24 Nisan 2012 Salı

"aşar bizi ömrün boyu dalgalar gibi, boğuşmak zor cebimizde taşlarla"





Güzel Şehrin güzel hatıraları;

Viyana’da Prag’dan farklı olarak bir rehberden ziyade, orada yaşamış arkadaşlarımızın önerileri ile seyahat edip, kısa zamanda pek güzel yerleri görebildik. Şehirde özgür olur olmaz (bknz. turun ortak hareket etme sorunsalı) soluğu Cafe Diglas’da aldık. Stephansplatz’a yakın sayılabilecek bu cafe’de (restoran olarak da düşünülebilir) kahve ve tatlıyla Viyana’ya merhaba dedik . Yediğimiz tatlılardan biri bana göre Avusturyalıların kaymaklı ekmek kadayıfı. Tatlı seçimini yapmak için vitrine baktığınız da şekli itibariyle Scheiterhaufen siz de bir merak uyandırırsa, yanında içeceğiniz şeyin şekersiz olmasını, glikoz oranınızı göz önünde bulundurarak öneririm.

Viyana’da kahveler için güzel diye ek bir yorum yapmaya gerek görmeden, her türlü kahvenin yanında su getirildiğini ve çeşmeden de su içilebildiğini, gurbet ellerde erikli su’nun tadını özleyenler için müjde niyetine verebilirim.

 
Bizim için döner geleneksel yemek, İskender İskenderoğlu da bu işin en meşhuru ise, Viyana için de Schnitzel ve Figlmüller aynı denklemde. İki şubesi olan mekanın birinde yer bulamazsanız garsonlar size diğer yeri tarif edecektir. Etmezlerse de zaten işaretlerle yakındaki diğer şubeyi kolaylıkla bulabilirsiniz (viyanaya gidip orada schnitzel yemeyen Türkleri dövüyorlarmış)Figlmüller, bir nevi esnaf lokantası sadeliğinde, ekstra bir hadiseye girmeden schnitzellini satıyor. Fiyat konusunda yorum yapmam euro  etkisi ile çok mantıklı olmayacağından, akşam yemeği için aklınızda bulunacak yerlerden biri olmasını öneririm. 
Prag’a göre daha iyi bir otelde kalsak da, otel kahvaltılarından nefret ettiğimiz için Viyana’da teknik üniversiteye yakın Breakfast Club’da kahvaltımızı yaptık. Bulması bilmeyenlere göre biraz zor olabilecek mekanda,  farklı çeşitlerde kahvaltı olduğu için domates zeytine özleminizi gidebilirsiniz. Omletlerinin de şahane olduğunu ayrıca belirtmeliyim ki, 1.5 günlük gezide azmedip neden orada kahvaltı ettiğimiz anlaşılabilsin. (bende yarattığı çağrışım, Beşiktaş’taki kahvaltı evleri)

Apfel  strudel’imizi  de şehrin meşhur mekanlarından Landtmann cafe’de(Rathaus parkının karşılarında bir yerde) yedik. Tur rehberimizim şehrin en pahalı cafesi diye uyardığı mekan, mevzu bahis kahvaltı ve tatlı olduğunda bence ekstra pahalı değil. Tarihi ve eski müdavimleri nedeniyle entelektüel cafe diye tabir edilen mekana  da gönül rahatlığı ile gidin görün diyebilirim. (Yerleşim ve konsept olarak bende yarattığı izdüşüm; hiç gitmesem de İstinyepark Masa)
Prater bölgesinde yer alan lunapark’ı görmeye gittiğimiz de ise, yaşlandığımız gerçeğiyle bir kez daha yüzleştim. Ben ki, vakti zamanında macera adı altında her türlü oyuncağa atlardım, orada sadece bakakalıp bir de oyuncaklarda olanlar için endişe ettim. Bu noktada Lunapark şehre  en azından turistik bölgeye uzak olsa da gidip görmenizi, neden İstanbul’da böyle bir yer oluşturamıyoruz biz diye de hayıflanmanızı öneririm (Tatilya’nın ruhuna selam olsun) Bir de karnınız çok açsa, Schweizerhaus’da mola verip önce gözünüzü sonra da midenizi doyurmanızı önerebilirim. Domuz kaburgası ile meşhur mekanda tavuk ve et schnitzel de yeme şansınız mevcut. Tabi yediğiniz bu yemek muhtemelen günün son yemeği olacaktır, bu uyarıyı da diğer planlarınızı göz önünüzde bulunmanız için vermeliyim. Mekanın çok kalabalık ama buna rağmen gittiğimiz onca yer arasında en hızlı servisi yapan yer olma ironisi de not düşmeliyim.
Bunun dışında Museum Quartier’in içinde bir şeyler içmek için gençler tarafından tercih edilen mekanlara da pek kanımız ısınsa da sadece Corbacida ( sahibinin Türk olma ihtimalini siz hesaplayın) bir şeyler içip, şahane tatlılıkta bir garsonla tanışma fırsatı bulduk. (genel konsept benzeşmesi; Santral İstanbul; Tamirhane ve Otto Santral)
Garson demişken, Viyana’da istinasız her mekandaki garsonları çok sevdiğimi de, Viyanalılar Türkleri sevmez önyargısına inat vurgulamalıyım.
Bir de içinde bir yerde oturamasak da Teknik Üniversite yakınlarındaki Naschmarkt ‘ı da gezilecekler listenize eklemeniz gerektiği görüşündeyim. ( bendeki izdüşümü daha düzenli Beşiktaş Balıkçılar Çarşısı  veya İstinyepark çarşı) 
Bununla birlikte;
Çoğu mekanda kredi kartı kullanılmadığını;
Biletlerin Prag’daki usuldeki gibi, sadece aktifleştirilerek (tarih ve saat ibaresinin bir makine aracılığıyla üstüne yazılması) kullanıldığını;
Taşımaya haliniz ve yeriniz varsa, gayet ucuz şarapların marketlerden bulunabildiğini;
Havasının insanı maymun edebileceğini ve İstanbul’un havasının Orta Avrupa havasının yanında istikrar abidesi gibi kaldığını da belirtmeliyim. 

ps. başlık şarkısı Ne Var Ne Yok ile Büyük Ev Ablukada

Hiç yorum yok: