çok tahmin edersiniz. Okullar kapanana kadar hafta sonu şehirden uzaklaşabilenler benim gözümde şanslı azınlıktan. Yok ben şehirde kalıyorum ama trafikle, kalabalıkla hiç uğraşmadan keyfime bakabiliyorum diyenlerse idolüm olabilir. Kendilerinin mail aracılığıyla bana yol göstermelerini rica ediyorum.

Son zamanlarda takıntım, mahalle aralarında terk edilmiş araçlar. Öyle ki, aracın lastikleri inmiş, camları kırık ama yine de öyle duruyor. Bu araçlar çalınıp, sonra alakasız yerlere mi parkediliyor bilemiyorum. Normal bir aracın sahibinin arabasını evinin önünde kaderine bu şekilde bırakmasını da aklım almıyor. Hele ki evinizin önünde duran arabayı bile çeken trafik vakfı, nasıl oluyor da bu araçlara müdahale etmiyor, kendilerinin bir aracı çekmesi için sahibinin arabasını yerinde bulamayıp, panik olması şartı mı var diye ilgililere soruyorum.

Nihayetinde, canımın içi Redd yeni albümün lansman tarihini ve albüm ismin açıkladılar. 5 Mayıs’ta Garaj İstanbul’da olmam biraz zor gözükse de, albümü sevmeye şimdiden hazırım. Oysa ki albüm, “hayat kaçık bir uykudur” diyerek benimkiyle düpedüz tezat bir iddiayla çıkıyor. Bu mantıkla benim hayat bilgisi otur yavrum sıfırdan öteye gitmez. Uykusuzluk denilen şey’i sanırım 7-8 yıl öncesinde bir yerlerde bıraktım ben.

Tabi şu da var, tam da bu iddiaları twitter’a taşıdığım gece, tuhaf olaylar silsilesi nedeniyle uykusuz kalmam da, “ortada bir beklenti varsa, onun gerçekleşmemesi için aksi yönde bir şeyler mutlaka olur” teorimin ispatı oldu. Kaldı ki sabahın kör karanlığında kalkmam gereken bir işim olmasa, gece saçma sapan zamanlarda kitap okuyarak ya da film izleyerek sabahlamayı isterdim. Gelin görün ki, hafta sonu kendi manyaklığımdan olmak üzere sabahın köründe uyanıyorum ve millet nasıl bir nazar ettiyse, artık hiçbir şekilde kitap okuyamıyorum.

Ve Pazartesi günü gurbet ellere gidecekken, henüz bir vize sahibi olamamış üstüne kalacağı oteli bile belli olmayan bir faniyken panik yapmalı mıyım, her şekilde bukadar yorgun ve bezginken bir hafta uzaklaşacağımı umut edip kendimi mi kandırmalıyım bilemiyorum.

Bu tatil sürecinde şu şarkıları dinleyip, bu kitapları oku iyi gelir ; Orta Avrupa bu mevsimde soğuktur, sıkı giyin, pişersin öğlen sıcağında ince ince ama kat kat giyin , şuraya git karnın doysun aç kalma gibi önerilerinizi de şeklen iki ruhen dört gözle bekliyorum.

1 yorum:

medikal çeviri dedi ki...

Çok güzel yazı olmuş...