23 Nisan 2012 Pazartesi

"bir yanıp bir sönerken hiç gitmemiş gibi ışıklar"




Bir önceki yazıdan Prag'a dair çıkartılmayacak sonuçlar;

  • Aksini söylesem beni ne kadar kaile alırsınız bilmiyorum ama Prag bence gayet güzel bir şehir.
  • Gitmek için kış ayını seçenlerin medeni cesaretini tebrik ederim ama ben Mayıs ayının ikinci yarısında gitmenizi öneririm. Tabi orada da önceliğinizi belirlemeniz önemli. Sıcak havada gezmenin fırsat maliyeti turistik kalabalık, daha sakin zamanlarda gitmenin maliyeti ise soğuk olacaktır.
  • Sanat tarihi okuyanlar için bir cennet olan Prag'ı ziyaret etmek için kısa bir tarih araştırması yapmak benim gibi cahil turistlerin aklına, seyahat sonunda geliyor maalesef. Hiç bilmeyenler için Prag’ın barok ve gotik mimarisi farkını görmek için ideal bir şehir olduğunu belirtmeliyim.
  • Özellikle geceleri gotik mimarisinin yarattığı o gerilimi yaşamayan bilmezJ Özellikle tüm binaların üzerinde yer alan figürlerin, geceleri canlandığı gibi bir senaryoyla, hayal gücünüze epey iş çıkıyor.
  • Prag da söz de Avrupa Birliği ülkesi olsa da, para birimi olarak Krona kullanılıyor. Bir Euro, 240 Kr, 1 TL de yaklaşık 10 Kr. Para brimi TL'ye göre değerli olmasa da, turistik bir şehir olduğu için çok da ucuz diye bir şey söylemek mümkün değil. Exchange ofislerde dikkatli davranmakta fayda var. Bazı mekanlarda exchange limiti var. Yani 100 euro bozduruyorsanız, 22.2'den ama 1000 euro bozdururken 23.3'den bozdurabilirsiniz. Keza taksi konusunda da bir standart yok. Yoldan bindiğiniz, duraktan çağırdığınız gibi farklı kriterlere göre farklı tarifeler açılmaktaymış.
  • Garsonlar ve asık suratlılığı hakkında kendimi nasıl hazırladı isem artık, çok da rahatsız olmadım pek tavırlardan. Empati yaptığımda da, Türkiye'de 5 dakika beklemekten ötürü kızdığım garsonlara ne kadar haksızlık yaptığımı düşündüm. En güzel uygulamalardan biri, bahşiş için de kredi kartına rakamı sizin girebilmeniz. Bu sayede bozuk yok utancıyla, bir dahaki sefere artık tesellisi ile uğraşmanıza gerek kalmıyor.
  • Otobüs, tramway ve metrolar için tek bir bilet uygulaması var. Hiçbir yere bilet atmıyor, kimseye bilet göstermiyorsunuz. 30 ,60,90 dk ve 1 günlük biletler var ki, en mantıklı 1 günlük bilet. Bu sayede istediğiniz tramwaya binip, şehrin her noktasına gezerek gidebilirsiniz.
  • Metro hattında 3 line var. Benim en şaşırdığım şey ise gayet eskilerden kalma yürüyen merdivenlerin hızıydı. Taksim ve şişhane metrosunda da bu hızı yakalamak en özendiğim konulardan biri oldu.
  • Tabi bu tramway, metro otobüs hatları hakkında bilgi sahibi olabilmeniz için, iyi bir rehber kitabı size fazlasıyla yardımcı oluyor. Biz daha önce seyahat eden bir arkadaşımızda olan rehberle hareket ettik ve önerdiği tüm mekanları da gayet beğendik. Tüm rehber kitapları böyle midir bilmediğimden seyahat öncesi araştırmacı gazeteciliğin her şekil ve şartta kazandığını hatırlatmalıyım.
  • Hemen hemen her cafenin wireless’i var ki, benim gibi internet bağımlısı biri için şehre dair en güzel şey de buydu.
  • 2.5 milyon nüfuslu Prag’ın yılda 20 milyon turist alırken, Türkiye’nin tümünün 25 milyon turist almasını hala aklım almıyorken; turiste doymuş olmanın da satıcılarda yarattığı tokluğu Türk kafası ile anlamlandıramadım. Bizim ülkede turiste doyabilecek bir yerlerin başında gelen Mısır Çarşısını kafamda canlandırsam da aklıma “ısrarcı olmayan” yoldan turist çağırmayan pek örnek gelmedi. Her şeyin orta noktası ideal olduğundan, benim tarafım ne öyle ne de böyle olsun sempatik vefakat ısrardan uzak satıcılardan yana.
  • Hediyelik eşya konusunda ise süregelen Çin ekolü nedeniyle, “aman da çok şahane ürünler” aldım diyemedim. 2-3 dükkan dışında tüm hediyelik dükkanlarda aynı mantık geçerli. Fiyatları da pek farklı değildi. Manufactura denilen mağazalar ise, bana daha sempatik geldi.
  • Turistik şehir olduğunu iddia eden Prag’ın özellikle ulaşım araçlarında ve genel kullanım noktalarında İngilizce’ye pek sıcak bakmaması da bana absürd geldi. Amaç ülkemize gelen, dilimizi de anlasın mantığı ise, ben de bayılmıyorum ama şu dünyada İngilizce diye bir gerçek olduğunu birilerinin Prag’lılara anlatması lazım.

Şehirde geçirdiğimiz 3 günün sonunda;

  • Sokaklarında bir adet kedi görmemişken,Prag’ın kedi ile bu denli kafasını bozmasını anlayamadık.
  • Meşhur kaplıcalar kentine (Karlovyari) turdan uzak durmak ve uzun yol nedeniyle gitmedik.
  • Genel olarak iki adet köpekle gezme ekolünü anlamlandıramadık.
  • Prag’ın kızları pek güzelmiş efsanesinin de büyük yalan olduğunu yerinde görüp test ettik.
Kişisel dipnot; Turun daha ortasına gelmemişte olsak, Prag'daki otel seçimiyle tur şirketimiz Jolly Tur'u da çizdiğimizi itiraf etmeliyim. Sanırım 2 ay öncesinden aldığımız tura dair kalacağımız otelleri seyahatatten 2 gün önce öğrenebildik. Ve sözde 4 yıldızlı olan şehirden ve hijyenden uzak, hostelden farksız bir otelde kaldığımız için, önümüzdeki ülkelerde başımıza neler gelecek daha korkusu içindeyim.


ps. başlık şarkısı En Güzel Yerinde Evin ile Büyük Ev Ablukada

Hiç yorum yok: