3 Mart 2012 Cumartesi

"benim zaman başka türlü akıyor"

İtalyan mutfağına ilgim malumunuz...Domates soslu olmadığı sürece her türlü makarnayı ve pek tabiki ravioliyi her gün yiyebilecek ilgi ve alakaya sahibim. Papermoonu görmeden bunu söylemek mümkün mü bilmiyorum ama İstanbul, İtalyan restoranları açısından gayet başarılı bir şehir bence. Özellikle minik ve dekorasyonu ile kendine özgü mekanların hastasıyım. Bu bağlamda Şişhane'deki Da Vittorio'yu sanırım bir numarama koyabilirim. 
Aksi olmasını çok istesem de Arnavutköy'de balıkçı hegomanyasını yıkmak pek mümkün olmuyor. ( Bodrum Mantı, Girandola'yı ayrı tutabiliriz) Bu nedenle Arnavutköy'de bir İtalyan restoranının varolması beni gerçekten çok şaşırttı ve ilk müsait vakitte bu nedenle yolumuz Antica Locanda'ya düştü. Antica Locanda, güzel ve sade bir dekorasyona sahip. Çok büyük bir mekan değil kaldı ki bu şart da değil. En huysuz günümde ziyaret ettiğim için her şeye dırdır etsem de itiraf etmeliyim gayet tatlı bir mekan Antica. Gelin görün ki, menüsünde ravioli ve sufle olmayan İtalyan restoranına ben İtalyan restoranı demem.  Tabi benim bu fikrim kimseyi bağlamadığından, locanda'nın gayet rağbet gördüğünü de belirtmem lazım. Bu nedenle gitmek isteyenlerin önceden rezervasyon yaptırması neredeyse şart. Fiyatlar için de ortalamanın üstünde notunu düşerek, haftalık gurme notumu nihayete erdirebilirim.
Hayatımın amacı sadece yemek değil arada kültürel faaliyetlerde de bulunuyorumu ispat etmek için de, kusburnu family ile gittiğim Supernova'ya dair de görülerimi sıralamak isterim. Supernova'ya bilet alırken, farklı da olsa bir tiyatro oyunu izleyeceğimizi düşünmek bildiğin hataymış, oyunun sonunda bunu ziyadesiyle anladım.  Bence kesinlikle vurgulanması gereken şey, Supernova'nın bir performans olduğu. Bu durumda siz de izlediğiniz oyuncuların kondisyonuna, vücutlarındaki değişime, izleyici ile o derece içli dışlıyken gösterdikleri konstrasyonuna vay be diyin. Aksi halde, kusburnu gibi mekanı terkederken asabiyet yaparsınız benden söylemesi.


Bendeniz, olayın sportif yanıyla ilgilenince, yazık oldu 75 dakikama demedim açıkçası. Bir de dediğim gibi sahneyle iç içe olmak, insanın dikkati kesinkes ayakta tutan bir şey. Tabi bir de ip atlama sahnelerinde, o ip elinden kayarsa biteriz biz korkusu var ki, o da oyuun başlarında sizi gayet enerjik olmaya zorluyor.
Ben ki vakti zamanında, Hakan Kurtaş için ne çirkin çocuk demiş biriyim, bu performansla fikriyatım bir güzel altüst olduğunu da tükürdüğümü yalamak kapsamında itiraf etmeliyim. Hepsinin özellikle kol kası yaptığı oyuncuların arasında Hakan Kurtaş, uzun boyu ve fit vücudu ile "yıldız" gibi parladığını diyeceğim ama kusburnu beni öldürecek diye de korkmaktayım. 
Nihayetinde, Supernova izlediğim ikinci DOt oyunu olarak, Festen Kutlama'nın kenarından köşesinden geçmez. Sporla ilgilenenler için keyifli, tiyatro oyunu izleyeceğini düşünenler içinse hayal kırıklığı olabilir notunu da sosyal sorumluluk kapsamında belirtmek isterim.

Bu yazıdan çıkartılmayacak sonuçlar;

  • Pek sevdiğimden olsa gerek, oyunu Cüneyt Özdemir ve güzel zevcesiyle beraber izledik (yanyana izledik gibi bir algı oluşmasın)Bendeniz fırsat bu fırsat; yıllar önce tiyatronun olduğu yerde film izlerken bu sefer Nefise Karatay ile beraber buradaydı, şimdiyse eşiyle, hayat ne garip ve bir o kadar da küçük diye lüzumsuz çıkarım yaptım.
  • Hakan Kurtaş, güzel insan falan dedik eyvallah, ama dünyanın en hızlı duş alan insanı değilse, kendisi bizatihi terli terli  giyinerek pop up cafeye indi, benden ispiyonlaması ( kendisinin günahını almaktaysam so sorry)
ps. başlık şarkısı Yol ile Sibel Gürsoy

1 yorum:

kusburnu dedi ki...

Yanarım yanarım boşa giden 75 dakikama değil de boşa giden 50 TLme yanarım.. Susuz kalmış olmak da Gmall'a fena küfrettirdi şahsımı, asabiyetim biraz da susuzluğumdan..